Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BİLGİNİN YÜKÜ: AHLÂK

BİLGİNİN YÜKÜ: AHLÂK

featured

BİLGİNİN YÜKÜ: AHLÂK

Bilgi, tek başına insanı olgunlaştırmaz; onu yücelten şey, ahlâkla yoğrulmuş olmasıdır. Bilgi, kişinin kendisine, topluma ve insanlığa karşı sorumluluk duygusunu artırmalı; bireyi daha duyarlı, adil, hayırlı ve erdemli biri hâline getirmelidir. Aksi takdirde bilgi, sadece zihinsel bir yük olarak kalır.

Bu noktada Şeyh Sadi Şirazi’nin şu sözü, bilgi ahlâkının özünü ortaya koyar: “Ne kadar okursan oku; bilgine yakışır şekilde davranmadığın sürece, cahilsin demektir.” Bu söz, bilginin sadece zihinsel bir birikim olmadığını, aynı zamanda ahlâkî bir duruş olduğunu vurgular.

Bilgili olmak, bildiğini yaşamak ve bildiğiyle güzel örnek olmak demektir. Aksi hâlde, bilgi kişiyi yüceltmek yerine onu kibirli, sorumsuz ve hatta zalim bir hâle getirebilir.

Hz. Ali (r.a.), bilgi-sorumluluk ilişkisinin manevi boyutunu derinleştirir: “İlim, amel ile; amel, ihlâs ile; ihlâs ise Allah korkusu ile olur.” Bu söz, bilginin ahlâkî bir zincirle anlam kazandığını gösterir.

İlim amelle, amel samimiyetle, samimiyet ise Allah’a duyulan derin saygı ve sorumlulukla anlam kazanır.
İslâm, insanların ve toplumların bilgiyle, hikmetle donanmasını ister. Bizler, bilginin hikmetle birleştiği, ilmin irfanla yoğrulduğu, âlimin ahlâkla bezendiği bir medeniyetin mirasçılarıyız.

Bugün bilgi, iletişim teknolojileriyle hızla yayılıyor; ancak bu yayılma, bilginin derinliğini ve anlamını zayıflatabiliyor. Bilgi, enformasyona; enformasyon ise çoğu zaman eğlenceye dönüşüyor. Bu gelişmeler, bilgi kirliliği ve “enformatik cehalet” gibi yeni sorunları beraberinde getiriyor.

Daha çok bilgi sahibi olmak, daha ahlâklı, erdemli ya da daha doğru olmak anlamına gelmiyor. Şu soruyu sormak kaçınılmaz oldu. Dinden ve ahlâktan uzak bir bilgi, insanlığa ne kadar umut ve huzur getirebilir?

Aklın ilerlemelerine tanık olan çağımız, aynı zamanda aklın kötüye kullanımının da en çarpıcı örneklerini gördü. Ahlâktan kopmuş bilgi insanlığa umut değil, tehdit getirir.
Bilimsel gelişmeler, barışa hizmet etmek yerine çoğu zaman savaş ve çıkar çatışmalarına araç oldu.

Seküler bilgi anlayışı, insanlığı bencillik ve tüketim hırsıyla karşı karşıya bıraktı. Ancak dinî bilginin de bireysel ve toplumsal hayatta ne kadar ahlâka ve sorumluluğa dönüştüğü, ayrıca tartışmaya açıktır.
Bilgi, sahibine sorumluluk yükler.

Unvanı veya mesleği ne olursa olsun, bilen insan ahlâklı davranmakla yükümlüdür. Bilginin her adımı, vicdan ve erdemle şekillenmelidir.

Bilgi, tarih boyunca ya zulmün sürmesine aracılık etmiş ya da hakikatin ve adaletin sesi olmuştur.

Sadece mevcut düzeni korumaya yarayan bilgi, çoğu zaman haksızlıkları örtbas eder. Oysa bilgi, Hakk’a ve hakikate hizmet ettiğinde kıymet kazanır.

Bilim insanı yalnızca gerçeği aramakla kalmaz, aynı zamanda onu adil, dürüst ve sorumlu bir şekilde savunmakla da yükümlüdür. Aynı zamanda cesur, açık fikirli ve ön yargılardan uzak durmalı, eleştiride adalet ilkesini gözetmeli ve bilgiye ahlâklı bir şekilde yaklaşmalıdır.

Bilgi, davranışla bütünleşip pratik hayata yansımadıkça ne anlam taşır ne de fayda sağlar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Allah’ım, faydasız bilgiden sana sığınırım.” (Tirmizî, Deavât, 68) diyerek, bilginin sadece bilgi olarak kalmasının tehlikesine dikkat çekmiştir.

Benzer şekilde, ilmin niyetle olan ilişkisini açıklarken şu uyarıda bulunur: “Allah’ın rızası için öğrenilmesi gereken bir ilmi, sadece dünya menfaati için öğrenen kimse, cennetin kokusunu bile alamaz.” (Ebû Dâvûd, İlim, 12)
İmam Gazâlî de bu yaklaşımı destekler: “Biz ilmi hakikati bulmak için öğrenirdik; şimdi ise insanlar kendilerini göstermek için öğreniyor.”

Bu anlayışa göre, gerçek âlim; bilgiyi makam, gösteriş ya da tartışma aracı olarak değil, hakikate ulaşmak ve insanlara faydalı olmak için edinir.
Nitekim Ebû Hanîfe’ye göre de ilim, insanı Allah’a yaklaştırmalı ve topluma hizmet etmelidir.

Bilgi kalp ve ahlâkla birleşmediğinde insanı yüceltemez. Mevlânâ bu hakikati şu sözle pekiştirir: “Nice bilgili var ki, bilgisiyle kendini yaktı; nice cahil var ki, kalbiyle hakikate ulaştı.”

Aziz okuyucu! Bilgiyi sadece bir araç olarak değil, ahlâk ve sorumlulukla bütünleşmiş bir değer olarak görülmelidir.

Bilgi, sahibini yalnızca bilen değil, hisseden ve sorumluluk taşıyan bir insan hâline getirmelidir. Aksi takdirde bilgi, kibir üretecektir.

Hakikat, sadece bilinmekle değil, yaşanmakla anlam kazanır. Bugün Müslümanlar olarak bize düşen görev bilgiyi sadece öğrenmek değil, onu ahlâkla yaşamak ve yaşatmaktır.
Sahi! Bildiğin kadar ahlâklı mısın?

Kemal Kahraman 

BİLGİNİN YÜKÜ: AHLÂK
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.