TAŞIN ALTINDAKİ HAKİKAT
Kemal Kahraman
Hayat bazen insanın önüne bir taş koyar. Kimi zaman bu taş bir engeldir; yolu keser, ilerlemeyi zorlaştırır. Kimi zaman bir imtihandır; sabrı, metaneti ve vicdanı sınar. Bazen de ele geçilen bir fırsat, insanı olgunlaştıran bir rahmettir.
Ne var ki insanın asıl sınavı sadece taşı görmek değildir; aynı zamanda ona ne yaptığıdır.
Bir rivayette, bir sultan yolun ortasına büyük bir taş koydurur ve sarayından insanları izler. Gelen geçen herkes taşı görür; kimisi söylenir, kimisi şikâyet eder, kimisi suçu başkasına yükler, kimisi de etrafından dolaşıp yoluna devam eder. Ama neredeyse hiç kimse durup “Bu taş nasıl kaldırılır?” diye düşünmez.
Sonunda bir köylü gelir. Ne makamı vardır ne de sözü çoktur; yalnızca samimi bir niyeti vardır. Yoldaki engeli kaldırmanın bir sadaka olduğunu bilir. Çünkü Peygamber Efendimizin ifadesiyle, “Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman senin için sadakadır.” (Tirmizî, Birr 36).
Eğilir, elini taşın altına uzatır ve taşı kenara çeker. İşte o an, hakikat görünür: Taşın altında bir kese altın vardır.
Sultanın notu kısadır:
“Bu ödül, taşın altına elini koyabilenler içindir.”
Hayat da çoğu zaman böyledir. Altın, taşı görenlerin değil; sorumluluk duygusuyla taşı kaldırmayı göze alanların nasibidir.
Hayat, konuşan, şikâyet eden, eleştiren, yorum yapan ve engellerin etrafından dolaşan insanlarla değişmez. Hayatı değiştirenler; risk alan, sorumluluk üstlenen, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alan ve eğilip taşı kaldıranlardır.
Bugün de yollar taşlarla doludur. Kimi dış dünyadadır: adaletsizlikler, ihmaller, yanlışlar… Kimi ise içimizdedir: kibir, öfke, kıskançlık, duyarsızlık, bencillik… Asıl ağır olan da budur; çünkü dıştaki taş görünür, içteki taş ise insanın kalbini ağırlaştırır ve temizlenmedikçe ne yollar açılır ne de hayat hafifler. Asıl mesele, taşın varlığı değil; ona nasıl baktığımızdır.
Kur’an’ın hatırlattığı gibi kalpler vardır, taş gibidir; hatta taştan daha katı… (Bakara 2/74). Oysa bazı taşlardan su fışkırır, hayat doğar.
“Taş yerinde ağırdır” denir. Ama yerinden kalkması gereken taş, yerinde kaldığında yük olur. Bazen bir insanın susması erdemdir, bazen de bir taşın yerinden kaldırılmasıdır erdem olan.
Bugün modern insanın en büyük yanılgısı ve toplumların yaşadığı birçok tıkanıklığın sebebi burada başlar: Herkes engelden rahatsızdır; fakat kimse müdahale etmek istemez. Onu kaldırma sorumluluğunu başkasına bırakır. Sorumluluk ertelendikçe taş büyür, büyüdükçe alışkanlığa dönüşür. Sonra insanlar yolu kapatan engeli değil, kapanmış yolu normal sanmaya başlar.
Oysa medeniyet; yolu tıkamakla değil, yol açmakla kurulur.
Bazı insanlar köprü olur, bazıları duvar…
Bazıları yük olur, bazıları yük alır…
Bazıları sadece konuşur, bazıları ise sessizce taşı kaldırır.
Hayat boyunca karşımıza çıkan her taş aynı değildir. Kimi engeldir, kimi imtihandır, kimi fırsattır. Bazı taşlar yol kapatır, bazıları ise bir mabedi ayakta tutar. Mermer nasıl sarayları süslüyorsa, granit nasıl dağ gibi dimdik duruyorsa, elmas nasıl en sert darbelerde bile kırılmadan parlıyorsa, yakut ise nasıl tutkuyu ve gücü yansıtıyorsa; insanlar da farklı yaratılışlara ve farklı görevlere sahiptir.
Bu yüzden adalet, herkese aynı muameleyi yapmak değil; herkese hak ettiği yeri verebilmektir.
Fakat insan bazen taşı kaldırmaya çalışırken hem taşlanabilir hem de kendisi taşlaşabilir. Mücadele ederken merhametini kaybedebilir. Haklıyken adaletini yitirebilir. Güç kazandıkça vicdanını sertleştirebilir; insanlığını unutabilir. İşte bu yüzden mesele yalnızca taşı kaldırmak ya da yolu açmak değildir; asıl mesele, taşı kaldırırken de insan kalabilmektir.
Belki de en büyük hakikat şudur: İnsan bazen dışındaki taşı kaldırır, ama içindeki taşı kaldıramadığı sürece özgürleşemez. Taşın altına elini koymayan, taşın ardındaki hakikati asla göremez. Belki de asıl tehlike dışarıdaki taş değil, kalbin taşlaşmasıdır.
Bazı taşlar kaldırılmak için, bazıları ders almak için, bazıları da insanın kendisini aşması için konur hayatın yoluna.
Bugün hepimizin kendine sorması gereken soru şudur:
“Bu taş neden burada?” değil, “Ben bu taş karşısında ne yapıyorum?”
Yolun ortasında duran taşın etrafından dolaşanlardan mı olacağız, yoksa eğilip onu kaldıranlardan mı?
Ama hangi taş olursa olsun, değişmeyen bir gerçek vardır:
Eğilmeyi bilenler yükselir, taşı kaldırmayı göze alanlar yol açar, sorumluluktan kaçmayanlar yalnız yolu değil, kendilerini de inşa ederler.
