ARTUKLU DÖNEMİNİN ANITSAL MİMARİ MİRASI: KIZILTEPE ULU CAMİİ (DUNAYSIR):
Kemal Kahraman
Kızıltepe Ulu Camii; Dunaysır Ulu Camii, Koser Ulu Camii veya Koçhisar Ulu Camii adlarıyla da bilinmektedir. Mardin’in Kızıltepe ilçesinin merkezinde, ilçenin kuzeybatısında yer almaktadır.
Kızıltepe Ulu Camii, Anadolu’da taş mimaride Artuklular tarafından geliştirildiği kabul edilen mihrap önü kubbeli cami tipinin en olgun örneklerinden biridir. Mardin Ulu Camii ile birlikte Anadolu’nun bilinen en erken tarihli çifte minareli camileri arasında yer almaktadır.
Kaynaklardan ve mihrap nişi üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre caminin yapımına, Mardin Artukluları hükümdarı Hüsâmeddin Yavlak Arslan (1184-1200) tarafından başlanmış; onun vefatı üzerine inşaat, kardeşi Ebü’l-Feth Nâsırüddin Artuk Arslan (H. 598-637 / 1201-1239)[1] tarafından sürdürülerek H. 601 (1204-1205) yılında tamamlanmıştır.
Anadolu mimarisinin önemli Orta Çağ yapılarından biri olan cami, inşa edildiği dönemden günümüze kadar çeşitli onarımlar geçirmiştir. Kızıltepe Ulu Camii, Güneydoğu Anadolu’daki Artuklu dönemi camilerinden Cizre Ulu Camii, Mardin Ulu Camii[2] ve Silvan Ulu Camii gibi dikdörtgen planlı, enine düzenlemeli ve mihrap önü kubbeli bir plana sahiptir.
Yapı, büyük ölçüde homojen bir mimari karakter göstermektedir. Günümüzdeki planında, kıble duvarına paralel uzanan üç nef, ortada iki nef boyunca uzanan yaklaşık 9,75 m çapındaki tromplu mihrap önü kubbesi ile kesilmektedir. Caminin harim kısmında mihrap ve duvar yüzeyleri zarif oyma işçilikleri ve kitabelerle süslenmiştir. Tamamen düzgün kesme taştan inşa edilen yapıda, yalnızca mihrap önü kubbesinde tuğla malzeme kullanılmıştır. Yapının doğu-batı doğrultusundaki uzunluğu 63,40 m, kuzey-güney doğrultusundaki genişliği ise 16,35 m’dir.
Caminin yedi giriş kapısı bulunmaktadır. İki renkli taşlardan örülmüş dilimli kemeriyle dikkat çeken orta kapı, diğerlerinden belirgin biçimde daha büyük olup taç kapı niteliğindedir. Bu ana girişin iki yanında birer mihrap yer almaktadır.
Yapının üst örtüsünde bulunan iki sülüs kitabe ile batı cephesindeki minare günümüze kadar ulaşmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında caminin bazı yapı taşlarının sökülerek Tepebaşı Mahallesinde Ermeniler tarafından inşa edilen Surp Kevork Kilisesinde yapı malzemesi olarak kullanıldığı belirtilmektedir.[3]
Mihrap ve Kitabeler
Caminin mihrabı, tezyinatı ve üzerindeki kitabeleri bakımından Anadolu Türk-İslâm sanatının dikkat çekici örneklerinden biridir. Mihrapta orta boy karakterli, kabartma sülüs hatla yazılmış kitabelerin yanı sıra nesih ve kûfî yazı örnekleri de bulunmaktadır. Mihrap kemerinin yuvarlak bölümlerinde görülen zarif yazı karakterleri, dönemin ve bölgenin sanat anlayışını yansıtmaktadır.
Mihrap üzerindeki kitabelerde yer alan âyetler ve diğer yazılar şu şekilde sıralanabilir:
A — Mihrap çukurunun üst kısmında, mihrap kemerinin tepesindeki üç dilim arasında, çerçeve içerisine alınmış nesih yazıyla; dilimli kemerin altındaki orta bölümde ise sülüs hatla Nûr Sûresi’nin 36. âyeti yazılıdır:
فٖي بُيُوتٍ اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فٖيهَا اسْمُهُۙ ﴿٣٦﴾
B — Dilimli kemerin altında, sağ ve sol taraftaki çıkıntıların iç yüzlerinde sülüs hatla şu ifade yer almaktadır:
الخير الناس بعد رسول الله أبو بكر و عمر و عثمان و علي
C — Mihrap nişinin üst kısmında, hücre ocağının yüzeyindeki yatay pervaz üzerinde nesih yazıyla; mihrap çukurunun üst bölümünde ise sülüs hatla Mü’minûn Sûresi’nin 1-2. âyetleri yazılmıştır:
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ﴿١﴾ اَلَّذٖينَ هُمْ فٖي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ﴿٢﴾
D — Mihrap hücresinin üstüvânî kısmında, bazı Musul kitabelerini hatırlatan örgülü süslemeler arasında, yaldızlı görünüm veren kûfî yazılar bulunmaktadır. Mihrap çukurunun sağ, sol ve alt bölümlerinde şu âyetler yer almaktadır:
Mihrap çukurunun sağında — Bakara, 2/255: اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ
Mihrap çukurunun solunda — Nûr, 24/37: رِجَالٌۙ يُسَبِّحُ لَهُ فٖيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِۙ
Mihrap çukurunun en alt kısmında— Tevbe, 9/18: اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ
E — Mihrap çukurunun alt kısmının ortasında, hücre ocağının alt bölümünü üstten ayıran hat üzerinde, günümüzde büyük ölçüde silinmiş kûfî yazıyla Âl-i İmrân Sûresi’nin 97. âyeti bulunmaktadır:
وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ
F — Mihrap çevresindeki küçük sütun ve direk başlıklarında, kûfî hatla Cin Sûresi’nin 18. âyeti yazılıdır:
وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَدًاۙ
G — Sütun kaidesinde ise kûfî yazıyla sağ tarafta اَلْقَهَّارُ (el-Kahhâr), sol tarafta ise اَلْوَاحِدُ (el-Vâhid) isimleri yer almaktadır.
Caminin güneybatısında, günümüze ulaşmayan bir minare kalıntısı üzerinde de Âl-i İmrân Sûresi’nin 193, 194 ve 195. âyetlerinin yazılı bulunduğunu J. Sauvaget nakletmektedir. Söz konusu âyetler şöyledir:
رَبَّنَٓا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَاد۪ي لِلْا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ
رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ
فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنّ۪ي لَٓا اُض۪يعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰىۚ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ
Ulu Medrese ve Sonraki Dönem
Kâtip Ferdî, caminin yanında Artuk Arslan tarafından Medrese-i Âli (Ulu Medrese) adıyla bir medrese inşa edildiğini ve bu yapının iki zarif minareye sahip olduğunu nakletmektedir. Ancak günümüzde tarihte adı geçen bu medreseden herhangi bir yapı kalıntısı bulunmamaktadır.
Kızıltepe Ulu Camii’nde 1967 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen temizlik çalışmaları sırasında avluda düzenli mekânlara ait temel kalıntıları ile avlu giriş kapılarının eşik ve köşe taşları ortaya çıkarılmıştır. Yapının güneyinde de duvar ve kapı kalıntılarından hareketle bazı ek yapıların bulunabileceği düşünülmektedir. Temizlik çalışmalarının ardından hazırlanan rölöveden, avlunun iki köşesinde iki kare minare kaidesinin ve ikinci kata çıkan merdivenlerin başlangıçlarının da belirgin hâle geldiği anlaşılmaktadır.
Cami, bir dönem farklı amaçlarla kullanıldıktan sonra terk edilmiş ve uzun süre harap durumda kalmıştır. Bu sebeple halk arasında “Camiye Xarabe” adıyla anılmıştır.
Ulu Camii, 1967-1976 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Bu çalışmalar sırasında harim kısmı büyük ölçüde kurtarılmış; ancak avlu çevresindeki yapılar ile kazılar sırasında ortaya çıkarılan minare kaideleri temel seviyesinde bırakılmıştır.
Yapıda son kapsamlı yenileme çalışmaları ise 2015 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından başlatılmış ve 2019 yılında tamamlanmıştır. Restorasyonun ardından cami yeniden ibadete açılarak halkın hizmetine sunulmuştur.
Kemal KAHRAMAN
(UZMAN VAİZ)
[1] Nâsırüddin Artuk Arslan dönemine ait Kızıltepe Ulu Camii’nin inşa kitabesinde yer alan «مَا تَطَوَّعَ بِتَمَامِ عِمَارَةِ مَا أَنْشَأَهُ أَخُوهُ» ifadesi, yapının kardeşi Hüsâmeddin Yavlak Arslan tarafından başlatıldığını ve onun vefatından sonra Ebü’l-Feth Artuk Arslan tarafından tamamlandığını açıkça göstermesi bakımından önemlidir. Kitabede tamamlama tarihi 601 yılı Muharrem ayı olarak verilmiştir. Bu tarih miladî olarak 1204 yılına tekabül eder. Kitabenin bu özelliği, Artuklu yapılarında bir hükümdarın başlattığı inşaatın başka bir hükümdar tarafından tamamlanmasını açık biçimde belgeleyen önemli örneklerden biri olması bakımından dikkat çekicidir.
[2] Mardin Ulu Camii’nin inşa tarihi konusunda kaynaklarda farklı bilgiler bulunmaktadır. Caminin minare kaidesindeki kitabede 572 (1176-1177) tarihi ile Diyarbekir Meliki II. Kutbeddin İlgazi’nin adı geçmektedir. Caminin doğusundaki avlu duvarında bulunan başka bir kitabede ise 582 (1186) tarihi ve Artuklu hükümdarı Hüsâmeddin Yavlak Arslan’ın adı yer almaktadır. Bu kitabelerden hareketle yapının farklı bölümlerinin farklı tarihlerde inşa edilmiş veya tamamlanmış olabileceği anlaşılmaktadır. Bu sebeple Mardin Ulu Camii’nin tamamını yalnızca 1176 yılına tarihlendirmek yerine, yapının XII. yüzyılın son çeyreğinde şekillendiğini belirtmek daha ihtiyatlıdır.
[3] Osmanlı devri sonları ve Cumhuriyetin başlarında Diyarbakır’da yaşayan bir araştırmacı, Kızıltepe Ulu Camiinin aslında iki minareli, medresesi ile gayet geniş bir yapı iken, medresesinin tamamen yok olduğunu, cami de harap halde yalnız duvarları, tavanın üçte ikisinin durduğunu, batı taraftaki minaresinin, kaldığını, seferberlik zamanında Almanlar ve bazı vicdansız ahali tarafından taşlarının çalındığını, Tel Ermen köyündeki Ermenilerirı de bir kısım taşları, yaptıkları kiliseele kullandıklarını itimat edilir kişilerden dinlediğini söylemektedir. (Abdülgani Efendi, Mardin Tarihi, (yayına hazırlayan Burhan Zengin.) Ankara, 1999, s.60. Mardin ve Diyarbakır tarihleri hakkında eserleri olan Abdulgani Efendi (Abdulgani Fahri Bulduk), Osmanlıca olarak yazdığı 1935 yılında tamamladığı bu eseri önceden basılmamıştır.)
