Mehmet Halit Demir
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. İlk kadrolarin imtihani ve Kurucu Ruhun yorgun ve Sessiz Çığlığı (2)

İlk kadrolarin imtihani ve Kurucu Ruhun yorgun ve Sessiz Çığlığı (2)

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İlk kadrolarin imtihani ve Kurucu Ruhun yorgun ve Sessiz Çığlığı (2)

“Aranızdaki Fazileti Unutmayın”
(Bakara 237)

Bazen en büyük hata, sadece bugünü konuşup dünün sesini kısmaktır. Oysa her büyük yürüyüşün arkasında sessizce taşınmış yükler, görünmeyen emekler ve çoğu zaman adı çok anılmayan insanlar vardır. Bir parti sadece bugünkü vitrinden, bugünkü kürsüden, bugünkü görev dağılımından ibaret değildir.
Onu asıl ayakta tutan şey, kuruluş günlerinde omuz verilmiş mücadele, korkuya rağmen gösterilmiş cesaret ve imkânsızlık içinde kurulmuş inançtır.
Her şeyin bir bedeli var. Siyasetin de var, toplumsal yürüyüşlerin de var, memleket için taşınan yüklerin de var. Bugün bir ak parti tabelası varsa, teşkilatı varsa, sözü varsa, ülke yönetiminde ağırlığı varsa bunun arkasında geçmişte bedel ödemiş kadroların emeği bulunur. Bu gerçek bazen yüksek sesle söylenmez ama herkes bilir. Çünkü hafıza sussada,hakikat kaybolmaz.

Bu yüzden geçmiş dönemlerde görev almış, partiyi temsil etmiş, her türlü baskıya, dışlanmaya, yorgunluğa rağmen mücadeleyi bırakmamış kadroların bugün sürecin uzagindaymis gibi görülmesi kabul edilmez büyük bir kayıptir. Hatta daha açık söylemek gerekirse, bu bakis ciddi bir vefasizlik ve öngörüsüzlük olur.
Çünkü vefa ortak yürüyüşün en güçlü hafizasidir.
Çünkü geçmişi dışarıda bırakan bir anlayış, geleceği de eksik kurar. Hafızasını kaybeden yapı yolunu da zor bulur.

Nitekim geçtiğimiz günlerde AK Parti Mardin İl baskanligi ziyaretimizde il başkanimiz Mehmet Uncu ve yönetimle yaptığımız görüşmelerde, vefa toplantılarının ve geçmiş tecrübelerin paylaşılacağı buluşmaların ne kadar kıymetli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Yönetim toplantısında hem eski dava arkadaşlarıyla hasret giderdik,hem de geçmişin birikimiyle bugünün heyecanıni aynı masada buluşturduk. Samimi sohbetler ve ortak hatıralar yeniden güçlü bir sinerji oluşturdu.

Evet! Dava sadece seçim zamanı ortaya çıkan bir heyecan değildir. Dava, bazen görünmeden yürümektir. Bazen konuşmadan yük taşımaktır. Bazen herkesin sustuğu yerde inandığını savunabilmektir. Bugün herkes rahat konuşabiliyorsa, birçok kapı herkese daha kolay açılıyorsa, bunun gerisinde yıllarca ağır şartlarda mücadele eden insanların emeği vardır.
Bugünkü yönetim kademesinde bulunanların ve gelecekte bulunacaklarin unutmaması gereken önemli bir gerçek var. İlk kurucular ve ilk kadrolar, siyasi güç ortada yokken yola çıktılar. Bu kadronun elinde milletin iktidari ve yönetim gücü yokken,hakli mucadeleyi savunduğu icin güçlü görünmenin getirdiği rahatlık hiç yokken, aksine, risk varken, bedel varken, belirsizlik varken, ama buna rağmen geri durmayan bir kadro.

O ilk kadrolar O günlerde eğitimde yaşanan sıkıntılara karşı ses oldular. Adalette hissedilen boşluklara karşı itiraz oldular. İş dünyasında, medyada ve ülkenin farklı örgütlü yapılarında oluşan başıboşluklara karşı tavır oldular. Kimi zaman yalnız kaldılar, kimi zaman yanlış anlaşıldılar, kimi zaman dışlandılar. Fakat vazgeçmediler. Çünkü onların meselesi sadece bir seçim kazanmak değildi. Onların meselesi memleketin yönünü değiştirebilmekti.

Bazen bugünden bakınca geçmişin zorlukları hafifmiş gibi anlatılıyor. Oysa dürüst hafizalarin hatirladigi sey: O günler kolay günler değildi. sadece siyasi görüşlerden dolayı bedel ödeniyordu. Kariyerinden olunuyordu. Çevresinden uzaklaşıyordu. Ticari hayatında zorlanıyordu. Kimi dostluklar bozuluyordu. Kimi kapılar kapanıyordu. İnandığımiz dava uğruna sessizce yalnız kalıniyordu.

İşte o yalnızlıkların içinden bir yürüyüş doğdu. O yürüyüşün sonunda AK parti kuruldu. Bu parti sadece siyasi bir organizasyon olsun diye kurulmadı. Ülkenin içinden geçtiği zorluklara bir cevap olsun diye kuruldu. Umutsuzluğa karşı umut olsun diye kuruldu. Dağınıklığa karşı istikamet olsun diye kuruldu. Ve bu yolun taşlarını ilk döşeyenler de bugün bazen uzakta kalmış gibi görünen o insanlardı.

Tam da bu yüzden, bugün geçmiş hafızayı yeniden harekete geçirmek gerekiyor. Bu sadece nostaljik bir çağrı değildir. Bu bir ihtiyaçtır. Tecrübe, hafıza ve emek yeniden sorumlulukla buluşmalıdır. Geçmişte görev almış yurekli ve fedakar insanlarin sadece alkışlanan hatıralarda bırakılması doğru değildir.

Nitekim sn cumhurbaskani da ilk kadronun temsilcisi olarak bugün hâlâ sahada mücadele etmeye, dava bilincini ve milletle kurulan bağı canlı tutmaya devam ediyor. Bu duruş, geçmişte verilen emeğin ve taşınan sorumluluğun hâlâ sahiplenildiğinin en açık göstergesidir.

Evet!birikim sürece dahil edilmelidir. Çünkü bir partinin gerçek gücü yalnızca yeni isimlerde değil, birikmiş hafızanın diri tutulmasındadır.

Elbette hayat değişir, zaman değişir, şartlar değişir. Yeni kuşaklar gelir. Yeni ihtiyaçlar ortaya çıkar. Yeni yöntemler gerekir. Bunların hepsi doğrudur. Fakat yenilik ile geçmişi yok saymak aynı şey değildir. Aksine güçlü yenilik, kökü sağlam olan yerde büyür. Kök zayıflarsa dallar da fırtınada savrulur.

Siyaset de böyledir. Bugün görünürde görev yapanlar elbette önemlidir. Fakat o görünürlüğü mümkün kılan, görünmeden yıllarca emek verenlerdir. Eğer kök ile gövde arasında bağ koparsa, ilk rüzgârda dengenin bozulması kaçınılmaz olur.

Bu mesele sadece bugünkü yönetime düşen bir sorumluluk değildir. Geçmişte görev almış, bugün dışarıda gibi görünen isimlerin de kendi payına düşeni düşünmesi gerekir. Çünkü kırgınlık anlaşılabilir ama küsmek her zaman doğru sonuç vermez. Yorulmak insani bir duygudur ama bütünüyle kenara çekilmek bazen geçmişte ödenmiş bedellerin ruhuna ters düşer.

Kurucu kadrolar bugün görünürlügun disinda, hiçbir görev almıyor olabilirler. İsim geçmiyor ve davet edilmiyor olabilirler. Fakat bu, memleket meselesinin dışında kalma sorumlulugunu mesrulastirmaz. Yorulmadan, ilk günkü inançla, aynı ideal ve samimiyetle ülkenin gidişatını takip etmek bitmeyen bir gorevdir.Gerektiğinde fikirlerle, uyarılarla, tecrübelerle katkı sunmak gerekir.
Çünkü bazen en kıymetli katkı, makamdan değil vicdandan gelir. Bazen en doğru söz, kürsüden değil bir köşede samimiyetle söylenen sözdür. Bazen bir tecrübe, onlarca yeni sloganın veremeyeceği kadar yön gösterir.

Burada asıl mesele beklenti değildir. Mesele görev istemek de değildir. Mesele emeğin hakkını teslim etmektir. Mesele vefadır. Çünkü vefa sadece geçmişi hatırlamak değildir; geçmişin hakkını bugünde koruyabilmektir.

Toplumlar da partiler de hafızalarını kaybettiklerinde yönlerini şaşırırlar. Her nesil kendisini sıfırdan kurmaya kalkarsa aynı hatalar tekrar edilir. Oysa geçmişin tecrübesi, geleceğin yanlışlarını azaltır. Önceden görülmüş riskler yeniden görülür. Daha önce yürünmüş yollar daha sağlıklı okunur.
Siyasette bazen insanları yalnızlaştıran şey sadece dışarıda kalmak değildir. Unutulmuş hissetmektir. Yıllarca emek verip sonra sanki hiç yürünmemiş gibi davranıldığında insanın içi sızlar. Bu sızı sadece kişisel bir kırgınlık değildir. Aynı zamanda hafızanın incinmesidir.

Bu nedenle geçmişin birikimini bugün elinde tutan ilk kadrolarin yönetim dili biraz daha kuşatıcı olmalıdır. Emek sahiplerine sadece nezaket gösteren degil, Onların bilgi ve tecrübesine hakettigi alani açıp,sorumluluk yüklenmesi gerekir. Görüşlerinin kıymetli olduğunun bilinmesi gerekir. Çünkü aidiyet duygusu sadece hatırlanmakla değil, yeniden katkı sunabilmekle güçlenir.

Öte yandan yönetim kadrosunda olmayanlar da “artık bizden geçti” duygusuna kapılması doğru değildir. Çünkü bir davaya verilen emek, sadece aktif görevle ölçülmez. Bazen en kritik dönemlerde yapılan bir doğru uyarı, bazen bir genç kadroya verilen moral, bazen doğru zamanda söylenen bir cümle bile büyük etki oluşturur.

Memleketin içinden geçtiği her süreç dikkat ister, akıl ister, sabır ister. Hele ülkenin geleceğini ilgilendiren meselelerde tecrübeli insanların susma lüksü yoktur. Bazen yeni heyecan önemlidir ama eski tecrübe pusuladır. Heyecan yürütür, tecrübe yön verir.

Aslında her iki taraf için de vefa ve vicdan bunu gerektiriyor. Yönetim tarafı geçmişi unutmamalı. Geçmişte emek verenler de bugünü terk etmemeli. Araya duvar değil köprü kurulmalı. Çünkü aynı yürüyüşün farklı zamanlarda taşınmış yüklerinden söz ediyoruz.

Bugün bazı şeyler daha rahat görünebilir. Fakat rahat zamanlarda en çok unutulan şey, zor zamanların hangi omuzlarda taşındığıdır. O omuzları unutan anlayış uzun vadede kendi gücünü de zayıflatır. Çünkü güven dediğimiz şey sadece bugünün başarısından değil, dünün hakkını teslim edebilmekten doğar.

Bir toplumda, bir partide, bir hareket içinde insanların kalbini ayakta tutan şey sadece sonuç değildir. Samimiyettir. Adalettir. Hakkaniyettir. Ve vefadır. İnsan makam için değil, emeklerinin görülmesi için bekler. Adının anılmasını değil, mücadelesinin unutulmamasını ister.

Bugün ihtiyaç duydugumuz şey tam olarak budur. sessiz birikimi yeniden harekete geçirmek. Tecrübeyi yeniden masaya koymak. Çünkü memleketin yarını sadece bugünün enerjisiyle değil, dünün birikimiyle daha sağlam kurulabilir.

Belki herkes aynı yerde olmayabilir. Belki herkes aynı düşüncede de olmayabilir. Ama ortak hafıza ortak bir kıymettir. Bu kıymet heba edilmemelidir. Çünkü geçmişe sırtını dönenler, geleceğe daha ağır yürür.

Bu yüzden ülkenin hikâyesinde bedel ödeyenlerin sessizliği hafife alınmamalıdır. O sessizliğin içinde emek vardır, yara vardır, sadakat vardır, inanç vardır. Ve bazen en derin sadakat, en sessiz duranların kalbinde yaşar.

yapılması gereken,Geçmişi sadece anmak değil, geçmişin hafızasını bugünün sorumluluğuna dönüştürmektir. Bugünkü yöneticiler için bu bir vefa borcudur. Dışarıda kalanlar için ise bu bir vicdan sorumluluğudur.

Çünkü memleket meselesi, sadece görevde olanların omzuna bırakılacak kadar küçük değildir. Ve geçmişte bedel ödemiş insanların bir köşeye çekilip sadece seyretmesi de o bedelin ruhuna yakışmaz.

İlk günkü inanç, ilk günkü samimiyet ve ilk günkü memleket sevdası hâlâ diri kalabiliyorsa, hâlâ yapılacak iş vardır. Hâlâ söylenecek söz vardır. Hâlâ taşınacak sorumluluk vardır.
Ve bazen bir hareketi yeniden güçlendiren şey, yeni sloganlardan önce kurucu emeğin hakkını teslim etmektir.

Mehmet Halit Demir
23.Donem Mardin Milletvekili

İlk kadrolarin imtihani ve Kurucu Ruhun yorgun ve Sessiz Çığlığı (2)
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.