BİZ UCUZ YAŞAMAYAN, EMEĞİN DEĞERİNİ BİLEN BİR KUŞAĞIZ.
Biz öyle bir kuşağın çocuklarıyız ki, pantolonumuz yırtıldığında yenisini istemez, yama yapar giyerdik. Ayakkabımız söküldüğünde atmaz, tamir ettirirdik. Oyuncağımız kırıldığında yenisini almak yerine onarmaya çalışırdık. Çünkü biz, bir şeyin kıymetini onu kaybettikten sonra değil, ona emek verirken öğrenmiştik.
Bizim için ekmek yalnızca karın doyurmak değildi; alın teriydi.
Para yalnızca harcanacak bir araç değildi;
Kazanmak için verilen emeğin karşılığıydı.
Eşya yalnızca bir nesne değildi; yokluğun, sabrın ve hatıraların taşıyıcısıydı.
Biz ucuz yaşamadık; ama hiçbir şeyin değerini de ucuzlatmadık.
Bir gömleğin ömrünü uzatırken sabrı, bir ayakkabıyı tamir ettirirken emeğe saygıyı, kırılan bir eşyayı onarırken vazgeçmemeyi öğrendik.
Ne yazık ki bugün bazı şeyleri tamir etmek yerine yenisini almayı, sorunları çözmek yerine insanları değiştirmeyi, bir ilişkiyi onarmak yerine yenisine yönelmeyi daha kolay buluyoruz.
Oysa hayatın en büyük yanılgılarından biri, her zaman yenisinin eskisinden daha iyi olacağını sanmaktır.
İnsan ilişkileri de böyledir.
Güven bir kez sarsıldığında yeniden inşa etmek emek ister. Dostluklar kırıldığında gönül almak gerekir.
Aile içinde mesafeler oluştuğunda bir adım atmak, bir özür dilemek, bazen de gururu bir kenara bırakmak gerekir.
Çünkü insanı büyüten, hiç kırılmamak değil; kırıldığında onarabilmektir.
Elbette her şey tamir edilmez.
Her ilişki kurtarılmaz, her insanla aynı yolda yürünmez.
Bazen uzaklaşmak gerekir.
Ama gitmeden önce anlamaya çalışmak, vazgeçmeden önce emek vermek, hüküm vermeden önce dinlemek de insan olmanın gereğidir.
Bizim kuşağın en büyük mirası yoksulluk değildi; yokluk içinde öğrendiği kıymet bilme kültürüydü.
Bizler azla yetinmeyi, çok çalışmayı, sözümüzde durmayı, ekmeğimizi paylaşmayı ve sahip olduklarımızın değerini bilmeyi öğrendik.
Her şeye kolay ulaşamadığımız için ulaştıklarımızı kolay harcamadık.
Her insanı hayatımıza kolay almadığımız için dostluğun kıymetini bildik.
Bugünün gençlerine düşen görev geçmişi taklit etmek değil, geçmişin güzel değerlerini geleceğe taşımaktır. Teknoloji gelişsin, imkânlar artsın, hayat kolaylaşsın. Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak hayat kolaylaşırken insanlığımız zorlaşmasın.
Özgürlük olsun ama vefasızlık olmasın. Özgüven olsun ama kibir olmasın.
Hak arayışı olsun ama anlayış kaybolmasın. İnsanlar kendi değerlerini bilsin ama karşısındakinin emeğini de görsün.
Unutmayalım ki bir insanın değeri,
kaç şeyi değiştirebildiğiyle değil, kaç şeyi sevgiyle onarabildiğiyle de ölçülür.
Bizler bir zamanlar sökülen dikişi, patlayan topu, bozulan radyoyu tamir ederdik. Bugün belki de en çok tamire ihtiyaç duyan şey; birbirimize karşı azalan sabrımız, zayıflayan bağlarımız ve kaybettiğimiz merhametimizdir.
Çünkü eşya eskir, tamir edilir.
İlişkiler yıpranır, emekle onarılır. Ama insan, kıymet bilmeyi unutursa elindeki en güzel şeyleri bile tüketir.
Biz ucuz yaşamayan, emeğin değerini bilen bir kuşağız.
Her şeye sahip olamadık belki ama sahip olduklarımızın kıymetini öğrendik.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz ki asıl zenginlik, evimizdeki eşyaların çokluğu değil; soframızdaki bereket, yanımızdaki insanların samimiyeti ve geride bıraktığımız güzel izlerdir.
Bizim kuşaktan geriye kalan en değerli miras, yamalı bir pantolon değil; yırtılan gönülleri onarmayı bilen bir yürektir.
Ve unutmayın:
Her şeyi satın alabilirsiniz;
Ama emeği, vefayı, güveni ve insanlığın gerçek değerini satın alamazsınız. Bunlar ancak yaşanarak, emek verilerek ve korunarak kazanılır.
Halim Karaalp

