Mehmet Nuri Alpaslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BEŞER DOĞARIZ, İNSAN OLABİLİYOR MUYUZ?

BEŞER DOĞARIZ, İNSAN OLABİLİYOR MUYUZ?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

BEŞER DOĞARIZ, İNSAN OLABİLİYOR MUYUZ?

M.Nuri Alpaslan

 

İnsan doğar can kazanır, büyür güç kazanır. Peki, kazandığı o gücü nereden alır, neye dayanarak kullanır, hiç düşündük mü? Bana göre insan asıl gücünü ikrarından alır. İkrar dediğimiz de öyle ağızdan çıkan sıradan bir söz değildir. İnsanın verdiği kararlardır, o kararların arkasında durabilmesidir. Eğer insan kararlarında adaletliyse erdemli olur, adaletinde kemali bulursa kâmil olur. İşte o zaman Yunus Emre’nin gönül dünyasında anlamını bulan canlar canına ulaşır. Çünkü can taşımak başka, taşıdığın canın hakkını vermek başkadır. İnsan dünyaya gelmekle insanlığını tamamlamış olmuyor ki!

Doğmak doğanın işidir, insan olmak ise insanın kendi elindedir. Herkes doğar, herkes büyür, herkes bir biçimde güç kazanır ama herkes o gücün hakkını verebilir mi? Asıl mesele budur. Kimisi gücü eline geçirdiğinde kendisini herkesten üstün görür, kimisi güçlendikçe başkalarının hakkını daha çok gözetir. İşte ikisi arasındaki fark, birinin gücünü kendi çıkarına, diğerinin ise adalete dayandırmasıdır.

Şimdi dönüp çevremize bakalım. İnsanım diyen çok ama verdiği sözün arkasında duran ne kadar? Adaletten söz eden çok ama adaleti kendi kapısından çıkarıp başkasının kapısına götürebilen ne kadar?

Hepimiz kendimize yapılan haksızlığı biliriz de başkasına yaptığımız haksızlığı görmeye gelince nedense gözlerimiz körleşir. Kendi hakkımız söz konusu olduğunda dünyayı ayağa kaldırırız ama başkasının hakkı söz konusu olduğunda susmayı tercih ederiz.

Sonra da insanlıktan, vicdandan, erdemden söz ederiz. İyi de insanlık yalnızca güzel söz söylemekle olsaydı dünyanın en erdemli insanları en güzel konuşanlar olurdu. Oysa insanın ne olduğu sözünde değil, verdiği kararda ortaya çıkar. Hele ki o karar kendi çıkarına dokunuyorsa… İşte o zaman insanın gerçek yüzü görünür. Çünkü adalet, insanın işine geldiğinde savunduğu bir şeyse onun adı adalet değildir. Adalet, kendi zararına da olsa doğru olanın yanında durabilmektir. İkrar da budur zaten.

Sözünün ve kararının sorumluluğunu taşımaktır. Yoksa bugün söylediğini yarın inkâr eden, bugün hak dediğine yarın çıkarı için haksız diyen insanın hangi ikrarından, hangi erdeminden söz edeceğiz?

Bir de kâmil insan deriz. Peki, nedir bu kâmillik? Benim anladığım kâmillik, insanın kendisini herkesten üstün görmesi değil, kendisine bile haksızlık yaptırmayacak bir adalet bilincine ulaşmasıdır. Öyle bir bilinç ki karşısındaki insanın kim olduğuna, nereden geldiğine, neye inandığına, kendisini sevip sevmediğine bakmadan onun hakkını teslim edebilsin. İşte insan ancak o zaman adaletinde kemali bulur.

Ama bunlardan biri eksik olursa ne olur?

Kanadının biri eksik kuş uçabilir mi?

Uçamaz. İnsan da böyledir. İkrarı olup adaleti yoksa, adaletten söz edip erdemi yoksa, erdemli görünüp verdiği kararın arkasında duramıyorsa nasıl kâmil olacak?

Olmayacak elbette. Çünkü insanı kâmil yapan değerler birbirinden kopuk değildir.

Biri eksik olduğunda diğerleri de anlamını yitirir. Bugün yaşadığımız sıkıntıların birçoğu da buradan kaynaklanmıyor mu?

İnsanlar güç sahibi olmayı öğrendi ama o gücü adaletle kullanmayı öğrenemedi.

Makam sahibi oldu ama vicdan sahibi olmanın önemini unuttu. Sözü çoğalttı ama ikrarı azalttı. Herkes insanlıktan söz ediyor fakat iş insan olmanın sorumluluğuna gelince aynı duyarlılığı göremiyoruz.

Eskiler boşuna mı söylemiş, beşer şaşar diye? Beşer dediğimiz insanın etten, kemikten, deriden meydana gelen yanıdır.

Hani şu üzerimizde taşıdığımız deri var ya, işte o. Ayağımıza giydiğimiz yemeni de deriden yapılır. Giyersin, eskir, yıpranır, sonunda bir kenara bırakırsın. Bedenimiz de öyle değil mi? Ne kadar bakarsak bakalım yaşlanır, güçten düşer, sonunda toprağa karışır. Eğer insan bütün varlığını bu geçici bedenin gücüne dayandırmışsa onun da dayanacağı bir yer kalmaz. Çünkü beşer zayıftır, şaşar, yanılır, korkar, çıkarına yenilir.

Ama burada önemli bir ayrım var. Beşerin şaşması başka, şaştığını bile bile haksızlıkta ısrar etmesi başkadır. Hepimiz yanılabiliriz, hepimiz hata yapabiliriz.

Mesele hiç yanılmamak değil, yanıldığımızda adalete dönebilmektir. İnsan kendisini güçlü yapan şeyin başkalarını ezmek değil, kendi nefsine hâkim olmak olduğunu anlayabildiğinde beşerî zayıflığının üzerine çıkmaya başlar. Yoksa sırtına hangi elbiseyi giyerse giysin, hangi makama oturursa otursun, önünde kaç kişi eğilirse eğilsin, üzerinde taşıdığı o derinin ötesine geçemez.

İşte ben bu yüzden insanın ölümsüzlüğünü de başka türlü anlıyorum. İnsan sonsuza kadar yaşayamaz, bedeni buna dayanamaz.

Ama insanın adaleti yaşayabilir, erdemi yaşayabilir, verdiği ikrarın arkasında durarak bıraktığı değerler yaşayabilir. Yunus Emre’nin canlar canını bulmakla anlatılan gönül hakikatinde benim gördüğüm de budur. İnsan yalnızca kendisi için yaşamaktan kurtulup başka canların da hakkını kendi hakkı gibi gördüğünde, kendi varlığını başkalarının varlığından ayrı düşünmediğinde gerçek insan olmanın yolunu bulur. Düşünün, bu dünyadan ne insanlar gelip geçti. Nice güçlüler, nice zenginler, nice makam sahipleri… Şimdi neredeler? Kimisinin adı bile hatırlanmıyor.

Ama bir insanın adaletle söylediği söz, bir mazlumun hakkını korumak için gösterdiği cesaret, bir başkasının hayatında bıraktığı iyilik hâlâ yaşayabiliyor. Demek ki insanı yaşatan yalnızca bedeni değilmiş. Demek ki güç dediğimiz şey de yalnızca kuvvetten, makamdan, servetten ibaret değilmiş. İnsanı asıl güçlü yapan, verdiği ikrarın arkasında durabilmesiymiş.

Öyleyse insanım demeden önce nasıl bir insan olduğumuza bakalım. Çünkü insan suretinde doğmakla insanlığın kemaline ulaşmak aynı şey değildir. Hepimiz beşer olarak doğuyoruz ama insan olmanın hakkını hepimiz aynı ölçüde veremiyoruz.

Kimimiz ömrünü yalnızca kendisini yaşatmak için tüketiyor, kimimiz başkalarının da insanca yaşayabilmesi için mücadele ediyor. Kimimiz gücünü kendisine dayanak yapıyor, kimimiz adaleti gücünün dayanağı hâline getiriyor. Aradaki fark küçük gibi görünse de insanlığın bütün anlamı o farkın içinde saklıdır. Bir gün hepimizin üzerinde taşıdığı deri toprağa karışacak. Ayağımızdaki yemeni nasıl eskiyorsa bedenimiz de öyle eskiyecek.

Ama geride bıraktığımız haksızlıklar da iyilikler de insanların hafızasında iz bırakacak. O hâlde insanın derdi yalnızca uzun yaşamak olmamalı, yaşadığı hayatın hakkını vermek olmalı. Çünkü beşer olmak için doğmak yeterlidir ama insan olmak için adalet gerekir. Adaletin erdeme, erdemin kemale ulaşmadığı yerde insanın kanadı eksik kalır. Kanadı eksik olan da ne kadar çırpınırsa çırpınsın uçamaz.

 

BEŞER DOĞARIZ, İNSAN OLABİLİYOR MUYUZ?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter