Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. BİR SINAV, BİR DERS

BİR SINAV, BİR DERS

featured

BİR SINAV, BİR DERS

Kemal Kahraman

Bugün bir sınava katılacağım. İçimde tarif etmekte zorlandığım bir hâl var: Hem kaygı hem heyecan… Zihnimde peş peşe düşünceler dolaşıyor; “Acaba sorular zor mu olacak? Çözebilecek miyim? Ya çözemezsem?” diye kendimi sorguluyorum.

Gerçi önceki yıllarda çalışmıştım. Fakat o çalışmaların bugün bana ne kadar fayda sağlayacağı meçhul. Bu sınavda başarılı olursam elde edeceğim fırsat, mükâfat ve imkânlar zihnimde büyüyor, ya başarılı olamazsam, o nimetlerden mahrum kalma ihtimali içimi daha da daraltıyor. Aileme, arkadaşlarıma ve meslektaşlarıma mahcup olmak ve sınavda başarılı olanların elde edeceği makam ve fırsatları kaçırmak düşüncesi kalbimi sıkıştırıyor. Düşündükçe kaygım artıyor; kaygım arttıkça zihnim daha çok konuşuyor. Ve kendi iç sesimin gürültüsü altında kalıyorum. Ve acaba sınava girmesem mi?

Oysa sınava hazırlanmak için önümde uzun bir zaman vardı. Bu süre zarfında gece gündüz çalışmam gerekmiyordu.

Dinlenebilir, gezebilir, günlük işlerimi yapabilir; sadece her gün az da olsa düzenli bir şekilde derslere vakit ayırmam gerekiyordu. Fakat ben her defasında “Yarın çalışırım, haftaya başlarım, daha vaktim var, şu işi halledeyim sonra bakarım” diyerek erteledim. Derken zaman sessizce aktı ve ben fark etmeden o zamanın içinden geçip geldim. Şimdi ise sınav günü kapımda.
Şimdi “Keşke…” diyorum. Bu kelime de ne ağır bir yükmüş…

Kendime kızıyor, bir suçlu arıyorum; ama nafile… Geçmiş geri gelmiyor. Zaman, geriye doğru işlemiyor. Artık tek temennim, sınavın kolay olması ve bildiğim yerlerden soruların gelmesi.

Bugün geçici dünya için “keşke” diyorum; ya ebedî bir hayat için “keşke” demek zorunda kalırsam? Bu düşünce içimi daha da derin bir muhasebeye sürüklüyor.

Tam bu esnada aklıma geldi: Acaba Yasin-i Şerif mi okusam, başkalarına okutsam veya dua etsem faydası olur mu?

Rabbim, Mümin Sûresi 60. ayetinde: “Bana dua edin, duanıza icabet edeyim” buyuruyor. Dayanılacak tek kapı, sığınılacak tek merci O’dur. O hâlde en doğrusu O’na yönelmek, O’na tevekkül etmektir. Zira O dilerse, hiç ummadığımız kapılar açılır.

Fakat hemen ardından şu hakikat zihnime düşüyor: Yüce Allah, Necm Sûresi 39. ayette şöyle buyurur: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Bu ilahî kanun herkes için geçerlidir. Kim çalışır, emek verir, zaman ayırırsa karşılığını bulur. Kim gayret ederse yol ona açılır. Peygamber Efendimiz de “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et.” (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme 60) buyurarak, kulun üzerine düşeni yapmadan kuru bir tevekkülün yeterli olmayacağını bildirmiştir.

Demek ki dua, çalışmanın yerine geçmez; tevekkül, ihmali örtmez. Dünya sınavında olduğu gibi, ahiret için de dua ile birlikte salih amel ve gayret şarttır.

Artık sınav vakti geldi. İçeri giriyorum. Ellerim titriyor… Kalbim hızla çarpıyor… Gözlerim kararıyor, başım dönüyor, dilim kuruyor. Etrafıma bakıyorum; sanki bana yardımcı olacak birini arar gibi… Fakat herkes kendi derdine düşmüş. Kimse kimseye bakmıyor. Herkes kendi kurtuluşunun peşinde. Görevliler de oldukça dikkatli. Kurallar net. Artık kimseden yardım almanın mümkün olmadığı kesinleşti.

Artık anlıyorum: Bu yol, tek başına yürünecek bir yol.

Sınav salonunda herkesin kendi derdine düşmesi gibi, ahirette de herkes kendi hesabının peşinde olacak.

Etrafı dikkatlice süzüyorum. Bazıları benden daha telaşlı ve heyecanlı; belli ki hiç çalışmamışlar. Bazıları benim gibi; biraz çalışmış, biraz eksik kalmış. Çok azı ise sakin, dingin ve kendinden emin… Anlaşılan onlar bu imtihana hakkıyla hazırlanmışlar.
Onlara bakınca anlıyorum: Hazırlık, insana sadece bilgi değil; huzur ve güven de veriyor.

Önümdeki adayın fısıltısını duyuyorum: “Keşke biraz çalışsaydım…”

İçimden aynı cümle dökülüyor: “Keşke ben de biraz daha çalışsaydım…”
Ama artık faydasız. İş işten geçti. Pişmanlık, zamanı geri getirmiyor.
Nasıl ki sınav için ertelediğim her gün bugün pişmanlığa dönüştüyse, ahiret için ertelenen her sorumluluk da telafisi olmayan bir pişmanlığa dönüşebilir.
Ve nihayet soru kâğıtları dağıtılıyor.
“Allah’ım… Sen bana yardım et.” diye dua ediyorum.

Ama içimde bir ses daha var: Sessiz ama derin…

“Keşke, ‘Allah’ım, ben elimden geleni yaptım. Hakkımda hayırlısını ver.’ diyebilseydin…”

İşte o an anlıyorum: Asıl eksik olan sadece bilgi değilmiş…

Gayretmiş. Çalışmakmış. Disiplinmiş. Sorumlulukmuş. Bu hâl bana ders olsun. Bir daha gireceğim imtihanlara ertelemeden, bahane üretmeden, istikrarlı bir şekilde hazırlanacağım.

Ve şimdi daha iyi anlıyorum: Bugün girdiğim sınav birkaç saat sürecek ve sonucu bu dünyada kalacak. Oysa hayatımın tamamı, sonucu ebedî olacak çok daha büyük bir imtihandır. Dünya sınavları gelip geçicidir; asıl imtihan ise ebedîdir.

Bu yüzden sadece bu sınav için değil, en büyük imtihan olan ahiret için de en iyi bir şekilde hazırlanmalıyım. Çünkü ne insanlara karşı ne de beni yoktan var eden, varlığından ve birliğinden haberdar eden, bana sayısız nimetler lütfeden Yüce Allah’a karşı mahcup olmak istemem.

İnşallah diyorum. Çünkü inşa edecek olan Allah’tır.

Ama artık biliyorum ki: O inşanın içinde benim gayretim de olmak zorunda. Bundan zerre kadar şüphem yok.

Bütün imtihanlarda herkese başarılar diliyorum.

 

BİR SINAV, BİR DERS
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 29 Mart 2026, 09:59

    Sayın Şeyhime bu enfes yazıdan dolayı tebrik ediyorum ellerinden öpüyorum.

  2. 29 Mart 2026, 10:01

    Sayın değerli şeyhim, ağzına sağlık, çok güzel bir tarzda dile getirmişsiniz, sağolun eksik olmayın.

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.