Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Amelin Ruhu, Kalbin Pusulası: Niyet

Amelin Ruhu, Kalbin Pusulası: Niyet

featured
0
Paylaş

Amelin Ruhu, Kalbin Pusulası: Niyet

Kemal Kahraman

 

İnsan, yaptıklarıyla görünür; niyetiyle anlam kazanır.

Sabah uyanıyor, işimize yetişiyor, evimizin geçimini sağlıyor, insanlarla konuşuyor, birilerine yardım ediyoruz. Gün bitiyor, işler tamamlanıyor. Peki, bütün bu koşuşturmanın içinde kendimize hiç şu soruyu soruyor muyuz: Bütün bunları niçin yapıyorum?

Çünkü bazen aynı işi yapan iki insanı birbirinden ayıran, yalnızca niyetleridir. Biri kazanmayı düşünerek çalışır, diğeri helâl rızıkla ailesinin hakkını gözetmeyi amaçlar. Biri yardım ederken takdir bekler, diğeri bir gönle dokunmanın huzurunu yeterli görür. Davranışlar aynı görünse de kalpte taşınan maksat, onlara farklı anlamlar kazandırır.

Niyet, amelin ruhu; kalbin pusulasıdır. İnsanın hangi yöne yürüdüğünü, neyi değerli bulduğunu gösterir. Nitekim Peygamber Efendimiz, “Ameller niyetlere göredir” buyurur. Hadisteki hicret örneği de bu hakikati açıkça ortaya koyar: Aynı yolculuk, Allah’ın rızası için yapıldığında başka, dünyalık bir menfaat uğruna yapıldığında başka anlam taşır. Demek ki önemli olan yalnızca nereye gittiğimiz değil, hangi maksatla yola çıktığımızdır.

Ancak niyet, işe başlarken verilen ve bir daha değişmeyen bir karar değildir. İnsan güzel bir maksatla başladığı işte zamanla övgü beklemeye, yaptığı iyiliğin bilinmesini istemeye veya karşılık göremediğinde kırılmaya başlayabilir. Allah’ın rızasını gözetirken insanların takdirini daha fazla önemser hâle gelebilir. İşte ihlâsın sınavı burada başlar.

Kendimize şu soruları soralım:

  • Kimse görmese yine aynı iyiliği yapar mıydık?
  • Adımız anılmasa, teşekkür edilmese de gayretimizi sürdürür müydük?

Bu soruların amacı kendimizi hemen suçlamak değil, kalbimizin hangi yöne meylettiğini fark etmektir.

Kur’ân-ı Kerîm, gösteriş için yapılan iyiliği üzerinde biraz toprak bulunan kayaya benzetir. Yağmur yağdığında toprağın altındaki kaya ortaya çıkar; görünüşte verimli olan zemin, ürün verecek bir derinlik taşımaz (Bakara 2/264). İnsan da yaptığı iyiliği başa kakıyor, minnet bekliyor veya başkalarının gözünde değer kazanmayı amaçlıyorsa davranışının mânevî değerine zarar verir.

İnsanın en zorlandığı meselelerden biri de kendi niyetini tanımaktır. Başkasının hesaplı bir davranışını çıkar, kendi çıkarını fedakârlık; başkasının öfkesini kusur, kendi öfkesini ise hak arayışı olarak görebilir. Nefis, yalnızca insanı yanlışa yöneltmez; bazen yanlışa güzel isimler vererek onu haklı olduğuna da inandırır.

Bu yüzden niyet muhasebesi, yalnızca “Ben iyi bir insan mıyım?” diye sormak değildir. Asıl soru şudur: Kendime yakıştırdığım iyiliklerle gerçekten yaşadığım hayat arasında ne kadar mesafe var?

Elbette iyi niyet, yanlış davranışlara mazeret olamaz. Ailesini geçindirmek isteyen biri haksız kazanca yönelemez; topluma fayda sağladığını düşünen biri başkasının hakkını çiğneyemez. Güzel bir amaç, yanlış bir yolu kendiliğinden meşru kılmaz. İnsan hem niyetini hem de o niyete ulaşmak için seçtiği yolu sorgulamalıdır.

Niyetin değeri yalnızca büyük kararlarımızda değil, gündelik hayatımızda da ortaya çıkar. İşini dürüstçe yapan bir esnaf, görevini hakkıyla yerine getiren bir çalışan, ilmini insanlara fayda sağlamak için kullanan bir ilim adamı… Meşru bir işi Allah’ın rızasını gözeterek yapmak, sıradan görünen bir davranışa bile mânevî anlam kazandırabilir. Hatta güzel bir niyet; insanın uyku, yemek ve dinlenme gibi sıradan ‘mubah’ davranışlarını dahi birer ibadete dönüştürebilir.

Görünürlüğün bir ölçü hâline geldiği günümüz dijital dünyasında niyetimizi yeniden sorgulamalıyız. Bir iyiliği paylaşmak bazen başkalarını hayra teşvik eder; fakat bazen de takdir edilme arzusunu besler. Önemli olan, görünür olmakla samimi olmayı birbirine karıştırmamaktır. Bazen kimsenin bilmediği bir iyilik, kalpte daha derin bir iz bırakır.

Bir başka tehlike de kendi niyetimizi sorgulamak yerine başkalarının niyetleri hakkında kesin hükümler vermektir. Elbette yanlış davranışları eleştirebiliriz; fakat bir davranışın yanlışlığını belirtmekle insanın kalbi hakkında hüküm vermek aynı şey değildir. Kur’ân’ın bizi kötü zandan sakındırması da bu konuda bize önemli bir ölçü sunar (Hucurât 49/12). Başkasının iç dünyasını yargılamakta acele etmek yerine kendi kalbimizle yüzleşmek, çoğu zaman daha faydalıdır.

İyi niyet, her zaman arzu ettiğimiz sonucu doğurmayabilir. Bu sebeple doğru yolu araştırmalı, sorumluluğumuzu yerine getirmeli ve hata yaptığımızda kendimizi düzeltebilmeliyiz.

Belki de ihtiyaç duyduğumuz şey, kalbin pusulasını zaman zaman yeniden kontrol etmektir: Yaptıklarımızın hangisinde Allah’ın rızasını, hangisinde insanların takdirini daha fazla önemsiyoruz?

Bu soruya vereceğimiz samimi cevap, başkaları hakkında verdiğimiz hükümlerden daha çok şey değiştirebilir. Çünkü amellerimiz insanlara görünür; niyetimizin bütün hakikatini ise ancak Allah bilir.

Rabbim bizlere, amellerimizi ihlâsla tezyin etmeyi ve kalbimizin pusulasını her daim Kendisine çevirmeyi nasip eylesin.

Amelin Ruhu, Kalbin Pusulası: Niyet
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter