Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Gevşeyen Vidalar

Gevşeyen Vidalar

featured
0
Paylaş

Gevşeyen Vidalar

Kemal Kahraman

 

Bazen asıl sorun, yanlışın varlığı değildir; onu kimsenin fark etmemesi ya da herkesin görmesine rağmen kimsenin bir şey yapmamasıdır.

İnsan çoğu zaman büyük felaketleri büyük hatalara bağlamaya eğilimlidir. Hâlbuki büyük yıkımlar çoğu kez küçük ihmallerin birikmesinden doğar. Bir toplumun çöküşü bir anda değil; önemsenmeyen, geçiştirilen ve fark edilmeyen küçük gevşemelerle başlar.

Kur’ân bu gerçeğe işaret eder: “Onlar bir kötülük yaptıklarında, ‘Biz atalarımızı böyle bulduk’ derler.” (A‘râf, 7/28)

Yanlış zamanla alışkanlığa dönüşür; alışkanlık ise doğruymuş gibi kabul edilmeye başlar.

Anlatılan bir hikâyede, Rusya’nın ücra bir köyünde rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü sorguya çekilir. Müfettiş, “Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?” diyerek büyük bir tehlikeye işaret ederken, köylü meseleyi küçümser:

“Sadece bir vida beyim… Oltama ağırlık yapması için lazım. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez.”

Burada görülen şey sadece bir hırsızlık değildir. Asıl mesele, küçük bir yanlışın artık “normal” kabul edilmesidir. Doğru ile yanlış arasındaki sınır yer değiştirmiştir; herkesin yaptığı şey yanlış olmaktan çıkmıştır.

Toplumlar önce kelimelerini, sonra vicdanlarını değiştirir. En büyük kırılma çoğu zaman davranışta değil, kelimelerde başlar; çünkü dil değişince ahlak da yer değiştirir. “Çalmak” yerine “almak”, “ihlal” yerine “ufak hata”, “yanlış” yerine “herkes yapıyor”, “aldatma” yerine “aşk”, ‘’faiz’’ yerine ‘’kâr payı’’ denildiğinde değişen yalnızca kelimeler değildir; doğru ile yanlış arasındaki sınırlar da bulanıklaşır. Yanlışa verilen her yeni isim onu daha kabul edilebilir kılar. Dil bozulduğunda yalnızca cümleler değil, bir toplumun vicdanı ve ahlak anlayışı da anlamını yitirmeye başlar.

En büyük tehlike, yanlışın makul hâle gelmesi; makul görünenin de zamanla doğru sanılmasıdır.

Köylü sadece “kötü biri” değildir; yoksulluğun, cehaletin, alışkanlığın ve çevresinden gördüğü davranışların içinde şekillenmiş bir hayatın parçasıdır. Onun için “bir vida”, büyük bir sistemin parçası değil; günlük hayatta işe yarayan küçük bir kazançtır.

Ama müfettiş de kusursuz biri değildir. Yıllardır benzer ihlallerin raporlarını görmüş, çoğu zaman sistemin ağırlığı içinde küçük uyarılarla yetinmiş; böylece küçük ihmalleri önemsemeyen düzenin bir parçası hâline gelmiştir.

En tehlikeli an, vicdanın konuştuğu ama etkisiz kaldığı andır.

Bu yüzden mesele basit bir iyi–kötü ayrımı değildir. Asıl mesele, kimin haklı olduğu değil; kimin neyi görüp neyi görmezden geldiğidir.

Herkesin konumuna göre değişen ama birbirine bağlı sorumluluklar vardır. Belki de en tehlikeli şey, herkesin kendini tamamen haklı sanması ve zamanla yanlışın yanında yaşamaya alışmasıdır.

Bazen insan yanlışı bilerek yapmaz; sadece görür ve susar. Bazen de rahatsız olur ama zamanla o rahatsızlık da sıradanlaşır. Böylece yanlış, karşı çıkılan bir şey olmaktan çıkar; yanında yaşanan bir şeye dönüşür.

“Delilik bu! Muhtar görmüyor mu bunu?”
“Görmez olur mu? Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta…”

Müfettiş, bir süre sustuktan sonra farklı bir soru sordu:

“Peki ya maaşınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?”

“Mesele para değil beyim; mesele alışkanlık. Hakkı, hukuku, vicdanı, adaleti ve güzel ahlakı küçükken öğrenmezseniz, büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz.”

Peygamber Efendimiz bu sorumluluğa şöyle dikkat çeker: “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin…” (Müslim, Îmân, 78)

Müfettiş bu cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene bindi. Camdan dışarıyı izlerken mırıldandı:
“Bu sefalet bir gün felakete yol açacak…”

Fark etti ki yazacağı rapor yalnızca başkalarına değil, yıllardır görmezden geldiği kendi ihmallerine de yazılacaktı.

Bir vida sadece bir vida değildir; sökülen her parça, bir sonraki gevşemeyi kolaylaştırır. Toplum büyük hatalarla değil, birbirini onaylayan küçük ihmallerle çöker.

“Bir şey olmaz” cümlesi, hem bireylerin hem toplumların hem de kurumların dili olmuştu.

Muhtarın kendi kapısını aynı vidalarla yaptırması tesadüf değildi; sistem kendini yeniden üretiyordu.

Tam o sırada müfettiş, ray kenarında elinde iki vida tutan bir çocuk gördü.

Çocuk, sanki çok sıradan bir iş yapıyormuş gibi vidaları çeviriyor, ara sıra etrafına bakıyordu. Onun için bu, sadece “öğrenilmiş bir işti”. Çocuğun yüzündeki sıradanlık, felaketin en sessiz hâliydi.

Müfettiş dondu.

“Treni durdurun!”

Ama artık çok geçti. Çünkü çocuk doğruyu yanlışla ayırmıyordu; sadece gördüğünü uyguluyordu.

Ve bu kez, kimsenin fark etmediği o küçük farkla iki vidayı birden söktü.

Müfettiş anladı: Büyük felaketler bir anda değil, küçük gevşemelerin birikmesiyle olur.

Tren devrildi.

Artık geri dönüş yoktu. Rayların üzerinde sadece metal değil, geç kalmış bir farkındalık vardı.

Müfettiş raporunu yazamadı. Çünkü bazı raporlar ancak felaket olmadan önce yazılabilir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:
“Sizden önceki toplumların helak sebebi şuydu: Güçlüler suç işlediğinde bırakılır, zayıflar cezalandırılırdı.” (Buhârî, Enbiyâ, 54)

Toplumlar bir anda çökmez. Önce vidaları gevşer.

Sahi… Siz vidaları gevşetenlerden misiniz, yoksa gevşeyen vidalara bakıp sessiz kalanlardan mı?

 

Gevşeyen Vidalar
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter