İnsanın Ördüğü Duvar
Kemal Kahraman
Duvar örmek, yalnızca taşları üst üste koymak değildir. İnsan bazen bir evi, bazen bir şehri, bazen de kendi içine kapanan kalbini örer. Bu yüzden “yalnız taştan duvar olmaz” sözü, sadece mimariyi değil insanı da anlatır.
Çünkü insan da tek başına tamamlanmaz. Emek, sabır, birlik ve dayanışma olmadan ne bir yapı ayakta kalır ne de bir hayat. Taşın taşla, insanın insanla tamamlanması gerekir.
Toprak gibi insan da ham hâlindeyken dağınık ve kırılgandır. Ama zamanla ve sabırla yoğrulur; acı, tecrübe ve imtihanlarla şekillenir. Sonunda ya kendini yıkan bir karaktere dönüşür ya da başkalarını da koruyan sağlam bir yapıya…
İnsanın değeri niyetindedir. Nitekim Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: “Ameller niyetlere göredir…” (Buhârî, Müslim). Bir duvarı ayakta tutan harçtır, insanı ayakta tutan ise niyettir.
Duvarın ilk taşı nasıl konursa bütün yapı ona göre şekillenir. İnsan da gençliğinde neyi kalbine yerleştirdiyse, ömrü onun etrafında inşa olur. Kimi kinle, kimi merhametle, kimi de ihlasla kendi iç dünyasını kurar.
Kalp, “beytullah” olarak görülür. O yüzden orası hem duyguların hem de imanın merkezidir. Kibir ve haset o yapıyı çürüten rutubettir. Dua ise onu ayakta tutan görünmez bir direk gibidir.
Tam da bu noktada Behlül Dânâ Hazretleri’nin ibretli kıssası hatıra gelir. Rivayete göre yol üzerindeki eski bir harabenin yıkılmaya yüz tutmuş eğri bir duvarını günlerce seyreder, onun akıbetini tefekkür edermiş. Nihayet bir gün duvar büyük bir gürültüyle çökmüş. Behlül Dânâ Hazretleri’nin sevindiğini görenler şaşkınlıkla:
— Yıkılan bir duvara neden seviniyorsun? diye sormuşlar.
O da:
— Bakın, duvar meyilli olduğu tarafa yıkıldı, demiş.
Bu cevap oradakilerin şaşkınlığını daha da artırınca sözünü şöyle tamamlamış:
— Dünyadaki her şey meylettiği tarafa düşer. İnsan hangi tarafa yönelirse, sonunda oraya varır. Benim de meylim Hakk’adır. İnşallah son nefeste de O’na varırım.
Duvarın meyli sonunu belirlediği gibi, insanın meyli de akıbetini belirler. İnsan, çoğu zaman başkasına karşı değil, kendi içine karşı duvarlar örer. Bunu bir korunma sanır; oysa her taş, onu hakikatten biraz daha uzaklaştırır. Kaçtığı yer dış dünya değil, kendi içidir. Her insanın içinde görünmeyen bir inşa süreci vardır; bu inşa sabırla da yapılır, öfkeyle de. İnsan neyi biriktirirse sonunda onun içinde yaşamaya mahkûm olur. Bazen en ağır duvar, yıllar içinde sessizce yükselir; insan fark etmeden hem kendi sesine hem de hakikate yabancılaşır.
Nitekim “Kişi, yaşadığı hâl üzere ölür” (Müslim) hakikati bunu anlatır. İnsan nasıl yaşarsa öyle şekillenir; kalbi hangi yöne eğilirse oraya doğru gider.
Bu sebeple müminin görevi, kalbini Hakk’a yöneltmektir. Zikir, sabır, şükür ve ihlasla kurulan bir hayat; kalbi imar eder, insanı hakikate karşı koruyan manevî bir sığınak hâline getirir. Çünkü Peygamber Efendimiz’in bildirdiği gibi, bedenin asıl merkezi kalptir; o iyi olursa insanın hâli de düzelir.”
Modern şehirlerde duvarlar yükselmiş, insanlar birbirinden uzaklaşmıştır. Betonlar çoğalmış ama gönüller küçülmüştür. Eskiden komşuya pencere açan duvarlar vardı; şimdi kimse kimseyi görmek istememektedir.
Tarih boyunca nice duvarlar örüldü. Kimi korumak için, kimi ayırmak için… Fakat hepsi gösterdi ki asıl duvar taşta değil, insanın zihninde ve kalbindedir.
Asıl mesele dış duvarlar değil, insanın iç duvarıdır. Çünkü dışarıdaki duvarlar yıkılır; fakat içerideki duvarlar yıkılmadıkça insan kendi içine hapsolur.
“Duvarı nem, insanı gam yıkar” sözü boşuna değildir. Nasıl ki nem bir duvarı içten içe çürütürse, gam da insanı fark ettirmeden tüketir.
Oysa insan, kalbini taşlaştıran duvarları yıkmakla mükelleftir. Çünkü insan, en çok kendi inşa ettiği şeyin içinde yorulur.
Bu yüzden insan, hayatında rastgele bir taş gibi değil; bilinçli bir yer tutmalıdır. Bazen kilit taşı, bazen köşe taşı… Ama en önemlisi, Hakk’ın rızasına vesile olan, bulunduğu yere güven ve hayır taşıyan sağlam bir taş olabilmektir.
Duvar örmek sabır işidir. Harç kurumadan yükselen yapı çöker. Hayat da böyledir; aceleyle kurulan her şey erken yıkılır.
İnsan ömrü, iki duvar arasında geçen kısa bir yolculuktur: doğum ve mezar… Aradaki her şey, insanın kendi ördüğü duvarların içindedir.
Bu yüzden insan, ördüğü her duvarı niyetle, vicdanla ve ihlasla örmelidir. Zira ahirette niyetin hesabı sorulacaktır. Çünkü insan, geride en çok inşa ettiği karakteri bırakır.
Hakikat şudur ki; en güzel duvar, insanı insandan ayıran değil; insanı insana emanet edendir.
Unutmayınız ki, taş üstüne taş koymak ustalıktır; gönül üstüne gönül koymak ise gerçek insanlıktır.
