Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Emanet, İhanet ve Sorumluluk Bilinci

Emanet, İhanet ve Sorumluluk Bilinci

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Emanet, İhanet ve Sorumluluk Bilinci

Kemal Kahraman 

İnsan, bu dünya serüveninde tek başına ve başıboş yaşayan bir varlık değildir; omuzlarına yüklenen ağır bir sorumluluğu taşır.

Kur’ân-ı Kerîm’in Ahzâb Sûresi’nin 72. ayetinde buyurduğu gibi: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular; onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim, çok cahildir.”

İnsanın omuzlarına yüklenen bu ilahi emanet; maldan mülkten, makam ve mevkiden, evlattan, mazlumun hakkından, mahrem bir sırdan ve üstlenilen her vazifeden çok daha ötedir.

İslam ahlakında emanet, yalnızca güzel bir ahlak kuralı değildir; kulun Yaratıcısına verdiği ahdin, yaratılış gayesinin ve imtihan şuurunun en saf aynasıdır. Zira emanete sadakat imanın en somut alametidir; hıyanet ise münafıklığın en belirgin nişanesidir.

Nitekim Resûlullah (s.a.s.) bu husustaki nebevî uyarısını şöyle ortaya koymuştur: “Emaneti olmayanın imanı yoktur; ahdine (sözüne) sadık olmayanın da dini yoktur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 135.)

Bu nebevî uyarı, insanın kendisine verilen her imkâna “Bunu nasıl kendi çıkarıma kullanırım?” diye değil, “Bunun hakkını nasıl veririm?” diye yaklaşmasını mecbur kılar.

Buna karşılık ihanet; vicdanı karartan, kul ile Rabbi arasındaki bağı zedeleyen en büyük vebaldir. Yüce Kitabımız müminleri bu konuda açıkça ikaz eder: “Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin; bile bile kendi emanetlerinize de hainlik etmeyin.” (Enfâl, 8/27.)

Peki, emanet ile ihanet bir olur mu?

Bize güvenileni kendi çıkarımız için kullanmak, başkasının hakkını bile bile çiğnemek sadakat sayılabilir mi?

Elbette hayır. Biri güveni yaşatır, diğeri yıkar. İhanet karşısında bile ahlaki duruşu bozmamak gerekir; Resûlullah’a (s.a.s.) nispet edilen rivayette buyrulduğu gibi: “Sana emanet bırakanın emanetini geri ver; sana ihanet edene sen ihanet etme.” (Ebû Dâvûd, Büyûʿ, 79)

Güven, büyük iddialarla değil, küçük ama tutarlı adımlarla inşa edilir. Verilen sözü tutmak, borca sadık kalmak ve kimsenin görmediği yerde dahi doğru davranabilmek bu bilincin göstergesidir.

Hz. Ali’ye (r.a.) nispet edilen şu söz bu hakikati ne güzel özetler: “Aç kal, susuz kal, hatta öl; ama seni sevene, sana güvenene asla ihanet etme.”

Emanetin en ağır sınavlarından biri, insanın eline güç ve yetki geçtiğinde başlar. Hayatın farklı alanlarında sorumluluklarımız birer emanettir: Bir yönetici için makam, bir öğretmen için öğrencisinin geleceği, bir doktor için hastasının sağlığı, bir hâkim için adalet, bir işveren için çalışanının hakkı birer emanettir.

Kur’ân-ı Kerîm liyakati emreder: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi (…) emrediyor.” (Nisâ, 4/58.) Tarihte Mekke’nin fethi günü Peygamberimizin amcası Hz. Abbas Kâbe’nin anahtarını istemesine rağmen Resûlullah, anahtarı Osman b. Talha’ya iade etmiştir. Bu olay, emanet ve adalet ilişkisinin çarpıcı bir örneğidir. Esas alınan ölçü yalnızca güç veya yakınlık değil, emanetin hakkıydı.

Emanet ehil olmayan ellere bırakıldığında toplumun geleceği tehlikeye girer. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekleyin.” Nasıl olacağı sorulunca da “İş, ehil olmayana verildiğinde kıyameti bekleyin.” buyurmuştur. (Buhârî, İlim, 2.)

İnsanın bedeni, ömrü, aklı, bilgisi, serveti ve aile hayatı da kendisine emanettir. Ömrünü boşa harcayan veya aklını insanları aldatmak için kullanan kimse, bu nimetlerin hakkını verememiş demektir. İnsanın elindeki servet ve maddi imkânlar, kendi mutlak mülkü değil; ihtiyaç sahiplerinin hakkını gözetmek, helal dairesinde harcamak ve hayra vesile kılmak üzere teslim edilmiş geçici bir emanettir. Malı hırsla biriktirmek, haksız kazançla büyütmek veya serveti kibir ve israf aracı yapmak bu büyük emanete ihanettir. Aile içinde eşlerin birbirine olan güveni, anne babanın çocuklarına adaleti ve sevgiyi aşılaması da bu ilahi emanetin farklı boyutlarıdır.

Resûlullah (s.a.s.), münafığın alametlerini sayarken “emanete ihanet etmeyi” de zikretmiştir (Buhârî, Îmân, 24).

Herkes, başkalarını suçlamadan önce kendine dönüp sormalıdır: Bana duyulan güveni koruyor muyum? Kimsenin görmediği yerde de dürüst kalabiliyor muyum?

Unutmayalım ki emanete sadakat huzuru ve güveni yaşatır; ihanet ise hem insan ilişkilerini hem de toplumun ahlaki zeminini sarsar.

Rabbimiz bizleri emanetin kıymetini bilen ve adaletten ayrılmayan kullarından eylesin. Üstlendiğimiz sorumlulukların hakkını vermeyi ve bize duyulan güvene layık olmayı nasip etsin. Âmin.

Emanet, İhanet ve Sorumluluk Bilinci
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter