NASİP VE KADERİN DENGESİ
M.Nuri Alpaslan
İnsan, hayatı boyunca iki kelimenin anlamını çözmeye çalışır: nasip ve kader. Kimi zaman istediği olmayınca bunu kadere bağlar, kimi zaman da hiçbir gayret göstermeden nasibini bekler. Oysa bu iki kavram, tembelliğin bahanesi değil; imanın, sabrın ve emeğin en güzel imtihanıdır.
Nasip, yalnızca beklemekle kapıyı çalmaz. Gayret ister, emek ister, vefa ister. İnsan, ulaşmak istediği hedef uğruna alın teri dökmeden, fedakârlık yapmadan ve zorluklara göğüs germeden ‘nasibimse gelir’ diyorsa, aslında hayatın ilahî düzenini eksik anlamış olur. Çünkü Rabbimiz, kuluna çalışmasını emretmiş; neticeyi ise kendi hikmetine bırakmıştır. Emek, nasibin kapısını çalan ilk anahtardır.
Elbette her gayret, beklenen sonucu doğurmayabilir. İşte tam bu noktada kader devreye girer. Kader; insanın iradesini yok sayan bir anlayış değil, iradesini kullandıktan sonra sonucu Allah’ın takdirine teslim edebilme olgunluğudur. Gerçek tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değil; elinden gelenin en iyisini yaptıktan sonra gönlünü huzurla Rabbine emanet edebilmektir.
Ne yazık ki günümüzde tevekkül ile tembellik, sabır ile çaresizlik sıkça birbirine karıştırılıyor. Oysa sabır, oturup beklemek değildir; yürüdüğün yolda yorulsan da vazgeçmemektir. Tevekkül, tedbiri terk etmek değil; tedbirini aldıktan sonra endişeyi kalbinden çıkarmaktır. Dua ise yalnızca dilin söylediği birkaç cümle değil, alın teriyle desteklenen samimi bir yakarıştır.
Hayatın her döneminde insan farklı imtihanlarla karşılaşır. Kimi zaman yoklukla, kimi zaman varlıkla; kimi zaman beklemekle, kimi zaman kaybetmekle sınanır. Çile sabrı öğretir, başarı şükrü öğretir, hata ise tevazuyu kazandırır. Her sıkıntı insanı olgunlaştıran bir mekteptir.
İnsan çoğu zaman ulaşamadığı şeylerin peşinden üzülür; oysa belki de asıl hayır ulaşamadığında saklıdır. Nice gecikmeler vardır ki daha güzel kapılar açar. Nice kayıplar vardır ki daha büyük kazanımların habercisidir. Kul olayların görünen yüzüne bakar; Allah ise sonunu bilir.
Velhasıl; hayatın dengesi dört temel üzerine kuruludur: gayret, dua, tevekkül ve şükür. Gayret olmadan nasip beklenmez; dua olmadan gönül huzur bulmaz; tevekkül olmadan kalp sükûnete ermez; şükür olmadan nimet bereketlenmez. Bize düşen çalışmak, sabretmek, dua etmek ve şükretmektir. Gerisini ise her şeyin en hayırlısını bilen Allah’a bırakmaktır.
