Kemal Kahraman

SEVMEK Mİ SEVİLMEK Mİ?

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

SEVMEK Mİ SEVİLMEK Mİ?

Kablosuz internet ağı gibi herkesi ve her şeyi birbirine bağlayan, gözle görülemeyen ve ölçülemeyen sevgi; Vedud[1] olan Allah’ın rahmet denizinden varlıklara yansıttığı en güzel ve en anlamlı duygulardan bir tanesidir.

Karşılıksız sevginin kaynağı olan Allah, her şeyi ve herkesi karşılıksız sever. Bu sebeple hiçbir ayrım yapmadan bütün canlılara, inansın inanmasın bütün insanlara maddi ve manevi rızıklar ve nimetler ihsan eder, hata yaptıklarında ve günah işlediklerinde de onları affeder.

Sev(il)mek dünyanın en güzel duygusudur. Sevgi, ruhun gıdasıdır ve sadece insana özgüdür. Eğer sevgiyi karşılık bekleyerek veriyorsak veya bedel ödeyerek alıyorsak bu gerçek sevgi değildir. Sevgi, olan değil olması gerekendir, satılmayan ve satın alınamayandır, tıpkı annelerin evlatlarına karşı olan duyguları gibi bedelsiz ve karşılıksızdır.

Allah’ı sevmek ve Allah için sevmek sevgilerin en yücesidir. Bu nedenle Hz. Peygamber, “Allah’ı size nimetler verdiği ve sizi nimetlerle rızıklandırdığı için seviniz.” (Tirmizi, Sünen, Menakıb, 31.) diye buyurarak Allah’ı sevmek gerektiğini belirtmiştir. İnsanlar da Allah’ın kendilerine olan bu sevgi ve ihsanına karşılık dil ile şükretmenin yanı sıra, O’na iman, itaat ve ibadet ederek sevgilerini gösterirler. Böylece insanlar severek sevilmek isterler.

Allah Resulü, cennete girebilmenin yegâne şartının iman olduğunu, imanın vazgeçilmez şartının ise kendisiyle aynı imanı paylaşan kardeşlerinin diline, rengine, cinsiyetine, ırkına ve yurduna bakmaksızın onları sevmek olduğunu belirtmiştir. Şöyle ki Efendimiz (s.a.s.) bir hadisinde; “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de mümin olamazsınız.” (İbn Mace, Edeb, II:1217) diye buyurmuştur.

Kıyamet gününde herkes sevdikleriyle beraber olacaktır. Onun için insanlar sevdiklerine dikkat etmelidir. İnsan öncelikle Allah’ı, peygamberini ve Onların sevdiklerini sonra da kendini sevmelidir. Örneğin Allah (c.c); sabredenleri, iyilik yapanları (muhsinin), kendine karşı gelmekten sakınanları (müttakiler), temizlenenleri, tövbe edenleri, tevekkül edenleri ve adil davrananları (muksitin) sever. Bizler de onları sevmeliyiz. Onlarla beraber;  anne ve babamızı, eşimizi, çocuklarımızı, kardeşlerimizi, akrabalarımızı, komşularımızı, iş arkadaşlarımızı, vatanımızı, milletimizi, Müslümanları, insanlığı, yaşamayı, doğayı ve doğada yer alan canlı cansız her şeyi sevmeliyiz.

İnsanlar, Allah’ın sevmediğini de sevmemelidir. Örneğin Allah (c.c); inkârcıları, bozguncuları, kibirlenenleri, müsrifleri, haksızlık edenleri (zalimler), hainleri, vefasızları, şımarıkları ve haddi aşanları sevmez. Bizler hem bunları hem de Allah’a, Rasülüne ve Müslümanlara düşman olanları sevmemeliyiz.

Nefretin karşıt anlamlısı olan sevgi; soyut bir kavram olduğundan dolayı sevdiğimiz kişilere sevgimizi davranışlarımızla göstermeliyiz. Nasıl mı? Onları hastalıkta ve sağlıkta ziyaret ederek, iyi ve kötü günlerinde yanlarında olarak, varsa ihtiyaçlarını ve sıkıntılarını gidererek, davetlerine icabet ederek, onlarla ilgilenerek, doğru yol ve güler yüz göstererek ve onlara zaman ayırarak sevgimizi gösterebiliriz.

Günümüzde kapitalize olan toplumlarda –gerçi kapitalize olmayan toplum neredeyse kalmadı- sevgi gibi değerler artık pek itibar görmüyor.  Bu yüzden karşılıksız ve katıksız sevgiden yoksun insanlar her geçen gün neşesini, sevincini, ümidini, heyecanını ve insanlığını kaybetmektedirler.

Dostlar! Dünyada çürümeyen tek tohum sevgi tohumudur. İki cihanda da meyve veren bu tohuma hepimizin çok ihtiyacı vardır. İnanan ve yüreği sevgiyle dolu kişiler olarak; gönüllere sevgi tohumlarını ekerek yeşertmeliyiz ki sevgi dolu yüreklere sahip insanların olduğu bir toplum oluşsun. Böylece dünya insanları barışla, güvenle ve kardeşlikle huzur bulsun ve sevginin gücü, güce olan sevgiyi yensin. Zira sevginin ekilip yeşermediği bir gönülde; kin, nefret, haset, fesat, hırs ve düşmanlık yeşerir.

Daima sevenlerden ve sevilenlerden olmanız dileğiyle…

Sahi! Siz sevenlerden ve sevilenlerden misiniz?

[1] Vedûd kelimesi, hem Allah’ın kullarını sevmesi hem de Allah’ın kulları tarafından sevilmesi anlamına gelmektedir.

Kemal Kahraman

13.04.2024

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir