NE GÜZEL ŞEYDİR YAŞAMAK
İnsan kalabilmek, vicdanla yaşayabilmek ve dünyaya iyilik bırakabilmek.
Halim Karaalp
Ne güzel şeydir yaşamak! Ama gerçekten yaşamak.
Yalnızca nefes alıp vermek, günleri tüketmek, biriktirmek, sahip olmak, makam ve mevki peşinde koşmak değildir yaşamak. Yaşamak, bir yüreğin başka bir yüreğe dokunabilmesi, bir canlının yaşam hakkını kendi hakkın kadar kıymetli görebilmek ve bütün zorluklara rağmen insan kalabilmektir.
Çünkü insan olmak, yalnızca dünyaya insan olarak gelmek değildir. İnsan olmak, aklını vicdanla, gücünü adaletle, bilgisini erdemle, varlığını merhametle buluşturabilmektir.
Asıl mesele, nasıl yaşadığımızdan çok, yaşarken kim olduğumuzdur.
Bir ağacın gölgesinde huzur bulurken onun da bir yaşam mücadelesi verdiğini anlayabilmek. Dalında öten kuşun sesini yalnızca bir ses olarak değil, hayatın bize sunduğu eşsiz bir güzellik olarak duyabilmek. Kırdaki papatyaya, denizin mavisine, ormanın yeşiline,gökyüzünün sonsuzluğuna bakarken içimizdeki insanı yeniden hatırlayabilmek.
İşte yaşamak biraz da budur.
Bir çocuğun gülüşünde dünyanın bütün zenginliklerini görebilmek, bir annenin duasında emeği, bir babanın sessizliğinde fedakârlığı, yaşlı bir insanın yüzündeki çizgilerde hayatın biriktirdiği hikâyeleri okuyabilmektir.
Ne yazık ki bazen büyüdükçe küçülüyor insan. Daha çok şey öğreniyor ama daha az anlıyor; daha çok şeye sahip oluyor ama elindekini paylaşmayı unutuyor. Teknoloji ilerliyor, şehirler büyüyor, imkânlar çoğalıyor; fakat insanın insana duyduğu güven, merhamet ve samimiyet aynı hızla büyümüyor.
Oysa bütün gelişmelerin, bütün başarıların ve bütün zenginliklerin merkezinde insan olmalı. Çünkü insanlığın olmadığı yerde hiçbir ilerleme, gerçek anlamda medeniyet değildir. Güçlüden değil, haklıdan yana durabilmek. Çoğunluğun değil, hakkın ve hukukun sesine kulak verebilmek.Bir insanın kimliğine, inancına, diline, rengine, cinsiyetine ya da kökenine bakmadan önce onun da bir insan olduğunu hatırlayabilmek.
Bütün mesele budur.
İnsanları birbirinden ayıran duvarlar örmek kolaydır.
Zor olan, o duvarların üzerine bir vicdan köprüsü kurabilmektir. Farklılıkları düşmanlık sebebi değil, insanlığın zenginliği olarak görebilmektir.
Unutmamalıyız ki hiçbirimiz dünyaya gelirken dilimizi, rengimizi, ailemizi, coğrafyamızı seçmedik.
Fakat büyüdüğümüzde nasıl bir insan olacağımız, hangi değerleri savunacağımız ve başkalarının hayatına nasıl dokunacağımız konusunda sorumluluk taşıyoruz.
İnsan, elindekinin kıymetini bilmeli, fakat kendi mutluluğunu başkalarının mutsuzluğu üzerine kurmamalıdır. Bir lokma ekmeği varsa bölüşebilmeli, bir damla umudu varsa umutsuz olana uzatabilmeli, bir bilgisi varsa paylaşmalı, bir gücü varsa güçsüzü korumalıdır.
Çünkü paylaşmak, eksilmek değildir. Bazen bir somunu bölüşmek, koca bir sofraya sahip olmaktan daha büyük bir zenginliktir.
Ve merhamet…
Merhamet, yalnızca kendimize benzeyenleri sevmek değildir. Bize benzemeyeni de anlayabilmek, sesini duyuramayanın sessizliğini hissedebilmek, bir canlının acısını küçümsememek ve incitme imkânımız varken incitmemeyi seçebilmektir.
İnsanlığın gerçek sınavı, gücü yettiğinde ne yaptığıdır. Çünkü birini incitmek için bazen güç yeter; fakat incitmemek için karakter, vicdan ve irade gerekir.
Nefretin, kinin, öfkenin ve merhametsizliğin giderek sıradanlaştığı bir dünyada iyilikte ısrar etmek, belki de en büyük cesarettir.
İyi insan olmak, kötülüğün olmadığı bir dünyada kolaydır; asıl erdem, kötülükle karşılaştığında ona dönüşmemektir.
Peki, biz çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağız?
Sadece evler, arabalar, servetler ve makamlar mı? Yoksa adaletin olduğu, insanların birbirinden korkmadığı, emeğin karşılığını bulduğu, kimsenin kimliğinden dolayı dışlanmadığı, çocukların eşit imkânlarla büyüdüğü bir dünya mı?
Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras, banka hesaplarımızdaki rakamlar değil, vicdanlarında yaşatacağımız değerlerdir.
Onlara dürüstlüğü anlatırken dürüst davranmalı, adaleti öğretirken adaletten ayrılmamalı, sevgiden söz ederken sevgiyi yaşatmalıyız.
Çünkü çocuklar çoğu zaman söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı öğrenirler.
Gelecek, yalnızca yarın doğacak güneş değildir. Bugün verdiğimiz kararların, attığımız adımların ve gösterdiğimiz vicdanın yarınlarda alacağı biçimdir.
Bugün kırdığımız bir kalp, yarının güvensizliğine; bugün uzattığımız bir el, yarının kardeşliğine dönüşebilir.
Öyleyse her birimiz kendimize şu soruyu sormalıyız:
Ben bu dünyadan geçerken neyi güzelleştirdim? Kimin yarasına merhem, kimin karanlığına ışık, kimin yalnızlığına yoldaş olabildim?
Belki bir insanın bütün hayatını değiştiremeyiz.
Ama ona yeniden umut verebiliriz. Dünyadaki bütün kötülükleri ortadan kaldıramayabiliriz. Ama kendi payımıza düşen kötülüğe son verebiliriz.
Herkesi mutlu edemeyebiliriz.
Ama kimsenin mutsuzluğuna bilerek sebep olmamayı seçebiliriz.
Bazen bir güzel söz, bazen içten bir tebessüm, bazen karşılık beklemeden uzatılan bir el, bazen de haksızlık karşısında gösterilen cesaret, bir insanın hayatında unutulmaz bir iz bırakabilir.
İnsan, yaşadığı yıllarla değil, Geride bıraktığı iyiliklerle büyür.
Ne makam sonsuza kadar bizimdir ne servet ne de bedenimiz…
Bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız. Ardımızdan kaç kişinin bizi tanıdığını değil, kaç kişinin hayatına iyilik kattığımızı düşünmek gerekmez mi?
Belki de hayatın en büyük anlamı, bizden sonra da yaşayacak güzellikler bırakabilmektir.
Bir ağacı korumak, bir çocuğu sevindirmek, bir haksızlığa karşı çıkmak, bir canlıyı incitmemek, bir yoksulun yükünü hafifletmek, bir insanın onurunu korumak.
Bunların hiçbiri küçük değildir. Çünkü büyük insanlık, çoğu zaman kimsenin görmediği küçük iyiliklerde saklıdır.
Dileğim odur ki kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk demeden hep birlikte; el ele, yürek yüreğe, sevgiyle, umutla, dostlukla ve dayanışmayla yeni bir dünya kurabilelim.
Öyle bir dünya ki kimse kimliğinden dolayı ötekileştirilmesin, hiçbir çocuk yoksulluğun gölgesinde büyümesin, hiçbir insan hakkını aradığı için korkmasın, hiçbir canlı insanın hoyratlığı yüzünden yaşam hakkından mahrum bırakılmasın.
İnsanlığımızı makamlarımıza, vicdanımızı çıkarlarımıza, sevgimizi önyargılarımıza kurban etmeyelim.
Unutmayalım: Dünya hepimizin evidir.
Onu yaşanabilir kılmak da hepimizin sorumluluğudur.
Ne güzel şeydir yaşamak!
Severek, sevilerek, düşünerek, hissederek.
Bir başkasının acısını kendi yüreğinde duyabilerek. Güçlüden değil haklıdan yana durarak. Her şeye rağmen vicdanını kaybetmeden, değerlerinden ödün vermeden, onuruyla ve insanlığıyla yaşayabilmek
Ve bir gün geriye dönüp baktığımızda, “Ben bu dünyada yalnızca yaşamadım; birilerine umut oldum, birilerinin hayatına dokundum, bir ağacı, bir canı, bir insanı korudum.” diyebilmek.
İşte bütün mesele budur.
Çünkü bu dünya, yalnızca yaşayanlara değil, yaşamayı güzelleştirenlere de emanettir.
İnsanca yaşamak, insanlığı yaşatmak ve bizden sonra gelenlere daha güzel bir dünya bırakmak dileğiyle.
