İFŞA KÜLTÜRÜNE KARŞI ÖRTME AHLAKI
Merhametle örtmek, adaletle düzeltmektir.
Sosyal medyada bir hata, bir ekran görüntüsüyle milyonlara yayılıyor. Peki, biz ne zaman merhameti paylaşmayı unuttuk?
Örtmek; başkalarının eksik, yanlış veya mahrem hallerini gizleyerek, yayılmalarına engel olmaktır. Örtmek; bazen görmezden gelmek, unutmak ve onarmak için bir fırsattır. Gerçek Müslüman, ayıpları ifşa eden değil; onu örten ve düzeltmeye çalışan kişidir. Çünkü örtmek, sadece bir eylem değil; bir ahlak biçimidir.
Başkalarının eksikliklerini araştırmak, onları küçük düşürmek için ayıplarını ortaya dökmek, Allah’ın yasakladığı bir davranıştır. Ne yazık ki bazı insanlar, kıskançlık, intikam ya da kendi hatalarını örtme maksadıyla başkalarının noksanlarını öne çıkarmaya çalışır.
Oysa Kur’an şöyle uyarır:
“Kendi kusurlarını unutarak insanlara iyiliği mi emrediyorsunuz?” (Bakara, 2/44)
Bu ayet, kişinin önce kendine dönüp bakması gerektiğini, başkalarının hatalarını ortaya koymadan önce kendi nefsini sorgulamasını öğütler.
Hz. Ali (k.v.) şöyle der:
Kardeşinin ayıbını gördüğünde onu ört; çünkü sen de ayıplardan münezzeh değilsin.
Mevlana da hatırlatır:
Kusuru örtmeyi marifet edin kendine. İşte o zaman kusursuz olursun.
Kur’an ve Sünnet, başkalarının kusurlarını araştırmayı ve ifşa etmeyi açıkça yasaklar.
Allah Teâlâ buyurur:
“Müslümanların ayıplarını (ve gizli şeylerini) araştırmayın…” (Hucurât, 49/12)
Peygamberimiz (s.a.s.) de şöyle der:
“Birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın.” (Buhârî, Edeb, 59)
Bu öğütler, bireyin mahremiyetine saygı göstermeyi ve toplumsal huzuru korumayı emreder.
Günümüzde sosyal medya, bir hatayı saniyeler içinde milyonlara ulaştırabiliyor. Bir ekran görüntüsü, bir paylaşım ya da bir yorum; bir insanın hayatını altüst edebiliyor. “Linç kültürü” adı verilen bu toplumsal refleks, küçük bir hatayı büyüterek kişiyi toplum önünde mahkûm ediyor. Bu durum sadece bireyin itibarını değil, toplumsal barışı da tehdit ediyor.
Peki, dijital çağda bu ahlak nasıl yaşatılmalı?
Dijital çağda bir hatayı örtmek; yalnızca susmak değil, paylaşmamak, ekran görüntüsü alarak yaymamak ve yorum yapmaktan da kaçınmaktır.
Kar, yalnızca doğayı süsleyen bir yağış değil; aynı zamanda örtmenin zarafetini sembolize eden bir doğa olayıdır. Kirli ve çirkin olanı gözden uzak tutarak, bazen görünmezliğin ne kadar değerli olabileceğini gösterir. Tıpkı kar gibi, insan da başkalarının kusurlarını örtmeyi öğrenmelidir.
Cenab-ı Allah “Settaru’l-Uyub”dur; insanın ayıplarını örttüğü gibi, kullarının da bu ahlakla ahlaklanmasını ister. Müslüman kişi sosyal medyada bu esmaya uygun davranmalı, başkalarının ayıplarını açığa vurmaktan kaçınmalıdır.
Örtmek, sadece bireysel bir fazilet değil; aynı zamanda toplumsal dengeyi koruyan bir ilkedir. Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Kim dünyada bir kulun ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.” (Müslim, Birr, 58)
Bu hadis, dijital çağda mahremiyetin ve merhametin ne kadar hayati olduğunu bize yeniden hatırlatır.
İfşa edilen bir hata, kişide utanç, yalnızlık ve dışlanmışlık duygularını tetiklerken; şefkatle örtülen bir hata ise kişiye kendini yeniden inşa etme fırsatını verir.
Yüce Allah, başkalarının ayıplarını örttüğümüz gibi, kendi günahlarımızı da gizlememizi ister.
Günümüzde bazı insanlar, Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayacağım? diyerek günahlarını normalleştirerek paylaşmaktadır. Bu, affın yolunu tıkayan ve edep perdesini yırtan bir yaklaşımdır. Oysa Resûlullah’ın ifadesiyle: “Hayâ imandandır.” (Buhârî, İman, 16)
Örtmek, hataları görmezden gelmek ya da zulmü gizlemek şeklinde anlaşılmamalıdır. Hakiki Mümin, emr-i bi’l-maruf, nehy-i ani’l-münker ilkesiyle yanlışları uygun bir üslupla düzeltmeye çalışır. Ancak bu uyarı, ifşa etmek, küçük düşürmek ya da teşhir etmek amacıyla değil; ıslah etmek ve hayra yönlendirmek niyetiyle yapılmalıdır.
Eğer örtmek, haksızlığı ya da gerçeği gizlemeye veya karartmaya dönüşürse; artık fazilet değil, vebal olur. Çünkü zulmü veya hakkı gizlemek, haksızlığı onaylamaktır.
Toplumda kişisel hatalar merhametle gizlenmeli; ancak batıl, adaletsizlik ve zulüm asla örtülmemelidir. İşte burada setretmek ile susmak arasındaki fark belirginleşir:
Örtme ahlakı, kişisel hataları gizleyerek insanlara nefes alanı açar;
suskunluk ise haksızlığa ortak olmaktır.
Bu anlayışı Mevlana da destekler ve şöyle der:
“Kusur örtmede gece gibi ol.”
Dostlar! Setretmek, insanı kemale ulaştıran; toplumu ise huzura kavuşturan bir erdemdir.
Fransız düşünür Jean-Jacques Rousseau bu erdeme şu sözleriyle dikkat çeker:
“Kusurlarımızı örtmek, erdemlerimizi göstermeye çalışmaktan daha değerlidir.”
Gerçekten de kusurları örtmek; güveni, saygıyı ve kardeşliği pekiştirir.
İfşa kültürü ise, toplumu kin, güvensizlik ve ayrışma bataklığına sürükler.
Mümin, merhametiyle örter; adaletiyle düzeltir.
Unutma!
Bugün bir kardeşinin hatasını merhametle örtersen, yarın senin hatan da ilahî rahmetle örtülür.
Kemal Kahraman
