Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. İyilik ve Kötülük Bir Olur mu?

İyilik ve Kötülük Bir Olur mu?

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İyilik ve Kötülük Bir Olur mu?

Kemal Kahraman

 

Dünden bugüne iyilik ve kötülük arasında bitmek bilmeyen bir mücadele vardır. Hak ile batıl, merhamet ile zulüm, adalet ile haksızlık gibi karşıt kavramlar, insan hayatının temelini oluşturur. İyilik, insan ruhunu yücelten, toplumu bir arada tutan ve geleceğe umutla bakmamızı sağlayan en değerli erdemdir; kötülük ise bireyin ve toplumun kalbine zehir salan, insanları birbirinden koparan ve karanlığa sürükleyen bir gölgedir.

Çağımızda iyilik ile kötülük arasındaki çizgi bilinçli olarak silikleştirilmektedir. İslam dini, insanı ibadet eden, merhamet eden, paylaşan, adaletli davranan ve yeryüzünü iyilikle imar eden iyi bir kul olmaya çağırır.

Kur’an-ı Kerim’de gerçek iyilik, şekilsel ibadetlerin ötesinde, iman ve toplumsal sorumlulukla ölçülür: Mala olan sevgisine rağmen onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara veren, namaz ve zekâtını yerine getiren, sözünde duran ve zorluk karşısında sabreden kimseler iyilik sahibidir (Bakara, 2/177).

Resûl-i Ekrem ise iyilik ve kötülüğü vicdana bağlayarak belirtir:“İyilik, gönlü huzura kavuşturan şeydir; günah ise iç huzurunu bozan şeydir.”
Gerçekten de yapılan iyilik huzur verir, kötülük ise içte ağırlık bırakır.

Kur’an’da iyilik, ‘hayır’, ‘birr’, ‘ihsan’, ‘hasenat’, ‘fazl’, ‘kerem’, ‘mürüvvet’, ‘ma‘rûf’ gibi çeşitli kavramlarla ifade edilir. Bunlar insanlığa fayda sağlayan ve Allah’ın rızasını kazandıran söz ve davranışları içerir. Hayır, toplumun refah ve düzenini güçlendiren bir medeniyet anlayışıdır. Müslüman topluluklarda iyilik, hem günlük hayatın hem de kültürel yapının temelini oluşturur.

İyilik aktif bir sorumluluk ve öncülük gerektirir. Kur’an, insanı iyilikte yarışmaya çağırır: “Haydi, hayırlara koşun, yarışın!” (Bakara, 2/148). Müslüman, sadece kötülükten uzak duran değil, iyiliği çoğaltan ve yaygınlaştıran kişidir. Hz. Peygamber, insanların en hayırlı olanlarını güzel ahlaklı, insanlara faydalı, Kur’an’ı öğrenip öğreten, şerrinden emin olunan ve hayatını hayırlı amellerle geçiren kişiler olarak tanımlar.

İyilik, yetimin başını okşamak, düşene el uzatmak, aç olana yiyecek sunmak, susuz kalana su vermek, ihtiyaç sahibine yardım etmek veya güzel sözle karşılık vermek gibi bireysel ve toplumsal boyutları olan davranışlardır. Küçük görünen iyilikler, bazen bir insanın hayatını değiştirirken, küçük görülen kötülükler uzun süre insanda kapanmayacak yaralar açabilir.

İyilik, insanın niyetiyle değer kazanır. Kalb-i selim ile yapılan her amel, hatta fiiliyata geçirilememiş samimi niyetler bile Allah katında kıymetlidir. Kur’an, her davranışın karşılığını verir: “Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür; kim de zerre kadar kötülük işlerse onu görür.” (Zilzâl, 99/7-8).

Kur’an’daki birr kavramı, doğruluk, sadakat, merhamet, yardımseverlik ve güzel ahlakı içine alan geniş bir iyilik anlayışıdır. Birr sahipleri, hem Allah’a karşı samimi hem de kullara karşı merhametli olan kimselerdir.

Hz. Muhammed (s.a.s.), hayatı boyunca merhametle yaklaşmış, yoksulları korumuş, yetimlere sahip çıkmış ve insanlığın huzuru için mücadele etmiştir. İnsan hayatı, iyilik ve kötülük arasında verilen büyük bir imtihandır (Enbiyâ, 21/35). Önemli olan, her durumda vicdanı kaybetmemek, iyiliği tercih etmek ve kötülüğe teslim olmamaktır.

Yaşlı bir Kızılderili reisi, torununa hayatın içindeki mücadeleyi öğretmek ister. Torununu yanına çağırır ve içindeki iki köpeği gösterir. Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtır.
Torun merakla sorar: “Dede, hangisi iyi, hangisi kötü?”
Yaşlı reis cevap verir: “Biri iyiliği, diğeri kötülüğü temsil ediyor. Her insanın içinde bu iki köpek vardır; biri merhamet, sevgi ve iyilik dolu; diğeri kin, nefret ve kötülük taşır.”
Torun tekrar sorar: “Peki hangisi kazanır?”
Reis gülümseyerek der: “Hangisini beslersen, o kazanır.”

Bu kıssa, insanın içindeki iyi ve kötü eğilimlerin beslenme biçimiyle şekillendiğini ve hangisinin büyüyeceğini kişinin kendi seçimlerinin belirlediğini anlatır.

Platon’un belirttiği gibi, güç insanı ya en iyi ya da en zalim yapar. Kötülük kısa vadede kazandırıyor gibi görünse de, sonunda vicdanı ve toplumsal güveni zedeler.

Kur’an, bireysel ve toplumsal iyiliğe vurgu yapar: “İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.” (Mâide, 5/2). İslam medeniyeti, cami, medrese, vakıf ve imarethaneler gibi kurumlarla iyiliği kurumsallaştırmıştır. Yardım ederken tevazu ve incelik esastır; veren kibirlenmez, alan mahcup olmaz. Gerçek iyilik, karşılık beklemeden yapılan iyiliktir (İnsân, 76/9).

Kötülüğe karşı tavır almak da iyiliğin bir gereğidir. Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Bir kötülük görürsen onu eliyle, gücün yetmezse diliyle, buna da yetmezse kalbinle değiştir; bu imanının en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân, 78). İyiliğe iyilikle karşılık vermek kolaydır; asıl olgunluk, kötülük karşısında adaleti, merhameti ve insanlığı kaybetmemektir (Fussilet, 41/34).

Sonuç olarak iyilik ve kötülük hiçbir zaman bir olmaz. İnsan, vicdanı ile doğru olanı seçmeli, hem kendi hayatını hem de toplumu iyilikle güzelleştirmelidir

 “Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver.” Amin.

 

İyilik ve Kötülük Bir Olur mu?
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.