Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. Fedakârlık Mı Feda Etmek Mi?

Fedakârlık Mı Feda Etmek Mi?

featured

FEDAKÂRLIK MI FEDA ETMEK Mİ?

Fedakârlık, kişinin gönüllü olarak kendisinden daha çok başkalarını düşünmesi, başkaları için veya ulvi bir gaye için kendi arzu ve isteklerinden, zamanından, malından, enerjisinden, uykusundan, rahatından, hedefinden vazgeçerek herhangi bir karşılık beklemeden ve kişisel çıkar gözetmeksizin feragat etmesidir.

Çok önemli bir ahlaki değer olan fedakârlık, çoğu zaman tahammül ve taviz ile karıştırılır. Fakat fedakârlık ne tahammül ne de tavizdir. Tahammül zorluklara veya rahatsız edici durumlara karşı dayanıp sabır gösterme durumudur. Taviz/ödün vermek ise her ne kadar anlayış göstermek anlamında kullanılsa da, esasen kişinin sahip olduğu bir şeyi/değeri, konumu kaybetmemek ya da koruyabilmek amacıyla kendi haklarının bir kısmından, görüşlerinden, inancından uzlaşma amaçlı vazgeçmesi demektir.

Bu hayatta herkes anne-baba, evlat, kardeş, akraba, dost, arkadaş, komşu, din, devlet, millet ve ümmet gibi kişiler ve değerler uğrunda fedakârlık yapmak zorundadır. Çünkü bunlara karşı fedakârane tavır sergilemek dinî¸ ahlâkî ve insani bir görevdir. Fakat yapılan fedakârlıklar mukabelesinde herhangi bir karşılık/ücret, teşekkür veya taviz beklemek doğru değildir. Eğer kişi yaptığı özverinin, iyiliğin karşılığını talep eder, bunu başa kakar veya karşı tarafı bu yolla manipüle etmeye çalışırsa bu tutum zamanla ilişkilerde olumsuzluklara yol açar. Karşı taraf kendisini yeterli hissettiği anda uzaklaşır, kaçar.
İyilik adına yapılan her fedakârlığın altında yatan temel ilkeyi yüce Allah bizlere şöyle hatırlatır: “Biz sizleri sadece Allah rızası için yedirip doyurduk, sizden ne bir karşılık beklemekteyiz ne de bir teşekkür.” (İnsan, 76/9.)
Çıkar gözetmek, bencillik, yapılan iyiliği başa kakmak, teşekkür beklemek ve manipülatif hareketler sağlıklı bir tutum ve erdemli bir davranış biçimi değildir. Çünkü karşılık bekleyerek bir şeyleri vermek/feda etmek fedakârlık değil alış veriştir. Şunu belirtmeliyim ki fedakârlık herkesin harcı değildir. Bu ancak karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyen; kalbinde iman, merhamet ve sevgi barındıran altruist bir tutuma sahip olan insanların işidir.

İnsanlığa hakkı, hakikati, doğruları iletmek ve göstermek için görevlendirilen peygamberler ve onlara tabi olanların tarihi, birer fedakârlık ve özveri tarihidir. Peygamberler Allah’ın vahyini insanlara tebliğ etmenin, onları doğru ve hak yola davet etmenin karşılığında hiçbir ücret/karşılık istemeyen, herhangi bir beklenti içerisinde olmayan hasbî ve fedakâr insanlardır. Bir erdem ve fazilet olan fedakârlığın en güzel şeklini görmek için Peygamberimizin hayatına bakmalıyız. Her konuda olduğu gibi bu hususta da O, en güzel örnektir. İslâm, O’nun ve O’nun yolundan gidenlerin göstermiş oldukları üstün fedakârlık ve özveri sayesinde bütün dünyaya yayılabilmiştir. Onlar her daim Kur’an’da geçen şu mesajı tekrarlamışlardır: ‘’Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan ancak âlemlerin Rabbi’dir.‘’ (Şuar⸠26/109¸ 127¸ 145¸ 164¸ 180.)

Tüm dostluklar, akrabalıklar, arkadaşlıklar, komşuluklar, evlilikler vesaire fedakârlık temeli üzerine kurulmalıdır. Hepimiz zaman zaman bir takım fedakârlıklar yaparız ve aynı şekilde birilerinden fedakârlık yapmalarını bekler ve isteriz. Fakat aşırı fedakârlık, başka bir ifadeyle sürekli kendini feda etmek, kendi mutluluğunu, isteklerini ve arzularını geri plana atmak, kendi gereksinimlerini ve beklentilerini göz ardı etmek, kendi duygularını bir kenara bırakarak başkalarının iyiliği, mutluluğu ve ihtiyaçları için çaba sarf etmek ve isteklerini karşılamak zamanla kişide bir takım psikolojik veya organik problemlere yol açabilir. Her konuda olduğu gibi fedakârlık konusunda da ölçülü olmak gerekir. Bu nedenle insan fedakâr olmalı fakat kendini feda etmemelidir. Ünlü İslam filozofu Farabi’nin dediği gibi, ‘’Fazla fedakârlık, kişinin kendi kul hakkına girmesidir.’’

Sevginin ve muhabbetin bir göstergesi olan fedakârlığın zirve noktası Kur’an’ın övgüyle bahsettiği bizimde bir yazımızın konusu olan îsârdır. Îsâr, “Bir kimsenin, kendisi ihtiyaç içinde bulunsa da sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanması yani başkasının yararı için fedakârlıkta bulunması’’ demektir.

Ne hazindir ki, bugün insanlık imanın ve kardeşliğin tezahürü olan fedakârlık, paylaşma, yardımlaşma ve îsâr gibi nice değerlerin getirdiği sevgi, huzur ve bereket ikliminden mahrum kalmıştır. Dahası insi ve cinni şeytanların, yalnızca kendini düşünme zihniyetinin, maddenin ve nefsinin esiri olmuştur. Hatta çıkar ve bencilliğin, cimriliğin, daha çok kazanmanın, faydacılığın, dünyevileşmenin, sekülerizmin ve diğerini yok saymayı mubah gören bir zihniyetin kıskacı altına girmiştir.

Dostlar! Eş anlamlısı özveri ve altruizm olan fedakârlık, özellikle aile içi ilişkilerde, bireysel ve toplumsal ilişkilerde hayati bir öneme sahiptir.

Sonucu ne olursa olsun bireyler arasındaki ilişkileri, dayanışmayı ve empatiyi güçlendiren ve toplumu bir arada tutan fedakârlıktan, iyilikten, cömertlikten, gönüllü çalışmalardan, çevreye duyarlılık göstermekten ve yardıma muhtaç insanlara destek olmaktan vazgeçilmemelidir.

Başkalarından sürekli fedakârlık beklemek yanlıştır. Fedakârlığı sanki hep başkalarının yerine getirmesi gereken zorunlu bir görev olarak düşünmek de doğru değildir.

Unutulmamalıdır ki fedakârlık karşılıksız yapılmalı ama karşılıklı olmalıdır. Aksi takdirde ‘’Biri ’feda’ ederken diğeri ‘kâr’ ediyorsa bu ticarettir’’ sözü doğrulanmış olur.

Sahi! Siz fedakârlık yapıyor musunuz?

Kemal Kahraman

Fedakârlık Mı Feda Etmek Mi?
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.