1. Haberler
  2. Ekonomi
  3. Karaboğa: Kürdistan meselesini yalnızca siyasi, kültürel veya güvenlik ekseninde ele almak artık yeterli değildir

Karaboğa: Kürdistan meselesini yalnızca siyasi, kültürel veya güvenlik ekseninde ele almak artık yeterli değildir

featured
0
Paylaş

GÜNSİAD YİK Başkanı Karaboğa: Kürdistan meselesini yalnızca siyasi, kültürel veya güvenlik ekseninde ele almak artık yeterli değildir

Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği GÜNSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı İş İnsanı Bedrettin Karaboğa, ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi’ Kanun teklifinin TBMM genel kurulunda kabul edilmesi ile birlikte gündem ile ilgili yaptığı açıklamada,  Kürdistan meselesini n yalnızca siyasi, kültürel veya güvenlik ekseninde ele almanın artık yeterli olmayacağını belirterek, 21. yüzyılda bir toplumun siyasi geleceğini belirleyen en önemli unsurlardan birinde ekonomik kapasite olduğunu söyledi.

 

GÜNSİAD YİK Başkanı iş insanı Bedrettin Karaboğa’nın bu konudaki makalesinde şu ifadelere yer verdi:

 

Değerli arkadaşlar,

Kürdistan meselesini yalnızca siyasi, kültürel veya güvenlik ekseninde ele almak artık yeterli değildir.

21.Yüzyılda bir toplumun siyasi geleceğini belirleyen en önemli unsurlardan biri de ekonomik kapasitesidir.

Ben bugün Kürdistan meselesine biraz da bu pencereden bakmak istiyorum:

Ekonomi, Kürt ulusallaşmasını nasıl etkiliyor? Kürdistan’ın coğrafi konumu ekonomik ve jeopolitik bir güce nasıl dönüştürülebilir? Kürtlerin sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynakları nasıl bir kalkınma gücüne dönüştürülebilir? Ve ekonomik güç, Kürtlerin kendi geleceğini belirleme iradesini nasıl güçlendirebilir?

 

Bence bu sorular, önümüzdeki dönemde Kürt siyasetinin en önemli tartışma başlıklarından biri olmak zorundadır.

  1. Kürdistan yalnızca siyasi olarak değil, ekonomik olarak da stratejik bir coğrafyadır

Kürdistan bugün Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin siyasi sınırları içerisinde parçalı bir coğrafya görünümündedir.

Ancak siyasi sınırlar ekonomik gerçekliği bütünüyle ortadan kaldırmıyor.

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı coğrafya, doğuda İran ve Hazar havzasına uzanan ekonomik alanlarla, batıda Anadolu ve Akdeniz havzasıyla bağlantılıdır. Bu coğrafyanın Asya ile Avrupa arasındaki geçiş yolları üzerinde bulunması, Kürdistan’ı yalnızca bölgesel değil, uluslararası ölçekte önemli bir jeoekonomik alan haline getirmektedir.

Dolayısıyla Kürdistan’a yalnızca dört ülkenin içerisinde yaşayan Kürtlerin toplam coğrafyası olarak değil; enerji, ticaret, ulaşım, su, tarım ve doğal kaynakların kesiştiği büyük bir ekonomik havza olarak da bakmak gerekir.

 

Bu coğrafyanın stratejik değerini artıran temel unsurlardan biri de Asya ile Avrupa arasındaki geçiş yollarıdır.

Tarih boyunca ticaret yollarının kesiştiği bu bölge bugün de enerji hatlarının, karayollarının, demiryollarının, ticaret koridorlarının ve lojistik güzergâhların kesişme alanlarından biridir.

Bu nedenle Kürdistan’ın coğrafi konumu sadece bir güvenlik meselesi değildir.

Aynı zamanda büyük bir ekonomik ve jeopolitik değerdir.

 

  1. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri

Kürdistan coğrafyasının ekonomik potansiyelini yalnızca petrolle açıklamak da doğru değildir.

Petrolün yanında doğal gaz, kömür, demir, bakır, krom, çinko, altın, mermer ve çeşitli maden kaynakları bulunmaktadır.

Bunun yanında geniş tarım alanları, hayvancılık potansiyeli, ormanlar, güneş ve rüzgâr enerjisi açısından elverişli alanlar ve özellikle su kaynakları önemli bir ekonomik değerdir.

Fakat burada temel mesele yalnızca bu kaynaklara sahip olmak değildir.

 

Asıl mesele:

Bu kaynakları kim işliyor, kim katma değer yaratıyor ve ortaya çıkan ekonomik değeri kim yönetiyor?

Bir coğrafyanın zengin olması ile o coğrafyada yaşayan toplumun zengin olması aynı şey değildir.

Petrolü çıkarmak başka, petrolü işleyip petrokimya sanayisi oluşturmak başkadır.

Mermeri çıkarmak başka, onu işleyerek yüksek katma değerli ürün ihraç etmek başkadır.

Altını veya diğer madenleri çıkarmak başka, bunların etrafında teknoloji, sanayi ve finansal kapasite oluşturmak başkadır.

Dolayısıyla Kürt ekonomisinin temel hedeflerinden biri hammadde ihraç eden değil, işlenmiş ürün ve yüksek katma değer üreten bir ekonomi yaratmak olmalıdır.

 

  1. Petrol ve enerji: Zenginlikten ekonomik güce

Güney Kürdistan bu açıdan özel bir öneme sahiptir.

Irak, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biridir. Kürdistan Bölgesi de Irak’ın enerji denkleminde önemli bir yere sahiptir.

Ancak petrol zenginliği tek başına ekonomik güç anlamına gelmez.

Ekonomik güç; petrolü çıkarmak, işlemek, pazarlamak, gelirini doğru yönetmek, altyapıya dönüştürmek, sanayi yaratmak ve toplumun refahına aktarmaktır.

Eğer petrol gelirleri yalnızca kamu maaşlarına ve günlük harcamalara giderse, petrol ekonomiyi bağımlı hale getirebilir.

 

Ama petrol gelirleri;

Eğitime, teknolojiye, sanayiye, tarıma, ulaşıma, enerji altyapısına ve özel sektöre yatırılırsa petrol bir kalkınma aracına dönüşür.

Dolayısıyla Güney Kürdistan açısından asıl soru “Ne kadar petrolümüz var?” değildir.

 

Asıl soru:

Petrol gelirini kalıcı ekonomik kapasiteye dönüştürebiliyor muyuz?

 

  1. Enerji hatları ve Kürdistan’ın jeopolitik değeri

Kürdistan’ın önemini artıran bir başka unsur enerji hatlarıdır.

Ortadoğu’nun petrol ve doğal gaz kaynakları ile Avrupa’nın enerji ihtiyacı arasında önemli bağlantılar bulunmaktadır.

Irak petrolü, Güney Kürdistan’daki enerji kaynakları, İran ve Hazar havzasının enerji potansiyeli ile Türkiye ve Avrupa pazarları arasında çeşitli enerji koridorları bulunmaktadır.

Bu nedenle Kürdistan’ın bulunduğu coğrafya, sadece enerji kaynakları bakımından değil, enerjinin taşınacağı güzergâhlar bakımından da stratejiktir.

 

Buradan çıkarmamız gereken sonuç şudur:

Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın enerji kaynakları kadar enerji geçiş yollarındaki konumu da ekonomik ve siyasi bir değerdir.

Bu değer doğru politikalarla Kürt toplumunun ekonomik kalkınmasına ve bölgesel işbirliğine dönüştürülebilir.

 

  1. Su kaynakları: Geleceğin stratejik zenginliği

Bence önümüzdeki dönemde petrol kadar önemli hale gelecek başka bir konu da sudur.

Dicle ve Fırat havzaları başta olmak üzere Kürtlerin yaşadığı coğrafyada önemli tatlı su kaynakları bulunmaktadır.

Su; tarım, enerji üretimi, şehirleşme, sanayi ve gıda güvenliği açısından stratejik bir kaynaktır.

Ortadoğu’nun önümüzdeki yıllarda karşılaşacağı en önemli sorunlardan biri su ve gıda güvenliği olacaktır.

Bu nedenle Kürdistan’ın su kaynakları yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir değerdir.

Fakat burada önemli bir ilke ortaya koymak gerekir:

Su, halklar arasında çatışmanın değil, adil paylaşımın ve bölgesel işbirliğinin aracı olmalıdır.

Kürt siyaseti su kaynaklarını bir tehdit unsuru olarak değil; Türkiye, Irak, Suriye ve İran ile ortak akıl ve karşılıklı çıkar temelinde geliştirilecek bölgesel işbirliğinin önemli bir unsuru olarak değerlendirmelidir.

 

  1. Kuzey Kürdistan’ın ekonomik potansiyeli

Kuzey Kürdistan açısından tablo farklıdır.

Buradaki temel güç petrol rezervlerinden çok;

Nüfus, genç insan kaynağı, tarım, hayvancılık, sanayi, ticaret, girişimcilik ve coğrafi konumdur.

 

Türkiye büyük bir ekonomik pazardır.

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı doğu ve güneydoğu bölgeleri ise bu ekonomik sistem içerisinde önemli üretim ve ticaret potansiyeline sahiptir.

Tarım, hayvancılık, gıda sanayisi, tekstil, madencilik, mermer, turizm, lojistik ve yenilenebilir enerji alanlarında ciddi imkânlar bulunmaktadır.

Ancak bu potansiyelin önemli bir bölümü yeterince değerlendirilememektedir.

Burada Kürt siyasetinin ekonomik perspektifi değişmelidir.

 

Kürt meselesini yalnızca:

“Haklarımızı nasıl elde ederiz?” sorusuyla değil,

“Kürt toplumunun üretim kapasitesini nasıl artırırız?” sorusuyla da ele almak zorundayız.

Çünkü ekonomik olarak güçlenen toplumun siyasi pazarlık gücü de artar.

 

  1. Türkiye ile ekonomik ilişki: Bağımlılık değil karşılıklı çıkar

Türkiye-Kürdistan ekonomik ilişkileri bu açıdan özellikle önemlidir.

Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacminin yüksekliği, bu ilişkinin bölgesel ekonomik önemini açıkça göstermektedir.

Kürdistan Bölgesi ise Türkiye ile Irak arasındaki ticaret, ulaşım ve lojistik ağlarının önemli merkezlerinden biridir.

Buradan Kürt siyaseti açısından çıkarılması gereken sonuç şudur:

Türkiye ile ekonomik ilişki kurmak bir zayıflık değildir.

Asıl mesele, ilişkinin tek taraflı bağımlılık mı, yoksa karşılıklı çıkar ilişkisi mi olduğudur.

Kürt bölgeleri kendi üretim kapasitesini artırdığı ölçüde ekonomik ilişkiler de daha dengeli hale gelecektir.

Bu nedenle sınır kapılarının modernleştirilmesi, demiryolu ve karayolu bağlantılarının geliştirilmesi, lojistik merkezlerin kurulması ve ortak yatırımların artırılması hem bölgesel ekonomiye hem de Kürt toplumunun ekonomik gücüne katkı sağlayabilir.

 

  1. İran, Kafkasya ve Hazar havzası

Kürdistan’ın ekonomik konumunu değerlendirirken İran’ı, Kafkasya’yı ve Hazar havzasını da göz ardı edemeyiz.

Doğu yönünde İran üzerinden Hazar havzasına, kuzeydoğuda Kafkasya ve Orta Asya ekonomik alanlarına ulaşan ticaret bağlantıları bulunmaktadır.

Bu durum Kürdistan coğrafyasının yalnızca Ortadoğu ile sınırlı bir ekonomik alan olmadığını göstermektedir.

Kürdistan, doğru altyapı ve ticaret politikalarıyla Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve Avrupa arasında ekonomik bağlantı noktalarından biri haline gelebilir.

Bu da Kürtlerin yaşadığı bölgelerin jeopolitik önemini daha da artıracaktır.

 

  1. Suriye ve Akdeniz bağlantısı

Batı Kürdistan açısından ise Suriye ve Akdeniz boyutu önemlidir.

Akdeniz, Ortadoğu’nun Avrupa ve dünya pazarlarına açılan en önemli ekonomik alanlarından biridir.

Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın doğu-batı eksenindeki konumu değerlendirildiğinde, enerji, ulaşım ve ticaret yollarının gelecekteki gelişimi açısından Akdeniz bağlantısı önemli bir stratejik perspektif sunmaktadır.

Burada amaç mevcut siyasi sınırları yok saymak değil; bölgesel ekonomik bağlantıların ve karşılıklı ticaretin geliştirilmesi olmalıdır.

Çünkü ekonomik ilişkiler, siyasi farklılıklara rağmen toplumlar arasında karşılıklı bağımlılık ve işbirliği yaratabilir.

 

  1. Kürdistan ve Batı dünyası

Bir başka önemli mesele de Kürdistan’ın Batı dünyasıyla ekonomik ilişkileridir.

Avrupa Birliği ve Batılı ülkeler açısından Ortadoğu; enerji güvenliği, ticaret yolları, göç, gıda güvenliği, yatırım ve bölgesel istikrar bakımından stratejik öneme sahiptir.

Kürt bölgeleri de bu denklem içerisinde önemli bir ekonomik ve jeopolitik konuma sahiptir.

Ancak Kürtlerin Batı ile ilişkileri yalnızca siyasi destek veya diplomatik beklenti üzerinden yürütülmemelidir.

Ekonomik ortaklıklar, yatırım, teknoloji transferi, eğitim, üniversite işbirliği, enerji, tarım, sağlık, lojistik ve sanayi alanlarında uzun vadeli ilişkiler kurulmalıdır.Batı dünyasıyla ilişkiyi yalnızca “bizi destekleyin” anlayışından çıkarıp:

“Birlikte üretelim, yatırım yapalım, teknoloji geliştirelim ve karşılıklı ekonomik değer oluşturalım” anlayışına taşımamız gerekir.

 

  1. Kürt ulusallaşması açısından ekonominin anlamı

Bence meselenin en önemli tarafı burasıdır.

Ulusallaşma yalnızca ortak tarih, dil, kültür ve siyasi bilinçle gerçekleşmez.

Bunların yanında ortak ekonomik çıkarların ve ekonomik ilişkilerin oluşması da ulusal bütünleşmeyi güçlendirir.

Bugün dört parçada yaşayan Kürtlerin ekonomik hayatları büyük ölçüde birbirinden kopuktur.

 

Oysa uzun vadede;

* ticaret ağlarının geliştirilmesi,

* Kürt bölgeleri arasında yatırım ilişkilerinin kurulması,

* ortak tarım ve sanayi projeleri,

* üniversiteler ve teknoloji merkezleri arasında işbirliği,

* ortak lojistik projeler,

* sermaye hareketlerinin kolaylaştırılması,

* ortak ekonomik araştırma merkezlerinin kurulması,

* diaspora sermayesinin Kürdistan’a yönlendirilmesi bir Kürt ekonomik alanının oluşmasına katkı sağlayabilir.

Bu, siyasi sınırların hemen ortadan kalkması anlamına gelmez.

Fakat ekonomik bütünleşme, toplumsal bağları güçlendirir.

Ekonomik ilişkiler geliştikçe ortak çıkarlar çoğalır; ortak çıkarlar çoğaldıkça ulusal bütünleşmenin maddi zemini güçlenir.

 

  1. Kürt diasporası: Dünyaya dağılmış sermaye ve entelektüel güç

Kürtlerin en büyük ekonomik kaynaklarından biri de dünyanın farklı ülkelerine yayılmış olan diasporadır.

Diasporayı yalnızca para gönderen insanlar olarak görmek büyük bir yanılgıdır.

 

Diasporanın elinde;

Sermaye, teknoloji, bilgi, eğitim, girişimcilik, uluslararası bağlantılar ve yönetim tecrübesi bulunmaktadır.

Bunun yanında çok önemli bir entelektüel birikim vardır.

Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın farklı ülkelerinde yetişen Kürt akademisyenler, mühendisler, doktorlar, ekonomistler, hukukçular, girişimciler ve yöneticiler Kürdistan’ın geleceği açısından büyük bir insan kaynağıdır.

 

Burada artık yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır:

Kürt diasporasının yalnızca para göndermesini değil, bilgi ve sermayesiyle geri dönmesini sağlayacak bir sistem kurulmalıdır.

Kürdistan’da yatırım fonları, teknoloji merkezleri, araştırma kurumları, üniversite işbirlikleri, girişimcilik merkezleri ve özel ekonomik teşvik mekanizmaları oluşturulabilir.

 

Diasporadan gelen bir mühendis bir fabrika kurabilir.

Bir akademisyen üniversiteye katkı sağlayabilir.

Bir girişimci teknoloji şirketi kurabilir.

Bir yatırımcı yeni bir sanayi alanı oluşturabilir.

Bir entelektüel ise Kürt toplumunun düşünsel kapasitesinin gelişmesine katkı sunabilir.

Dolayısıyla diasporanın dönüşü yalnızca ekonomik bir mesele değildir.

Aynı zamanda bir insan sermayesi ve ulusal yeniden yapılanma meselesidir.

 

  1. Ekonomik güç ve devletleşme

Burada devletleşme meselesine geliyoruz.

Bir devlet yalnızca bayrağa, parlamentoya veya diplomatik tanınmaya sahip olmakla güçlü hale gelmez.

 

Devletin; üreten bir ekonomiye, vergi kapasitesine, nitelikli insan kaynağına, altyapıya, enerji güvenliğine, finansal sisteme, özel sektöre ve dış ticaret kapasitesine ihtiyacı vardır.

Dolayısıyla Kürtlerin devletleşme iradesinin kalıcı hale gelmesi için ekonomik kapasitenin de geliştirilmesi gerekir.

Irak’ın mevcut ekonomik yapısı bunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Petrol zenginliği ile ekonomik bağımsızlık aynı şey değildir.

Ekonomik bağımsızlık için çeşitlenmiş üretim gerekir.

Bu nedenle Kürtlerin gelecekte kurmak istedikleri siyasi yapının ekonomik temelini bugünden oluşturması gerekir.

Devletleşmenin ekonomik altyapısı devlet kurulmadan önce hazırlanmalıdır.

 

  1. Kürt siyasetinin ekonomik paradigması değişmelidir

Bütün bunlar bize Kürt siyasetinde yeni bir ekonomik paradigma ihtiyacını gösteriyor.

Kürt siyasetinin gündeminde yalnızca seçimler, partiler, parlamentolar ve siyasi statüler bulunmamalıdır.

Aynı zamanda şu sorular da sorulmalıdır:

Üretim nerede?

Sermaye nasıl oluşacak?

Gençlere nasıl iş yaratacağız?

Kürdistan’ın dört parçası arasında ekonomik ilişkileri nasıl geliştireceğiz?

Diaspora sermayesini nasıl geri getireceğiz?

Diasporadaki entelektüel ve bilimsel birikimi nasıl Kürdistan’a taşıyacağız?

Tarımı nasıl modernleştireceğiz?

Madenlerimizi nasıl katma değerli üretime dönüştüreceğiz?

Enerji kaynaklarımızı nasıl sanayiye dönüştüreceğiz?

Su kaynaklarımızı nasıl sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri haline getireceğiz?

Kürdistan’ı Asya ile Avrupa arasındaki ticaret ve enerji yollarının önemli merkezlerinden biri haline nasıl getireceğiz?

Bunlar artık Kürt siyasetinin ertelenemeyecek sorularıdır.

 

Sonuç

Değerli arkadaşlar,

Kürdistan’ın geleceği yalnızca siyasi mücadele alanlarında belirlenmeyecektir.

Kürdistan’ın geleceği aynı zamanda fabrikalarda, üniversitelerde, tarlalarda, madenlerde, enerji tesislerinde, teknoloji merkezlerinde, ticaret yollarında, lojistik merkezlerde ve sermaye piyasalarında şekillenecektir.

Kürdistan coğrafyasının Hazar havzasından Anadolu ve Mezopotamya üzerinden Akdeniz’e uzanan geniş ekonomik bağlantıları, Asya ile Avrupa arasındaki konumu, enerji geçiş yolları, petrol ve doğal gaz kaynakları, madenleri, mermeri, altını, tarım alanları ve su kaynakları bu coğrafyaya önemli bir jeoekonomik değer kazandırmaktadır.

Fakat bu zenginliklerin gerçek anlamda güce dönüşebilmesi için Kürtlerin üreten, işleyen, ihraç eden, teknoloji geliştiren ve sermaye biriktiren bir ekonomik yapı oluşturması gerekir.

Kuzey Kürdistan’ın insan ve üretim kapasitesi,

Güney Kürdistan’ın enerji ve yatırım potansiyeli,

Batı Kürdistan’ın stratejik coğrafi konumu,

Doğu Kürdistan’ın ticaret ve insan kaynağı ve dünyanın farklı bölgelerine yayılmış Kürt diasporasının sermayesi, bilgisi ve entelektüel birikimi birbirinden bağımsız düşünülmemelidir.

Bütün bunları bir ekonomik vizyon içerisinde birbirine bağlamak zorundayız.

Elbette bugün bunun önünde siyasi sınırlar, farklı devlet sistemleri ve ciddi jeopolitik engeller vardır.

Ama ekonomik ilişkiler siyasi sınırların ötesine geçebilir.

Ticaret sınırları aşabilir.

Sermaye sınırları aşabilir.

Bilgi sınırları aşabilir.

Teknoloji sınırları aşabilir.

Ve insanlar, fikirler ve ekonomik çıkarlar toplumlar arasındaki bağları güçlendirebilir.

 

Bu nedenle uzun vadeli hedefimiz;

Kürt bölgelerinde üretim kapasitesini artırmak, ekonomik ilişkileri geliştirmek, dört parça arasındaki ticari bağları güçlendirmek, Batı dünyasıyla ekonomik ortaklıkları geliştirmek, diasporanın sermayesini ve entelektüel gücünü Kürdistan’a taşımak ve bütün bunları siyasi iradenin sürdürülebilir ekonomik temeline dönüştürmek olmalıdır.

 

Çünkü devletleşme yalnızca bir siyasi ilan meselesi değildir.

Devletleşme aynı zamanda ekonomik güç, kurumsal kapasite, nitelikli insan kaynağı, toplumsal dayanışma ve kendi geleceğini finanse edebilme kapasitesidir.

Bu nedenle Kürt meselesinin geleceğine yalnızca siyasi değil, aynı zamanda jeoekonomik bir perspektiften bakmak zorundayız.

Kürtlerin önündeki temel hedeflerden biri yalnızca siyasi statü kazanmak değil, o siyasi statüyü taşıyabilecek ekonomik, toplumsal, bilimsel ve kurumsal kapasiteyi bugünden inşa etmek olmalıdır.

 

Çünkü güçlü ekonomi, güçlü toplum yaratır.

Güçlü toplum ise kendi geleceğini belirleme konusunda daha güçlü bir iradeye sahip olur.

Ve belki de bugün Kürt siyasetinin önündeki en önemli stratejik soru şudur:

Biz nasıl bir Kürdistan istiyoruz ve o Kürdistan’ı ayakta tutacak ekonomik, bilimsel, toplumsal ve jeopolitik gücü bugünden nasıl inşa edeceğiz?

Bence geleceğin Kürt siyaseti, bu soruya vereceği cevap kadar güçlü olacaktır.

Karaboğa: Kürdistan meselesini yalnızca siyasi, kültürel veya güvenlik ekseninde ele almak artık yeterli değildir
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter