SESSİZ KURULAN KAPAN
Kemal Kahraman
İnsan, bu dünyada bir yolcudur.
Yolculuğunun her aşamasında engeller, tuzaklar ve kapanlarla karşılaşabilir. Kapan yalnızca maddi bir tuzak değildir; aynı zamanda ruhu, vicdanı ve imanı kuşatan görünmeyen bir imtihandır.
Kapan kelimesi, “büyük terazi, kantar” anlamına gelir. Ne var ki zamanla bu ifade, insanın dünyadaki sınanışını ve görünmeyen aldatıcı düzenler içindeki imtihanını da ifade eden daha geniş bir anlam kazanmıştır.
İnsan başkalarının kurduğu tuzaklardan sakınır; fakat çoğu zaman kendi nefsinin kurduğu tuzaklara düşer. Oysa gerçek kurtuluş, kalbin uyanması ve kulun yönünü samimiyetle Allah’a çevirmesidir.
Bu yüzden insan, dünya hayatında fark etmeden bir kapanın içinde yürümekte; yaptığı her söz ve davranış bu imtihanın bir parçası olmaktadır. Ayrıca insan, Yüce Kur’an’ın işaret ettiği gibi dünya hayatında “aldatıcı bir meta” ile kuşatılmıştır (Âl-i İmrân, 3/185) ve bu kuşatmanın içinde hakkı ve hakikati seçmekle mükelleftir.
Bu durumu anlatan ibretli bir örnek vardır:
Bir zamanlar küçük bir çiftlikte bir fare, evin duvarındaki çatlakta bir kapan olduğunu fark eder. Diğer hayvanları uyarmak için harekete geçer. Tavuğa, koyuna ve öküze durumu anlatır; ancak her biri “bana bir şey olmaz” diyerek uyarıyı dikkate almaz.
Zaman geçer ve hepsi, fark etmedikleri bir zincirin içinde kayıplar yaşar. Böylece asıl kapanın demir değil, gaflet ve ihmal olduğu anlaşılır.
İnsan da çoğu zaman kurulan kapanı görür ama onu kendine yakıştırmaz:
“Bana bir şey olmaz…”
“Bu kadar da önemli değil…”
“Sonra düzeltirim…”
İşte nefis çoğu zaman böyle fısıldar.
Bu görünmeyen aldanışın en büyük sebebi gaflettir. İnsan gerçeği fark eder ama erteler. Oysa ertelenen hakikat kaybolmaz; sadece insana uzaklaşır. Ve çoğu kapan tam bu noktada kurulur.
Çünkü insan en çok, fark ettiğini sandığı yerde yanılır.
Gaflet kapanı görünmez kılar.
Nefis kapanı cazip gösterir.
Şeytan kapanı süsler.
Basiret ise kapanı fark ettirir.
Basiret, yalnızca görmek değil; görülenin hakikatini idrak edebilmektir.
İnsan, dünya hayatında hem kendi nefsiyle hem de dışarıdan gelen imtihanlarla sınanmaktadır. “Andolsun sizi biraz korku, açlık ve mallardan eksiltme ile imtihan ederiz” (Bakara, 2/155). İnsan kimi zaman kendi iradesiyle tuzağa yürür, kimi zaman da hikmetini bilemediği ilahî bir imtihanın içine çekilir. Fakat her hâlükârda önünde tek bir hakikat vardır: Fark etmek, uyanmak ve yönünü Allah’a çevirmek.
İnsanlar sadece hayvanlara değil, birbirlerine de kapan kurar. Ancak bu kapanlar çoğu zaman açık değildir; bir sözde, bir bakışta, bir tebessümde, bir sessizlikte gizlenir. Bazen bir insan, görmezden gelindiğini, değersizleştirildiğini ya da dışlandığını hemen fark edemez.
Çünkü bu kapanlar bağırmaz; yavaşça işler.
Kur’an’da “Vallâhü hayru’l-mâkirîn” (Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır) buyurulur (Enfâl, 8/30). İnsanlar tuzak kurar; fakat Allah, kurulan tuzakları boşa çıkaran ve adaleti tecelli ettirendir. İlahi adalet, hileyi sahibine döndürür.
Modern çağda kapanlar daha görünmez hâle gelmiştir. Bir ortamda sözünün karşılık bulmaması, bir mesajın cevapsız bırakılması, bir şakanın sürekli aynı kişiye yönelmesi… Bunlar çoğu zaman sıradan görünür ama kalbi yavaşça yorar. İnsan çoğu zaman düştüğünü bile geç fark eder; çünkü bu kapan, gürültüyle değil sessizlikle kurulur.
Bu noktada Kürtçede kullanılan bir ifade hakikati açıklar: “Kapan bêdeng tê danîn.”
Yani kapan sessiz kurulur. Gerçekten de en tehlikeli tuzaklar, fark edilmeden yaklaşanlardır.
Her kapan gözle görülmez; basiret zayıfladığında insan hakikati okuyamaz hâle gelir.
İnsanın en çetin kapanı, kendi içindedir.
Nefis, insana en yakın olandır ve en çok yanıltandır. Kur’an’da “Nefis daima kötülüğü emredicidir” (Yûsuf, 12/53) buyurulur.
Nefis; kibri haklılık, arzuyu ihtiyaç, tembelliği gerekçe gibi sunar ve insanı fark ettirmeden yönlendirir.
Bunun yanında insi ve cinni şeytanlar, vesvese ile yaklaşarak insanı tuzağa sürükler (En’âm, 6/112). Şeytan insana vaat eder, süsler, korkutur ve oyalar (Bakara, 2/268; Nisâ, 4/120). İnsan ise çoğu zaman tercihleriyle bu çağrılara karşılık verir.
Bütün bu aldanış düzenlerinin ortak noktası, kendilerini hakikat ya da menfaat kılığında sunmalarıdır. İnsan çoğu zaman kötülüğü kötülük olarak değil, bir gerekçe olarak görür. İşte kapanın en tehlikeli hâli budur:
Fark edilmeyen kapan.
Her insan yaptığıyla, niyetiyle suskunluğuyla ve kurduğu kapanıyla hesap vereceğini bilmelidir. “Kim zerre kadar şer işlerse onu görür.” (Zilzâl, 99/7-8)
Kapan, insana uyanıklığı ve farkındalığı hatırlatır. Çünkü insanın en büyük kapanı, fark etmediği hakikattir. Bu yüzden insan yalnızca dış tuzaklara değil, içindeki zaaflara karşı da dikkatli olmalıdır.
Her aldanış bir imtihandır. Dışarıdaki tuzaklar ile içerideki nefis birlikte insanı kuşatır. Ancak iman eden kişi bu tuzakları fark ettiğinde Allah’a yönelir. Çünkü insanı tuzaktan kurtaran şey yalnızca dikkat değil; basiret, sabır ve ilahî yardımdır.
Nihayetinde insan bilmelidir ki:
Hiçbir kapan, Allah’ın ilminden bağımsız değildir; hiçbir tuzak O’nun izni olmadan hüküm süremez.
Vesselam.
