“DİLİNİZ BAŞKALARININ HAYATINI MAHFEDİYORSE DUA SİZİ KURTARMAZ”
M.Nuri Alpaslan
İnsan, en çok dilinden imtihan edilir. Çünkü kılıcın açtığı yara zamanla kapanır; fakat dilin açtığı yara, bazen bir ömür boyunca insanın içinde kanamaya devam eder. Söylenen her söz havaya karışır sanılır, oysa bazı cümleler bir insanın kaderine kazınır. Kimi zaman bir iftira, kimi zaman küçümseyen bir bakışın dile dönüşmüş hâli, kimi zaman da düşünülmeden söylenmiş acımasız bir söz… Bunların her biri, görünmeyen ama derin izler bırakan yaralardır.
Ne gariptir ki bazı insanlar, dilleriyle gönülleri yıkarken ellerini semaya kaldırmaktan geri durmazlar. Gündüz bir insanın haysiyetini ayaklar altına alır, akşam olunca gözyaşıyla bağışlanma dilerler. Oysa göğe yükselen duadan önce, yer yüzünde yükselen bir mazlumun ahı vardır. Kırılan kalbin sessiz çığlığı, çoğu zaman en gür seslerden daha ağırdır.
Allah, elbette tövbeleri kabul edendir. Fakat kul hakkı, yalnızca pişmanlıkla değil; hak sahibinin gönlünü almaya çalışmakla, haksızlığı gidermekle ve samimi bir telafi gayretiyle anlam kazanır. İnsanların hayatını karartan bir dil, ardından edilen dualarla kendiliğinden arınmaz. Çünkü adalet, merhametin önüne geçmez; merhamet de adaleti yok saymaz.
İbadet, sadece alnı secdeye koymak değildir. Asıl ibadet, öfke anında dili tutabilmek; güç elindeyken affedebilmek; doğruları söylerken bile kimsenin onurunu çiğnememektir. Nice insanlar vardır ki dudaklarından zikir eksik olmaz ama dilleri, çevrelerindeki insanların huzurunu tüketir. Nice insanlar da vardır ki sessizce iyilik eder, kimsenin kalbini kırmamaya özen gösterir; işte onların suskunluğu bile bir duadır.
Bir kalbi kırmanın kolaylığına aldanmayın. Çünkü kalp, Allah’ın nazargâhı olarak görülmüştür. Siz belki bir cümleyi unutursunuz; fakat o cümlenin ağırlığını taşıyan insan, onu yıllarca omuzlarında taşır. Bazen tek bir söz, bir annenin gözyaşına; bir babanın sessizliğine; bir gencin umudunu yitirmesine sebep olabilir. Dilin kurduğu yıkımı, çoğu zaman yıllar bile onaramaz.
Bu yüzden konuşmadan önce vicdanınızı dinleyin. Her doğru, her yerde ve her üslupla söylenmez. Hakikati dile getirmek fazilettir; fakat hakikati merhametsizce söylemek fazilet değil, kibir olabilir. İnsan, sözünün doğruluğu kadar, sözünün gönüllerde bırakacağı izi de düşünmelidir.
Unutmayın; Allah, sadece secde edenleri değil, emanete riayet edenleri; sadece dua edenleri değil, insanların hukukunu gözetenleri de sever. Çünkü din, yalnızca ibadetlerin toplamı değil; aynı zamanda güzel ahlakın, adaletin ve merhametin adıdır.
Öyleyse dilinizi, kalbinizin terbiyesine emanet edin. Bir söz söylemeden önce, onun bir gönlü incitip incitmeyeceğini düşünün. Çünkü bazen susmak, en güzel cümledir. Bazen bir özür, yılların kırgınlığını iyileştirir. Bazen de hiç söylenmeyen bir söz, söylenmiş en güzel duadan daha değerlidir.
Zira insanı Allah’a yaklaştıran, yalnızca dudaklarından dökülen dualar değildir; kimsenin gözyaşına sebep olmamış bir hayat, kimsenin onurunu incitmemiş bir dil ve ardında hayırla anılan bir ömürdür. Dualar göğe yükselir; ama kırık kalplerin ahı da aynı göğe ulaşır. Bu yüzden diliniz başkalarının hayatını mahvediyorsa, ettiğiniz dualar değil; önce sustuğunuz, pişman olduğunuz ve helallik istediğiniz an sizi kurtarmaya yaklaşır.
