Mehmet Nuri Alpaslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Hak Etmediğini Hak Sanmak M.Nuri Alpaslan 

Hak Etmediğini Hak Sanmak M.Nuri Alpaslan 

featured
0
Paylaş

Hak Etmediğini Hak Sanmak

M.Nuri Alpaslan 

Toplumları ayakta tutan en önemli değerlerden biri, hiç kuşkusuz adalet duygusudur. Adalet ise yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değildir; insanın vicdanında filizlenen, günlük yaşamın her anına yansıyan bir davranış biçimidir. Bir başkasının hakkına saygı göstermek, emeğini gözetmek ve hak edilmemiş olana el uzatmamak, huzurlu bir toplumun en sağlam temellerindendir.

Ne var ki son yıllarda giderek daha sık rastladığımız bir anlayış var: Hak etmediğini hak sanmak…

Bazı insanlar, emek vermeden elde ettiklerini doğal bir kazanım gibi görürler. Başkasının sırasını almak, ortak imkânlardan fazlasını kullanmak, bir başkasının emeğini sahiplenmek ya da kamuya ait olanı kendi malıymış gibi değerlendirmek onlar için sıradan davranışlardır. Üstelik bunları yaparken çoğu zaman en küçük bir rahatsızlık da duymazlar. Çünkü zihinlerinde kurdukları haklılık duygusu, vicdanlarının sesini bastırmıştır.

İnsanın kendisini kandırması, başkasını kandırmasından çok daha tehlikelidir. Dışarıya söylenen yalan bir gün ortaya çıkabilir; ama insanın kendi vicdanına söylediği yalan zamanla karakterinin bir parçası hâline gelir. İşte o noktadan sonra haksızlık, bir tercih olmaktan çıkar; alışkanlığa dönüşür.

Daha düşündürücü olan ise, başkalarının hakkını kolaylıkla çiğneyen insanların, çoğu zaman insanların açgözlü olduğundan en fazla şikâyet edenler olmasıdır. Sürekli dürüstlükten söz ederler, adaletsizlikten yakınırlar, toplumdaki ahlaki çöküşü eleştirirler. Fakat aynı eleştiriyi kendilerine yöneltmeyi hiç düşünmezler. Aynaya bakmadan dünyayı değiştirmeye çalışırlar.

Oysa adalet, insanın önce kendi aynasına bakabilmesiyle başlar.

Bugün yaşadığımız güven bunalımının temelinde de bu çelişki yatmaktadır. Herkes dürüst insanların çoğalmasını ister; fakat dürüstlüğün bedelini önce kendisinin ödemesi gerektiğini kabul etmek istemez. Herkes hakkının korunmasını bekler; ancak başkasının hakkını korumayı çoğu zaman kendi sorumluluğu olarak görmez.

Hak kavramı yalnızca maddi kazançlarla sınırlı değildir. Bir insanın zamanı da haktır, emeği de haktır, fikri de haktır, itibarı da haktır. Verilen sözü tutmamak, başkasının emeğini küçümsemek, onun başarısını sahiplenmek ya da kamu malını hoyratça kullanmak da bir hak ihlalidir. Belki bunların tamamı mahkemelerde yargılanmaz; ama vicdanın mahkemesinde mutlaka karşılığını bulur.

Ne yazık ki çağımızın en büyük yanılgılarından biri, sahip olmayı hak etmekle karıştırmaktır. Bir şeye sahip olmak, onu hak etmiş olmak anlamına gelmez. Güç sahibi olmak haklı olmayı sağlamadığı gibi, fırsatını bulup almak da meşruiyet kazandırmaz. Gerçek hak, ancak emekle, alın teriyle ve dürüstlükle kazanılır.

Toplumdaki birçok sorunun temelinde de işte bu anlayış yatmaktadır. Trafikte kuralları hiçe sayan da, kamunun malını kendi malı gibi kullanan da, torpil arayan da, kul hakkını önemsemeyen de aynı düşünceyle hareket eder: “Bana bir şey olmaz.” Oysa herkes kendisine küçük bir ayrıcalık tanıdığında, ortaya büyük adaletsizlikler çıkar. Toplumları çürüten, çoğu zaman büyük suçlar değil; normalleşmiş küçük haksızlıklardır.

Bugün belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanıdır: Sürekli kendi hakkımızı ararken, başkasının hakkına ne kadar saygı gösteriyoruz?

Bu soruya içtenlikle verilecek cevap, yalnızca bireysel hayatımızı değil, toplumsal geleceğimizi de belirleyecektir. Çünkü güven, adalet ve huzur; başkalarının bize nasıl davranmasını beklediğimizle değil, bizim başkalarına nasıl davrandığımızla inşa edilir.

İnsan, hak etmediği bir şeye el uzattığında yalnızca karşısındakine zarar vermez; kendi karakterinden de bir parça eksiltir. Vicdanın sustuğu yerde haksızlık sıradanlaşır, haksızlığın sıradanlaştığı yerde ise güven yavaş yavaş yok olur. Toplumları ayakta tutan da, çökerten de çoğu zaman büyük olaylar değil; insanların günlük hayatta hakka gösterdiği saygıdır. Çünkü adalet, kanunların yazdığı yerde değil; insanın vicdanında yaşadığı sürece gerçek anlamını bulur.

Hak Etmediğini Hak Sanmak M.Nuri Alpaslan 
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter