Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. Sessizliğin Bedeli

Sessizliğin Bedeli

featured

Sessizliğin Bedeli

 

Kemal Kahraman 

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeden önce bu hikâyeyi mutlaka sonuna kadar okuyun.

Evvel zamanların birinde, bir çiftlikte duvardaki bir çatlaktan bakan fare, çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtığını gördü. Paketten bir fare kapanı çıktı. Hemen bahçeye koşup bağırdı:

“Evde kapan var! Evde kapan var! Bir şeyler yapalım!”

Tavuk gıdaklayıp başını kaldırdı ve şöyle dedi:

“Fare kardeş, bu senin için ciddi bir sorun olabilir ama beni ilgilendiren bir tarafı yok. Ben her gün yumurtamı veriyorum. Çiftçi benden memnun. Hem ben olmasam kim yumurta verecek onlara?”

Tavuk, yerdeki buğday tanesini alıp gururla başını kaldırdı ve uzaklaştı.

Fare bu kez koyuna yöneldi:

“Evde kapan var, bir şeyler yapalım!”

Koyun sakin bir sesle karşılık verdi:

“Vah vah… Üzgünüm fare kardeş, ama elimden ne gelir? Hem çiftçi beni sever. Bu sabah sütümü sağarken ve yünümü kırparken başımı okşadı.”

Fare çaresizlik içinde son olarak öküze yöneldi:

“Evde kapan var! Ne olur yardım edin!”

Öküz gururla cevap verdi:

“Fare kardeş, ben bu çiftliğin en güçlüsüyüm. Ben olmasam tarla sürülmez, yük taşınmaz. Ama bu mesele beni ilgilendirmez. Hem çiftçiye karşı da gelemem.”

Böylece her biri kendi konumuna, rahatına ve gücüne sığınarak sessiz kaldı.

Fare ise yalnız kaldı.

Bir süre sonra evden bir çığlık yükseldi. Çiftçinin eşi, karanlıkta kapana yakalanan zehirli yılanı fark edemedi ve yılan tarafından ısırıldı.

Kadın hastalandı. Çiftçi onu hastaneye götürdü. Neyse ki ölmedi, ancak ağır bir hastalıkla eve döndü.

Tedavi için tavuk kesildi ve çorba yapıldı. Fakat hastalık geçmedi.

Ardından misafirler gelince koyun da kesildi.

Ve nihayet kadın hayatını kaybetti.

Bu kez ihtiyaç nedeniyle öküz de kesildi.

Fare, tüm olup biteni sessizce izliyordu. Fakat artık o eski fare değildi.

İçinde bir şey kırılmıştı.

Şu hakikati anladı:

Mesele güç, makam ya da fayda değildi.

Mesele küçüklük ya da büyüklük değildi.

Mesele kimin başına geldiği de değildi.

Mesele birlikte yaşamanın sorumluluğuydu.

Ve acı bir gerçek kalbine yerleşti:

Bugün görmezden geldiğin tehlike veya acı yarın seni de bulur.

Şimdi kendine sor:

En son ne zaman “Beni ilgilendirmez” dedin?

Hangi haksızlık karşısında sustun?

Kimin çığlığını duyduğun hâlde duymamış gibi yaptın?

Unutma…

Sessizlik çoğu zaman tarafsızlık değildir. Bazen büyüyen kötülüğün en sessiz ortağıdır.

Bu yüzden insan sadece kendinden sorumlu değildir.

İnsan… insandan sorumludur.

Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:

“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona buğzetsin). Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân, 78)

Ancak biz çoğu zaman ne elimizi kullandık, ne sözümüzü ne de kalbimizi devreye soktuk.

Oysa hakikat açıktır: İyilik paylaşıldıkça büyür, kötülük ise sessizlikle beslenir.

Birinin derdi sana uzak görünebilir…

Ama insanlık bir beden gibidir. Bir yer acıdığında, aslında hiçbir yer tam anlamıyla iyi değildir.

Ya o gün biri “Ben varım” deseydi?

Ya tavuk susmasaydı…

Ya koyun başını çevirmeseydi…

Ya öküz gücünü sadece kendine saklamasaydı…

Belki de o kapan, bir felakete dönüşmeden sökülüp atılacaktı.

Zaman geçti. Küçük bir ihmal büyüdü ve geri dönüşü olmayan bir felakete dönüştü.

Bu yaşananlar sadece bir çiftliğin değil, insanlığın dersiydi.

Tam da bu noktada, vahyin koyduğu ölçü son derece nettir: “İyilik ve takva üzere yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.” (Mâide, 5/2)

Ve Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:

“Kim bir müminin dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir.” (Müslim, Birr, 38)

Fare artık şunu biliyordu: Sessizlik her zaman güven değildir. Bazen ortak bir çöküşün başlangıcıdır.

Sorumluluk ise insan olmanın gereğidir.

Velhasıl:

Bir dal kırıldığında ağaç sarsılır.

Duymazdan gelinen her yardım çağrısı kötülüğü büyütür; oysa duyulduğunda büyük bir felaketi engelleyebilir. Çünkü dünya çoğu zaman kötülükten değil, iyilerin sessizliğinden yara alır.

İnsanlık, birbirine emanet edilmiş bir bütündür. Bu yüzden insan elinden geleni yapmakla sorumludur. Zira bireycilik yalnızlığı, duyarsızlık ise çöküşü doğurur.

Bugün bana, yarın sana…

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen, gün gelir o yılanın gölgesinde kalır.

Ve unutmayalım: Aynı gemideyiz.

Biri batarsa, hiç kimse gerçekten kurtulamaz.

Vesselam…

 

 

Sessizliğin Bedeli
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.