Nakış ve DEK sanatı sergisi
Sanatçı İbrahim Ayhan, nakış tekniğiyle, kendine zemin olarak seçtiği beze, yaşadığı coğrafyada şahitlik ettiği DEK kültürünü ‘’beden-bellek’’ ikilisini içkinleştirerek tamamladığı bir sergiyle 16 Mayıs-21 Haziran tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.
Mardinli sanatçı İbrahim Ayhan daha önce açtığı ‘’Belleğimde Bir Yer’’ ve ‘’Bedenimde Bir Yer’’ ile ‘’beden-bellek” sergilenin ardından 4. Sergisi ile sanatseverlerle buluşuyor. 16 Mayıs-21 Haziran tarihleri arasında Mardin merkez de 1. Cadde de Alman Karargâhında sergilenecek eserler halka açık olacak.
Yaptığı sıra dışı eserlerle dikkat çeken sanatçı İbrahim Ayhan, kendisi ve eserleri şöyle tanımlıyor;
İbrahim Ayhan, bedeni salt fiziksel bir form olmaktan çıkarıp, Deq aracılığıyla kültürel hafızanın ve toplumsal deneyimin canlı bir taşıyıcısı olarak yeniden tanımlıyor. Sanatçı, Güneydoğu Anadolu’nun tenlere kazınmış kadim motiflerini yalnızca folklorik bir miras olarak bırakmıyor; bu izleri çağdaş sanatın dinamikleriyle buluşturarak güçlü bir görsel dile dönüştürüyor.
Sessizliğe gömülmüş hikâyeleri ve kolektif aidiyetin görünmez bağlarını gün yüzüne çıkaran bu üretim, izleyiciyi çok katmanlı bir hafıza okumasına davet ediyor. Sergi, beden ile bellek arasındaki o kırılgan ama dirençli bağı merkezine alarak, deriye işlenen geçmişin izlerinden derinlikli ve sarsıcı bir hatırlama alanı inşa ediyor.
Bedenimde Bir Yer
Beden, bu sergide yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil; iktidar, kültür ve hafıza tarafından sürekli yeniden yazılan bir yüzey olarak ele alınır. Üzerine işlenen her iz, görünür olan ile bastırılan; söylenen ile susturulan arasındaki gerilimi taşır. Bu nedenle beden, hem bir temsil alanı hem de bir mücadele zemini olarak okunur.
Sergi, bedeni bireysel sınırlarının ötesine taşıyarak kolektif bir arşiv olarak düşünmeye davet eder.
Deri, bu arşivin en kırılgan ama aynı zamanda en dirençli katmanıdır; iç ile dış, koruma ile geçirgenlik arasında bir eşik oluşturur. Tam da bu eşikte konumlanan deq pratiği, Güneydoğu Anadolu’da kadın bedenine kazınan kadim bir görsel dil olarak öne çıkar.
Gaz lambası isi, anne sütü ve hayvan ödüyle hazırlanan boyanın iğne aracılığıyla deri altına işlenmesiyle oluşan deq izleri, yalnızca estetik bir süsleme değil; acı, sabır ve zamanın iç içe geçtiği bir dönüşüm sürecidir. İyileşme süreciyle birlikte bu izler, hafızanın bedende yer edinme biçimlerine paralel bir katmanlaşma üretir.
Deq motifleri; güzellik, bereket, korunma ve aidiyet gibi anlamlar taşırken, aynı zamanda toplumsal kodların ve inanç sistemlerinin taşıyıcısıdır. Bu izler, bireysel beden ile kolektif yapı arasındaki geçirgenliği görünür kılar; bedenin her zaman başkalarının bakışı ve hafızasıyla kurulduğunu açığa çıkarır.
İbrahim Ayhan’ın pratiği, bu tarihsel ve kültürel katmanlarla çağdaş sanat arasında bir temas yüzeyi oluşturur. Sanatçı, Mardin’in çok katmanlı coğrafyasından beslenerek bedene kazınmış hafızayı güncel bir görsel dile taşır. Monokrom deq desenlerini yoğun renk alanlarıyla bir araya getiren üretimi, bu kadim işaretleri sabitlemek yerine onları yeni bağlamlara açar.
Bu yaklaşım, bir temsilden çok bir hatırlama ve yeniden konumlandırma pratiği olarak okunabilir. Deq, burada folklorik bir öğe olmaktan çıkar; güncel estetik ve politik kesişimler de yeniden anlam azanan canlı bir dile dönüşür.
Sergide yer alan işler, görünmeyeni görünür kılarken, sessizlikle kuşatılmış bir hafızayı da açığa çıkarır. Yaşlı kadın bedenlerinde varlığını sürdüren izler, bu bağlamda yalnızca bireysel değil; kolektif bir geçmişin taşıyıcısıdır.
“Bedenimde Bir Yer”, bedeni bir yüzey olmanın ötesine taşıyarak onu bir hafıza mekânı, bir arşiv ve bir direniş alanı olarak yeniden düşünmeye çağırır. Sergi, izleyiciyi şu soruyla baş başa bırakır: Beden, üzerine yazılanları ne ölçüde taşır—ve ne zaman onları geri yazar?
Ruhun Mürekkebinden İpliğin Rengine: DEQ Sanatı
Günümüz sanatının çok katmanlı yapısında estetik ile kavramsal anlatım giderek birbirine yaklaşırken, nakış ve DEQ gibi köklü pratikler bu kesişim alanında yeniden görünürlük kazanır. Bu ifade biçimleri, yalnızca geçmişe ait teknikler olarak değil; zamana yayılan, dönüşen ve yeni bağlamlarda yeniden anlamlanan görsel diller olarak ele alınmalıdır.
İnsanlığın en eski anlatı biçimlerinden biri olan nakış, iğne ve ipliğin ritmik hareketiyle kumaş üzerinde bir hafıza yüzeyi kurar. Bu yüzeyde beliren motifler, çoğu zaman sözle ifade edilemeyen deneyimlerin ve duyguların taşıyıcısına dönüşür. Sessiz ama ısrarcı bir dil olarak nakış, bedene değil; bedene temas eden yüzeylere yazılır.
DEQ sanatı ise bedeni doğrudan bir yüzey olarak ele alır. Deri üzerine işlenen geometrik ve soyut semboller aracılığıyla bireysel olan ile kolektif olan arasında bir geçiş alanı açar. Bu izler, yalnızca görsel işaretler değil; ruhsal deneyimlerin, inanç sistemlerinin ve toplumsal belleğin bedende kalıcılaşmış hâlleridir. Bu yönüyle DEQ, bedenin taşıdığı ama aynı zamanda bedeni aşan bir hafıza biçimi olarak okunabilir.
Nakış ile DEQ arasındaki karşılaşma, iki farklı yüzey—kumaş ve deri—üzerinden gelişen iki ayrı hafıza pratiğini bir araya getirir. Biri bedene temas eden, diğeri bedenin kendisine kazınan bu iki dil, ortak bir estetik ve duygusal zeminde buluşur. DEQ’ın soyut ve geometrik yapısı, nakışın emek yoğun ve katmanlı yüzeyiyle kesiştiğinde, geleneksel ile çağdaş arasında yeni bir denge alanı açılır.
İbrahim Ayhan’ın pratiği tam da bu kesişimde konumlanır. Sanatçı, Mardin’in çok katmanlı ve çok kültürlü yapısından beslenerek bu iki kadim dili bir araya getirir. DEQ’ın içe dönük, ağıt yüklü ve zamansal derinlik taşıyan dünyasını; nakışın somut, dokunsal yüzeyiyle ilişkilendirir. Bu ilişki, yalnızca teknik bir birleşim değil; farklı hafıza biçimlerinin birbirine temas ettiği bir alan olarak belirir.
Ayhan’ın eserlerinde motifler sabit anlamlar taşıyan işaretler olmaktan çıkar; dolaşıma giren, dönüşen ve yeni bağlamlarda yeniden okunan görsel unsurlara dönüşür. Bu yaklaşım, geçmiş ile şimdi arasında doğrusal bir ilişki kurmak yerine, katmanlı ve çoğul bir zaman algısı önerir. Böylece eserler, izleyiciyi yalnızca geçmişe bakmaya değil; geçmiş ile bugünün iç içe geçtiği bir düşünme alanına davet eder.
Sanatçının kurduğu görsel dil, geleneksel ile modern arasında bir karşıtlık üretmek yerine bu ikiliği askıya alır ve yeni bir ilişkisellik önerir. Nakışın anlatısal gücü ile DEQ’ın soyut ve duygusal yoğunluğu aynı yüzeyde buluştuğunda, hem kişisel hem de kolektif hafızaya dair çok katmanlı bir okuma imkânı doğar.
İbrahim Ayhan’ın işleri bu anlamda yalnızca estetik bir deneyim değil; aynı zamanda bir hatırlama ve yeniden konumlandırma pratiğidir. Sanatçı, kurduğu bu görsel ve kavramsal alan aracılığıyla izleyiciyi kendi kökleriyle, hafıza katmanlarıyla ve ait olduğu kültürel bağlamlarla yeniden düşünmeye davet eder.



