Söyleşi: “Güvercin Kültürünü Yaşatmak İstiyoruz”

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

REFİK AKAY İLE SÖYLEŞİ

“GÜVERCİN KÜLTÜRÜNÜ YAŞATMAK İSTİYORUZ.”

Hazırlayan: Metin Aydın (biblohayat@hotmail.com)

-Kendinizi tanıtır mısınız? Kimdir Refik AKAY?

19.11.1959 Mardin Kızıltepe doğumluyum. İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Kızıltepe okudum. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Sistemine bağlı, Yerel Yönetim Fakültesinin Yönetim ve Organizasyon bölümünü bitirdim. Şu anda Mardin Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığında Şube Müdürü görevini ifa etmekteyim.

-Başkanı olduğunuz Kızıltepe Güvercin Severler Derneği hangi amaçla kuruldu? Dernek olarak faaliyetleriniz nelerdir?

Bildiğiniz gibi Kültür; paylaşılan değerler, görüşler veya davranışlar şeklinde toplumun üst yapısını oluşturur. Dolayısıyla Mardin ilimizde taklacı güvercini kuşaktan kuşağa taşıyan bir güvercin yetiştiriciliği söz konusu olunca, bu nadide taklacı güvercini bir kültür düzeyinde toplum olarak bağrımıza basıp korumuşuz. Zira bu kültürün bir parçası olduğumuz için, taklacı güvercini bir önceki kuşaklarda olduğu gibi sonraki kuşaklara taşımak ve bu güvercin ırkını geliştirmek gerekiyordu. İşte bu amaçla Kızıltepe Güvercin Severler Derneğini kurmuş olduk. Bu durumu aynı zamanda güvercin yetiştiriciliği için kurumsallaşma adına atılan önemli adımlardan biri olarak ta görebiliriz. Derneğimizin faaliyetleri içerisinde söz konusu bu güvercin kültürünü baz alarak eğitim, seminer ve yapılan toplantılar ile üyelerimizin bilgilenmelerini ve bu bağlamda gerekli donanımlarını arttırabilmek için bu hobinin güzel bir gayreti içindeyiz. Yine yetiştiricilerimize gerektiğinde damızlık güvercin, yem, ilaç ve vitaminler konusunda destek olmaya çalışıyoruz. Zira her yıl güvercinlerimizi bölge düzeyinde yarıştırarak festivaller düzenleyip, yarışmalarda derece alan yetiştiricilerimize yönelik, kupa törenleri düzenleyerek bu kültürün yaşatılmasına süreklilik kazandırmaya çalışıyoruz. Yeri gelmişken şunu da eklemek istiyorum. Bu yarışmalarda taklacı performans güvercini uçuş seansındayken sergilediği yeteneklerini sayısal ortama nasıl yansıtıldığını gösteren bir yönergeyi, bu kitabıma eklediğimi ve bu yönerge ile yirmi yıldır bölgemizde taklacı güvercin yarışmalarını düzenlediğimizi bu arada söylemek isterim. Ayrıca amaçları aynı olan yurt içi ve yurt dışı derneklerle iletişim içinde olduğumuzu ve gerektiğinde görüş ve bilgi alışverişinde bulunduğumuzu söylemeliyim.  Ayrıca diğer bir faaliyetimiz ise örf ve adetlerimize uygun taziye, düğün, dayanışma ve yardımlaşmayı büyüterek, artı üyelerimizle birlikte hareket ederek, bu kültürden yana bir derinlik yaratmak üzere, var gücümüzle çalışarak bu güvercin kültürünü yaşatmak istiyoruz.

-Yeni bir dünya savaşının hayaletinin insanlığın ensesinde soğuk nefesini hissettirdiği bu karanlık zaman diliminde Kızıltepe Güvercin Severler Derneği, “Ne Savaş ne de egemenlik; kardeşçe bir dünya için uçuyorum.” gibi iddialı bir söylemle ortaya çıkmış… Böyle bir dünya mümkün müdür?

Haklısınız mümkün gibi görünmüyor. Ama bu savaşların insan azmini yenecek güçte olduğunu da düşünmüyorum. Zira hiçbir savaş haklı ve meşru olamaz. Çünkü sonuç itibarıyla bu savaşlar bir yıkımdan öteye gidemiyorlar. Bizde toplum olarak bu yıkımın altında bu emperyal savaşların acısını çekmeye ve bir o kadar da iliklerimize kadar hissetmeye başlıyoruz. Lakin bu egemenlik hırsını minimize edebilmek veya sesimizi duyurabilmek için, böylesi bir mesajı güçlü kılmak adına söz konusu derneğimizin sloganına bir nevi kan ve can vermek istedik. Bu durumda “Ne savaş ne de egemenlik; kardeşçe bir dünya için uçuyorum” sloganının böylesi kapitalist üretim ilişkilerin egemen olduğu bir toplumda, emeline ulaşması elbette ki zor olacaktır. Ancak bütün olumsuzluklara rağmen, toplumun devingenliği her şeye muktedir olduğunu bu arada bilinmesini isterim.

-“Taklacı Güvercinler” üzerine kaleme aldığınız “Yediden Yetmişe Taklacı Güvercin Sevdası” isimli kitabınız yeni yayınlandı… Öncelikle sizin hayatınıza güvercinler nasıl girdi söyler misiniz? Yediden yetmişe “güvercin sevdası” dediğiniz bu ruh halini kendi pratiğiniz üzerinden anlatabilir misiniz? Bu sevda bildik sevdaların dışında nasıl bir sevdadır?

İnsanoğlu yaşadığı sürece, hayatına entegre olabilecek veya girebilecek birçok güzel şeylerle karşılaşabiliyor. Bu bazen yedisinde bazen de yetmişinde olabiliyor. Benim de bu güvercin sevdası yedisinde başladı ve halen de devam ediyor. Ancak toplumun kuşçulara bakış açısının olumlu olduğunu söyleyemeyiz. Tabi ki kendilerine göre mutlaka haklı nedenleri olabilir. Ancak bu nedenler ne olursa olsun, kendilerine göre haklılık payı da olsa, en azından bu argümanlara ben inanmak ve katılmak istemiyorum. Zira bir döneme kadar güvercin yetiştiricisine kız bile vermek istemeyen, ailelerin olduğunu biliyoruz. Bu aileler yetiştiricileri (güvercin besleyenleri ) bu güzelim güvercin kültüründen uzaklaştırmak için, güvercinlerin uğursuz olduğunu bile dillendirmeye başladıklarını biliyorum. İşte güvercin sevdalısına dönük böylesi duyguların yüz yıllarca devam etmiş olması, ister istemez güvercin severin ruh halini, bu durumda negatif olarak mutlaka etkilemiş olur. Zaten kurumsallaşma adına kurmuş olduğumuz bu derneğimizin amaçlarından biri de, itilmişliğe giden bu kötü algıyı pozitif algıya dönüştürmeye yöneliktir. Sorunuzu dağıtmamak adına şunu da söylemeliyim. Bugün ister İslam kültüründe olsun, isterse Hristiyanlık kültüründe olsun, güvercinin hep barış timsali olduğunu unutmamak lazım. Zira Hıra mağarasında Peygamberimiz saklanırken örümcek ağı ile yumurtaları üzerinde kuluçkaya yatan kuşu hatırlatmak isterim. Dahası Nuh’un gemisine alınan güvercinden suların çekildiğini öğrenmesi, hastalığı dolayısıyla mağarada yaşayan Eyüp Peygamberin Ankut ırkı güvercini beslediğini de bilmek lazım. Dolayısıyla bu taklacı güvercin sevdası beni çevreleyen somut koşullara bağlı olarak, öne çıkan en güzel şeylerin başında olduğunu söylemeliyim. Onun için taklacı güvercini tanıdıkça ne kadar farklı ve yetenekli bir kuş türü olduğunu süreç içinde insan daha iyi anlamış oluyor. Çünkü ülke genelinde pratiği ile kendini kanıtlamış ve bir o kadar da güvercin severler tarafından özümsenmiş ve böylesi bir potansiyele sahip başka bir performans güvercini ırkına şahit olmak veya rastlayabilmek bana zor gibi geliyor. Onun için bu güvercini uçuş seansına verdiğiniz takdirde iniş dakikasına kadar öyle bir yeteneklerini sergiler ki güvercin severler heyecandan ve bu zevkin hobisin den dolayı yerinde duramaz olurlar. Öyle ki bu güvercin uzaklardan iniş pistine gözü kara olarak tek parça kilitlenerek sesli şamatalı fişeğine asılarak size huzurun yanında alabildiğine bir heyecan yaşatır. Fişeğine asılan Mardin Taklacı Performans Güvercini piste doğru nokta dalışını yaparak kemer boyu veya bir adam boyundan taban taklasını çevirerek fişeğini kan hattına bağlı olarak gidebildiği kadar uzun gitmek için alabildiğine bir efor içinde olur. Bizleri bu fişek anında heyecana boğan şey fişeğin uzunluğu ve dik olması yanında süzülerek gelmesi, hedef pistine doğru çökmesi ve taban taklası ile fişeğini süsleyerek karakterine uygun dikey olarak seri bir şekilde taklalar arası mesafe koyarak baş bağlama taklası ile fişeğini bitirerek yüksek volümlü kanat sesi ile süslemesidir. İşte böylesi yetenekli bir performans güvercini seyri halinde olan güvercin severlere, mükemmelin ötesinde bir görsellik sunarken, bu nadide güvercine bir kuşçunun sevdalı olmaması benim acımdan düşünülemez. Üstelik kuşçu arkadaşlarla birlikte seyri halinde iken, altında çayınızı yudumlamanız ve ortak olan bu kuşçuluk kültürünü birlikte yaşamanız ve bu heyecanı hissetmeniz kadar güzel bir duygu olabilir mi? Zira böylesi bir zevki doruklarda size yaşatan bu güvercin sevdası, sigara dışından bir sürü kötü alışkanlığa yönelmenizi de önlediğini, insanlarımız biliyor mu? Dolayısıyla bildik sevdaların dışında böylesi hoş bir zevki bir kuşçuya yaşatabilen veya güzel duygularla o kuşçuyu mutlu eden, başka bir obje varsa bile, hâlâ kendisiyle tanışmadığımı söylemeliyim. İşte bir kuşçu üzerinde iz bırakan bu güvercinlere sevdalı olmamak, gerçekten insanın elinde olan bir duygu değildir. Onun için kitabımdaki şu sözlerle sorunuzu bitirmek istiyorum. “Yine bir sevgi ağı oluşur gözlerimizde, o an coşarız bir güvercin gibi özgürce,”

-Güvercinlerle bir an için empati kurarak; bir güvercin gibi hissederek, insanların güvercinlere olan sevdasının aslında tek taraflı bir şey (aşk) olduğunu söylemek mümkün müdür?

Elbette ki söylemek mümkün değildir. Çünkü yetiştirici ile güvercin arasında duygusal da olsa içgüdüsel de olsa zaman içinde bir sevginin geliştiğini düşünüyorum. Zira oksitosin denilen hormon nasıl ki anne ve bebek arasında duygusal bir bağın etkileşimi içinde devam ediyorsa, biz yetiştiriciler ile güvercinler arasında böylesine duygusal bir bağ süreç içinde oluşmaya başlıyor. Her kümesin kapısını açtığınızda sizi karşısında görünce, zamanla o da güvercin ürkekliğini yenerek size alışıyor. Aylar ve yıllar geçtikçe, sizin onu kollayan koruyan ve beslenmesini sağlayan tanıdık biri, daha derinlikli söyleyecek olursam aileden biri olduğunuzu içgüdüsel olarak anlamaya başlıyor. Öyle ki sizin ayak seslerinizi duydukça, kendilerini dışarı salacağınızı gezinmelerini hatta uçuşa bırakacağınızı öğreniyorlar. Dahası size karşı olan ürkekliğini yendiği ölçüde, elinizde bulunan yem kutusunu görünce, size doğru sevinçli sevinçli uçuştuklarını etrafınızda pervane olduklarını, hatta bazılarının avucunuzdan yemlenmek için avucunuza geldiklerini görmeye sizde alışmış oluyorsunuz. Bu durumda o da size alışarak içgüdüselde olsa, aranızda böylesi duygusal bir bağ oluşmuş olur. Yani bu sevdanın tek taraflı olmadığı empati yaptığınız takdirde, kendi ölçüleri içinde bir getirisi olduğu ve karşılıklı hümanistçe diyebileceğimiz bir duyguyla, böylesi bir dünyayı vücuda getirmiş olursunuz. Ayrıca kümesin temizliği, bakımı, hastalandı mı ilacını, kuluçkaya yatmak için yuvasını hazırlarken, o da bunları yaşam alanındaki olumlu değişimler ve gelişmeler olduğunu, dediğim gibi içgüdüselde olsa kendisi tarafından gözlemlenerek hissediliyor. Ve böylesi bir güven ortamı oluştuğu için, güvercin aç ve susuz kalmayacağı, sıcaktan ve soğuktan korunacağına dair, emin bir şekilde kümesinde padişah olduğunu öğreniyor. Bu durum güvercini mutlaka mutlu edecektir. Ve bu mutluluk hissi gelişip korundukça, yetiştirici ile güvercin arasındaki o ürkeklikte aşılmış olacak ve güvene dayalı bir ortam ve bu ortamın getirdiği ilişki, çok daha sıkı bir şekilde yerli yerine oturmuş olacaktır. Ve bu süreç yetiştirici ile güvercin bağlamında söylüyorum iç ve dış sorunların çözüldüğü böylesi ortamlarda, güvercin ile yetiştiricisi arasında, güçlenerek devam eden bu ilişki sayesinde yetiştirici mutlu olduğu ölçüde, güvercinde rahat ve mutlu olacağını söylemeliyim. Öz cümle: Etrafımızda sevgisini dışa vuran o kadar canlı hayvan var ki, bunu görmek için kendimizi gözden geçirmek ve empati yapmak yeterli olacaktır. Çünkü her hayvan gibi güvercinlerde yaşamak için içgüdüsel olarak, çevresine adaptasyonu sağlayarak kendilerini yaşatmaya çalışıyorlar.

-İnsanların yıllar yılı bireysel olarak (hobi düzeyinde) ilgilendiği güvercinlere ilginin “Güvercin Sever Dernekler” gibi örgütlü yapılara evrimlesinin altında yatan saikler nelerdir? Bu durum güvercinlere atfedilen “özgürlük” kavramına halel getirmez mi?

Saik kelimesini herhalde felsefik olarak bir davranışın ortaya çıkması anlamında kullandığınızı düşünüyorum. Dolayısıyla süreç içinde kurulan güvercin sever dernekleri genel anlamda söyleyecek olursak, sonuç itibarıyla siz bu güvercinleri doğasından kopararak bir kümese hapsetmeniz, elbette ki özgürlüğüne gem vurmak anlamına gelebilir. Ama genelden özele inecek olursak, diğer taraftan durumun böyle olmadığı ve evcil hayvanların veya konumuz olan güvercinlerin kısmen de olsa yırtıcı kuş ve diğer hayvanlara karşı korunması gerektiği ve bu anlamda güvercinin yetiştiricisi durumunda olan yetiştiricisine ihtiyaç duyulacağı, rahatlıkla ortaya çıkmış oluyor. Ancak şunu da ileri sürebilirsiniz, şöyle ki; her hayvan kendine özgü bir savunma sistemi oluşturmuştur. Dolayısıyla güvercinin korunmasına ihtiyacı yoktur diyebilirsiniz. Lakin evcil hayvanların kısmen de olsa bu kategoride görmemek lazım. Zira ne kadar güçlü bir savunma sistemi oluşturmuşsa da yine de evcil olmasından mütevellit, bir korunmaya ihtiyaç duyacağını en azından ben düşünmek istiyorum. Örneğin ebeveynler ve yavruları olmak üzere, eğer bir korunma altında tutulmuyorsalar bu durumda bir kediye veya başka bir hayvana yem olabileceklerini biliyorum. Her ne kadar özgürlüklerine kısmen de olsa, bu anlamda bir kısıtlama geliyorsa da, yaşamak için bu anlamda bir ödün vermek daha doğru olmaz mı? Bildiğiniz gibi evcil hayvanlar insanlar tarafından kültüre alınmış ve eğitilmiş hayvanlar olarak düşünüyoruz ve biliyoruz. Onun için biz güvercin yetiştiricileri güvercinlerin korunması, gözetilmesi ve bakımından sorumlu olup, gerekli önlemleri almamız gerekiyor. Yoksa bizdeki amaç güvercinleri özgürlüğünden koparmak değildir. Dolayısıyla saik anlamına dönük başka bir kelime karşılığına gelecek olursam burada aynı zamanda yetiştirici yönlendiren ve tayın eden durumda olması da, kayda değer bulunmalı diye düşünüyorum. Zira bunun altında yatan ilginin, güvercini özgürlüğünden koparmaktan ziyade, sağlıklı ortamlarda yaşamasına kısmen de olsa, bir nevi yardım etmek veya kolaylık sağlamak olarak ta düşünebiliriz.

-Savaş ve barış temalarını onun varlığında gördüğümüz, “sevda” düzeyinde de bağlandığımız güvercinlerin kendi doğal yaşamlarında birer güvercin gibi nasıl bir yaşam standartları olduğunu -dünden bugüne- anlatabilir misiniz?

Bugün dünyamızın dört bir yanına dağılan 800’e yakın güvercin ırkı bulunmaktadır. Ve bu 800’e yakın güvercin ırkının atası olarak ta, kuş bilimcileri tarafından kaya güvercini olduğu kabul edilmiştir. Bilim insanları bu kadar güvercin ırkının oluşmasında, kaya güvercini de dâhil olmak üzere farklı 2 ya da 4 yabanı güvercin türünün melezlenmesi sonucunda ortaya çıktığı görüşünde birleşiyorlar. Zira bu güvercin ırklarının 30 veya 40’a yakın ırkı ise ülkemizde bulunmaktadır. Güvercinler kullanma veya yetiştirme amacına uygun olarak, süreç içinde çok çeşitlilik göstermişlerdir. Öyle ki bu güvercinler tarihsel olarak, kimi zaman eti için, kimi zaman gübresi için, kimi zamanda yön bulmadaki ustalığı için yetiştirilmişlerdir. Onun içindir ki posta güvercinleri haberleşme alanında kullanılmış ve kimi zaman savaşlara kimi zamanda, barışlara vesile olduklarını biliyoruz. Zira M.Ö 1200 yıllarında Mısır’da bu anlamda bir haberleşme ağının kurulduğu ve bu haberleşme ağının yayılması neticesinde, Çin’de ülkenin tamamına yayılan bir haberleşme ağının geliştirilmiş olduğunu tarihçilerimizin yazılarından öğreniyoruz. Ayrıca Güvercin insanoğlu tarafından evcilleştirilen ilk kuş türüdür. Lakin güvercinin hangi toplum tarafından evcilleştirildiğine dair çeşitli yazılar vardır. Bu yazılara göre kimine göre Asya, kimine göre Mısır ve Mezopotamya toplumları tarafından evcilleştirildiği yazılmaktadır. Başka bir ifadeye göre güvercinin Anadolu kökenli olduğu da yazılmıştır. Yine Osmanlı İmparatorluğunda güvercinler haberleşme ve güzellikleri için yetiştirildiklerini de biliyoruz. Sonuç olarak hangi toplum tarafından evcilleştirilmiş olursa olsun, gelinen nokta itibarıyla, böylesi bir gerçeğin yaşantımızın ve sevdamızın orta yerinde yer aldığını biliyoruz. Bu güvercinlerin yaşam standartları eskiye göre bugün çok daha iyi koşullarda yaşadıklarını görüyoruz. Önceleri derme çatma kümeslerde yetiştirilirken bugün çok daha modern kümeslerde yaşamlarını ve üremelerini devam etmektedirler. Yuvalıklar, yemlikler çeşitli gıda ürünleri, mineraller, vitaminler ve diğer ilaçlar ile yaşam kaliteleri yukarı doğru her geçen gün artmakta olduğunu biliyorum. Özellikle bugün güvercinlerimizin tutuldukları kümeslerin sıcağa, soğuğa ve havalandırmasına kadar gerekli tedbirlerin yetiştiricilerimiz tarafından alınmış ve alınmaya devam ediliyor. Öyle ki kümesler hırsızlığa karşı sağlamlaştırma ve bazı uyarı cihazları ile gerekli önlemlerinde alındığını görüyoruz. Dolayısıyla kümeslerimiz geçmişe göre daha nitelikli bir düzey aldığı gerçeğini de bu arada söylemek lazım. Zaten bu güzelim gelişmelerin tamamı güvercine olan ilgiden ve bu sevdadan geldiğini bu arada unutmamak gerekir.

-Kendi imkânlarınızla bastığınız, akademik referanslar üzre de çalıştığınız bu uzun erimli ve oylumlu kitabı (470 sayfa) yazma gerekçeniz neydi? Kitabı ilk yazma sürecinden okurla buluştuğu ana kadarki hikâyesini anlatabilir misiniz?

Burada en önemli olan şey yaklaşık olarak çocukluk dönemi diyebileceğim altı yaşıma kadar geçen yılları saymazsam, 57 yıldır taklacı performans güvercinin yetiştiriciliğini yapıyorum. Öyle ki her geçen yılda kendime katarak bu güvercini anlamak istedim. Ve halen de anlamaya devam ediyorum. Ancak bu kitabımda yalnızca Mardin taklacı performans güvercin ırkını öne alıp, bu konu üzerinde yoğunlaşmayı seçmiş olduğumu bu arada söylemek isterim. Her ne kadar taklacı güvercin ırkı iki elin parmaklarını geçmiyorsa da, yaşadığım bölgenin somut koşulları gereği, Mardin taklacı performans güvercini, benim açımdan çok önemli olmuşve bir o kadarda diğer ırklara nazaran daha fazla öne çıkabilmiştir. Onun için gözlem, deney ve bilime dayılı bir araştırma şeklinde, Mardin taklacı performans güvercini irdelemeye çalıştım. Zira ister hobi olsun isterse başka bir ilgi alanında olsun bir şeylerle ilgilendiniz mi, zamanla o şeyle ilgili bir birikim ve donanımın oluştuğunu sizde hissetmeye başlıyorsunuz. Dolayısıyla bu birikim ve donanım kitap aşamasına gelince bir uzmana danışmak veya bir uzmandan danışmanlık hizmeti almak gereği de, hâsıl oluyor. Bu nedenle; Prof.Dr. Türker Savaş Çanakkale Üni. Zoo Teknik Hayvan Yetiştirme Bölüm Başkanından, böylesi akademik bir yardımı almış oldum. Zira ricamız üzerine eğitim ve öğretim dönemi olmasına rağmen, bizi kırmayarak böylesi bir desteğini esirgemediği için, bu söyleşi vesilesiyle kendisine tekrardan teşekkür ediyorum. Dolayısıyla oluşan bu birikim ve donanımı sonraki kuşaklara aktarabilmek gerekçesiyle, böylesi bir kitabı vücuda getirmek için yazmaya başladım. Tabii ki benim bu yazım süreci elbette ki yıllarımı aldım. Üstelik böylesi meşakkatli bir yolda ilerlemek ve kitaba giden yoldaişin acemisi olmak, bana göre ayrıca bir tartışma konusu olsa gerek. Ancak her şeye rağmen bu yolu yürümem gerektiğine inanmak istedim. Ve inanarak azmederek bu zorlu yola koyulmuş oldum. Bu kitabın okurları sonuç itibarıyla ağırlıklı olarak kuşçu camiası olduğunu söylemeliyim. Zaten kitabımın bir an evvelyayımlanıp kendilerine ulaşmasını sabırsızlıkla beklediklerini biliyorum. Ve baskı aşamasına gelinceye kadar, kitabın teşekkür bölümünde adı geçen ve kitabın editörlüğünü yapan, Ziya Sümer dostumuzun katkıları ile kitabım baskı aşamasına gelmiş oldu. Ayrıca Kültür Bakanlığında gerekli yasal prosedürler tamamlandıktan sonra, kitabım yayın hayatına girerek, zorlu bir yola ilk adımını atmış oldu.

-Dünyadaki güvercin sever insan dediğimiz insan tipolojisi hakkında bir fotoğraf çekebilir misiniz? Nasıl bir dünyada (haleti ruhiyede) yaşıyor güvercin sever insan?

Tipoloji görünmeyen insanı biraz daha görünür kılmaktır. Zira TDK sözlüğünde ise insan tiplerini belirleme ve ayırt etme yöntemi olarak açıklanmıştır. Lakin günümüz koşullarında insan tiplerini belirleme ve birbirinden ayırt etme meselesinin her geçen gün biraz daha zorlaştığını görmeye başlıyoruz. Onun için kuşçu camiasının bu anlamda tipolojisini ortaya koymak benim acımdan gerçekten zor olacağını düşünüyorum. Çünkü insanoğlu gerçek yüzünü saklayınca onun gerçek yüzünü başkalarından ayırt etmek bu manada zorlaşmış oluyor. Onun için burada kişilik ve dik duruşun önemi, toplumsal olarak daha fazla kıymetli oluyor. Buna rağmen genel anlamda söyleyecek olursam güvercin severlerin yoğunluklu olarak hayvan sevgisini kendi içinde taşıdığı için, daha fazla görünür ve ayırt edici olduğunu bu anlamda söyleyebiliriz. Güvercin yetiştiricisi olmak, toplum tarafından hale yadırganıyor olmasına rağmen, içimizdeki bu güvercin sevgisi ister istemez bizi bir sürü camiadan daha fazla ayırt edici duruma getiriyor. Ya hep görünür olmazsan o zaman tipolojinin ayırt edilemez dehlizlerinde kaybolmuş olursunuz. Dolayısıyla ayırt edilmekte zorlandığımız insanlara nazaran kuşçu camiasının bu yönüyle görünür olması iyiye işaret diye yorumlayabiliriz. Diğer bir işaretimiz ise dünyamızın dört bir yanında devam eden savaşlara, yokluğa, açlığa, pandemiye, ekonomik ve sosyal çöküntüye bağlı bir sürü mutsuz insana nazaran, biz kuşçular o an için, yani kuşun uçuş dakikasından iniş dakikasına kadar sergilediği performansı izledikçe, kendimizi bir sürü mutsuz insana nazaran on puan üzerinden altı puan alarak toplumun şanslı bireyleri olarak ta kabul edebiliriz.

-Toplumun kahir ekseriyetinde kimi nedenlerle güvercinlere ve güvercin severlere yönelik aslında bir sevdanın olmadığı, hatta “anormal karşılandıkları” da bilinen bir gerçek… Bu minvalde özellikle Kadim bir kent olarak Mardin’in ve Mardin güvercinlerinin aynı karede yer almasının esbabı mucibesi ne olabilir?

Doğru söylüyorsunuz “anormal karşılandığımızı” bir önceki sorularınıza yanıt verirken bu konuya değinmeye çalışmıştım. Ama her şeye rağmen bu makûs kederimizi yenmek ve toplumun bu anlamdaki düşüncesini değiştirmek için, gerçekten yoğun bir caba ve mücadele içerisinde olduğumuzu söylemeliyim. Özellikle sosyal medya ve internet ağının bu kadar gelişmiş olması, bu mücadelemizde bizlere sayısız kolaylıklar sağladığını biliyorum. “Kadim bir kent olan Mardin güvercinlerinin aynı karede yer alması” bu düşüncenin genele hitap ediyor olmasından kaynaklıdır. Onun için “Mardin toplumunda da güvercin yetiştiricilerine bir döneme kadar iyi gözle bakılmadığını biliyoruz. Tabii ki ebeveynlerimizin bu düşüncesinde yatan temel kaygı; güvercin besleyen gençlerin daha çok başıboş olacakları ve zamanlarının büyük bir bölümünü güvercinlerle geçirecekleri, bu durumda işlerini, okuyorsa eğitimlerini ve ailelerini ihmal edebilecekleri yönünde olmasındandır. Bu düşünce bireyin erginlik yaşından sonra yavaş yavaş gündemine oturmaya başlayan, evlenme ilişkisine de olumsuz yansıyabilmekteydi.” (Kitabımın Güvercinin Tarihçesi ( 4 ) dizisinin 17.sayfasında bu konuyu detaylı açılmıştır.) Lakin gelişen somut koşullara bağlı olarak, tamamen olmasa da bu düşüncenin günümüz koşullarında kırıldığını görüyorum. Dolayısıyla Mardin güvercinlerinin aynı karede yer almaları, söz konusu olumsuz algının yukarıda söylediğim gibi genel bir düşünce tarzı olarak toplum katmanlarında yer almasından kaynaklıdır. Onun için söz konusu toplumun geneline şamil olan bir düşünce tarzı söz konusu olunca, diğer toplumların muaf olduğunu insan düşünemiyor. Ancak makûs kaderimizi yenmek için, bu uğurda verilen mücadelenin meyvelerini almaya başladığımızı bilmenizi isterim. Zira kitabım ve diğer kitap, makale, araştırma ve incelemeler, bizim bu işin üstesinden geleceğimize dair bir dalalet olduğunu düşünüyorum.

-Büyük bir emeğin ürünü olan kitabınızın okurlarla buluşmasını nasıl sağlayacaksınız? Kitabınızla ilgili okurlardan ilk tepkiler ne yönde?

Doğru söylüyorsunuz gerçekten büyük bir emeğin ürünü olduğu için bende taklacı performans güvercinine dair tabirimi caiz görün, iğneden ipliğe gizlisi saklısı kalmadan, bilgimiz ölçüsünde bu güvercini anlatarak, birden fazla konuyu ela aldım. Öyle ki bu kitapta her kuşçunun kafasında yer eden, her soruya cevap olmaya çalıştığımı söylemeliyim. Kitabım yani ilk göz ağrım yayın hayatına ilk adımını atmakla birlikte, elbette ki okurları ile buluşması için, yine bir caba sarf ederek bir planlama yapmamız gerekiyordu. Bizde “Yediden Yetmişe Taklacı Güvercin Sevdası” kitabını, sosyal medya da paylaşarak camiamıza sesimizi duyurmaya çalıştım. Bu duyurudan sonra Mardin kuşçu camiasına dönük, Başkanlığını yaptığım Kızıltepe Güvercin Severler Derneğinde, bir imza günü düzenleyerek kitabımı okurları ile buluşturmuş oldum. Bu arada bölgemizin kuşçu camiasının ilgi ve alakasından ve bizleri yalnız bırakmadıklarından dolayı, kendilerine en içten duygularımla teşekkür ediyorum. Kitabımın diğer okurlarla buluşmasını sağlamak için şöyle bir yol izlememiz gerekiyordu. Bizde bu yol üzerinden kitabımızı kuşçu camiasına ulaştırmış olduk. O yolda şuydu; Türkiye’nin çeşitli illerinde kurulu olan güvercin sever dernekleri üzerinden, kitap camiamıza ulaşmış oldu. Örneğin Fransa, Almanya, İngiltere, Ankara, İstanbul, İzmir, Ağrı, Diyarbakır, Ergani, Batman, Malatya, Kars, Konya gibi illerimize göndermiş oldum. Diğer illerimizdeki derneklere ulaşarak kitabımı kuşçu camiasına ulaştırmaya dönük çabalarım devam ediyor. Kitabımla ilgili şuana kadar olumsuz bir tepkiyle karşı karşıya kalmadım. Lakin bu çalışmamdan dolayı beni telefonla arayarak, mesaj atarak ve imza gününde yanımızda olan dost ve arkadaşlardan, tebrikler aldığımı söylemek isterim. Ayrıca şunu da söylemeliyim; kitabımı kaleme alırken özellikle entelektüel derinlikten kaçarak daha sade ve anlaşılır bir dil olmasına dikkat ettim. Dolayısıyla bu bağlamda beni tebrik edenler, kitabımın anlaşılır ve akıcı olduğunu söylemeleri beni ayrıca mutlu etmiştir.

-Son olarak neler söylemek istersiniz? Teşekkürler Refik Akay?

Dostluğumuz yanında bu güzel söyleşi ile göstermiş olduğunuz ilgi, alaka ve içtenliğiniz için en içten duygularımla size teşekkür ediyorum. Benim bu kitap çalışmamda mutlaka eksik kalan ve yanlış olan konular veya detaylar olabilir. Burada önemli olan benim bu konuda bu güvercini size anlatmaya, anlamaya dili olmaya çalışarak konuya temas ederek, bir adım atmış olmamdır. Zira bizden sonra bu işe gönül verenler, mutlaka bu çalışmayı daha ileri boyutlara taşıyacaktır. Öz cümle: Her zaman söylediğim gibi, önemli olan bu kuşçuluk kültüründe bir damla olabilmektir. Ancak bu durumda sel olup taşabiliriz.  Bu bağlamda camiamızda bir damla olabilmek adına, emek veren herkesi saygıyla muhabbetle kucaklıyorum. Kalın sağlıcakla diyorum.