HAKLI OLMAK MI HELALLEŞMEK Mİ?
M.Nuri Alpaslan
“Asıl olan, hakkın helal edilmesi olmalıydı. Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıydı. Çünkü her yasal hak, helâl değildir.”
Modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri, haklı olmakla adil olmayı aynı şey sanmaktır. Oysa hukuk ile vicdan, her zaman aynı noktada buluşmaz. Mahkeme salonlarında alınan kararlar kanunlara göre verilir; fakat insanın iç dünyasında verilen kararlar vicdanın terazisinde tartılır. İşte bu yüzden bazen bir insan mahkemede haklı çıkabilir ama gönüllerde haksız kalabilir.
Günümüzde insanlar çoğu zaman haklarını sonuna kadar aramayı bir erdem olarak görüyor. Elbette hakkını aramak, zulme boyun eğmemek önemlidir. Ancak hak aramak ile fırsatçılık yapmak arasında ince bir çizgi vardır. Kanunun izin verdiği her şey vicdanın da kabul ettiği şey değildir. Bir insan, karşısındakinin zor durumundan faydalanarak yasal bir avantaj elde edebilir. Mahkeme onu haklı bulabilir. Fakat aynı kişi gece başını yastığa koyduğunda vicdanına hesap verebiliyor mu? Asıl soru budur.
Eskiden insanlar arasındaki ilişkiler sadece resmi kurallarla değil, ahlak ve merhametle de şekillenirdi. Bir hata olduğunda ilk düşünülen şey dava açmak değil, konuşmak ve helalleşmek olurdu. Çünkü insanlar biliyordu ki kırılan bir kalbin tamiri, kazanılan bir davadan daha değerlidir. Bugün ise çoğu zaman insanlar haklı çıkmayı, gönül kazanmanın önüne koyuyor. Oysa bazen bir adım geri atmak, bazen affetmek, bazen de elindeki yasal hakkı kullanmamak en büyük erdemdir.
Helalleşmek sadece “hakkını helal et” demekten ibaret değildir. Helalleşmek, karşındakinin hakkını gözetmek, onun mağduriyetini anlamak ve vicdanın sesini dinlemektir. Çünkü hayat sadece kanun maddelerinden oluşmaz. İnsan ilişkileri sevgi, saygı, merhamet ve anlayış üzerine kurulur. Kanunlar düzeni sağlar ama gönülleri tamir edemez. Gönülleri tamir eden şey vicdandır.
Bugün toplum olarak belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, haklı olmaktan çok hakkaniyetli olmaktır. Çünkü hakkaniyet, sadece kendini değil karşındaki insanı da düşünmektir. Kendi çıkarını korurken başkasının mağduriyetine sebep olmamaktır. Bazen mahkeme kararıyla alınan bir hak, vicdan mahkemesinde ağır bir yük haline gelebilir.
Unutmamak gerekir ki insan bu dünyadan malıyla, makamıyla, kazandığı davalarla değil; bıraktığı izlerle ayrılır. Bir gün herkesin önüne kapanan dosyalar değil, açık kalan gönül hesapları çıkacaktır. İşte o gün önemli olan ne kadar dava kazandığımız değil, kaç insanın duasını aldığımız ve kaç insanla helalleşebildiğimiz olacaktır.
Çünkü asıl mesele haklı olmak değil, hakka uygun yaşamaktır. Ve her yasal hak, gerçekten helâl olmayabilir. Asıl kazanç ise mahkeme kararlarında değil, temiz bir vicdanda ve helalleşmiş gönüllerde saklıdır.
