Mehmet Halit Demir
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İlk kadrolarin imtihani ve Kurucu Ruhun yorgun ve Sessiz Çığlığı

İlk kadrolarin imtihani ve Kurucu Ruhun yorgun ve Sessiz Çığlığı

featured

İlk kadrolarin imtihani ve Kurucu Ruhun yorgun ve Sessiz Çığlığı

Bir parti kurulur…

Kökleri bir hayalin toprağına gömülür. O hayal, adaletin gölgesinde filizlenir; eşitliğin, vicdanın, merhametin ışığıyla beslenir.

İlk kadrolar bir araya geldiğinde ortada ne makam ne mevki vardır. Yürek vardır, inanç vardır, bir de insanı insana yaklaştıran o temiz heyecan…

İşte o anlarda siyaset, kirlenmemiş bir su gibi berraktır. İdeallerin diliyle konuşulur, fedakârlığın sesi duyulur. Herkes “ülke” der, “millet” der, “insanlık” der.

Evet!Bir hareketin, bir partinin, bir idealin doğuş anı daima heyecanla, umutla, saf bir inançla başlar. Her şeyin yeni olduğu, her sözün yürekten çıktığı, her adımın geleceğe dair bir iz taşıdığı o

ilk günler…

İşte o günlerde bir avuç insan, toplumun vicdanı olmayı, haksızlığa karşı dik durmayı, adaletin, eşitliğin ve evrensel insanlık değerlerinin temsilcisi olmayı hedefler.

O kadro, ülkesinin tarihine not düşecek bir iz bırakma cesaretiyle yola çıkar.

Kiminin hayali ülkesinin kalkınması, kimininki mazlumun hakkını savunmak, kimininki de sistemin çürümüş duvarlarına yeni bir pencere açmaktır.

Kısacası; hepsinin ortak noktası idealist bir ruhtur.

Fakat İktidar kapısı aralandığında, o kutsal idealleri paylaşmayan ama o idealleri kullanmak isteyen bir kitle peyda olur. Çıkarcılar, fırsatçılar, günü kurtaranlar, makamın gölgesine sığınanlar…
Birden idealist kadroların arasına sinsice sızarlar. Üstelik öyle ustaca bir kamuflajla gelirler ki, kendilerini en dürüst, en inançlı, en samimi kişi gibi gösterirler.

Topluma, ülkeye, insanlığa değil; kendi cebine, kendi geleceğine, kendi küçük dünyasına çalışır ama bunu öyle bir ambalaja sarar ki, çoğu zaman gerçeği ayırt etmek bile zorlaşır.
Ve Sürekli hareket halindedirler. Çünkü dururlarsa maskeleri düşer.

Sürekli konuşurlar. Çünkü sessiz kalırlarsa, içlerinin boşluğu duyulur.

Ve ne yazık ki zamanla, asıl emek verenlerin sesini bastıracak kadar çogalirlar.

Bugün hemen her partide, her kurumda, her toplumsal harekette bu tür insanlara rastlamak mümkündür.

Evet Onlar, idealizmin dilini konuşurlar ama kalplerinde hesap makinesi çalışır.

Onlar, halka hizmetten bahsederken aslında kendi çevrelerini genişletirler.

Onlar, erdemli görünmeyi görev edinir ama özüyle ters düşen her davranışı “siyasetin gereği” diye meşrulaştırırlar.

İşte bu noktada, hareketin ruhu yavaş yavaş bürokratik bir organizmaya, partinin kalbi ise soğuk bir sistem dişlisine dönüşür.

Bir zamanlar yürekten konuşanlar susar, hesapla konuşanlar çoğalır.
Yola inançla çıkanlar kenara itilir, çıkarını daha iyi kurgulayanlar sahnenin tam ortasında yer alır.

Oysa bir hareketin yaşaması, büyümesi, halkla arasındaki bağı diri tutması; kurucu ruhun diri kalmasına bağlıdır.

Bu nedenle, o ilk günün kadroları; birbirinden uzaklaşmadan, küsmekten, unutulmaktan korkmadan birbirini ziyaret etmeli, görüşmeli, konuşmalı, hatırlatmalıdır.

— bu sadece nostalji değil, bir ahlaki sorumluluktur.

Çünkü unutmak, teslim olmaktır.

Birbirine omuz vermeyenler, zamanla başkalarının gölgesinde kaybolur.

İlk kadrolar arasında azim, diyalog ve samimiyet azaldıkça; parti bir rota kayması yaşar, toplumla arasındaki o saf bağ zayıflar.

Ve sonunda, bir zamanlar adaletin sesi olmak için yola çıkan bir hareket; iktidarın İÇ HESAPLASMALARINA sıkışmış bir sessizlik haline gelir.

Kabul edelim…

Bu ülkede birçok parti, birçok hareket, bu sınavı veremedi.

Bu tabloyu, sadece bir eleştirinin değil, bir iç muhasebenin de gereği olarak görelim.

Belki de bu sözlerim, azmin ve mücadelenin içinden çıkan bir acziyet itirafı yada bir uyanışın bedelidir. Her ideal, her mücadele, kendi içinde acı bir hesaplaşma taşır.

Belki de bizler, “neden ilerleyemedik?” sorusunun cevabını hep dışarıda ararken, içimizdeki idealizmi koruyamadığımız gerçeğiyle yüzleşmek istemedik.

Çünkü ideallerin çöküşü, dış baskılarla değil, içten içe başlayan bir yorgunlukla olur.

O yorgunluk, bir süre sonra inanca dönüşen cümleleri bile mekanik hale getirir.
Ruhun yerini şekil, vicdanın yerini hesap alır.

Ve toplum, artık samimiyeti değil, senaryosu iyi yazılmış rolleri görür.

Oysa hâlâ geç değil.

Kurucular, o ilk meşaleyi yakanlar, hâlâ bir araya gelebilir.

Birbirine dargın olanlar barışabilir.

Gerçek mücadeleciler yeniden el ele verebilir.

BİR ÜLKENİN UMUDU,BİR PARTİNİN TABELASINDA DEĞİL; O PARTİYİ KURANLARIN VİCDANINDA,CESARETİNDE VE VEFASINDA YATAR.

Eğer bu yeniden hatırlanırsa, kaybolan inanç yeniden filizlenir.

Çünkü tarih, hiçbir zaman samimi bir idealin sonsuza kadar kaybolduğunu yazmamıştır.

Sadece bir süre unutulduğunu… sonra bir avuç insanın onu yeniden canlandırdığını yazmıştır.

Bugün yaşananlar, belki bir yozlaşmanın değil; bir yeniden diriliş çağrısının da habercisidir.
Yeter ki, o ilk günkü dürüstlük, cesaret ve vefa yeniden hatırlansın.

Yeter ki, kurucu kadrolar bu toprakların kaderine yön veren hareketin vicdanı, onu başlatanların elinde olduğunu ve ilk adımlarını bir kez daha hatırlasın.

Çünkü gerçek güç, makamda değil; ilk günkü inançta gizlidir.

Ve yeter ki, kimse kendini kandırmasın:

Hiçbir güç, hiçbir koltuk, hiçbir çıkar; idealimizden daha büyük değildir.

Mehmet Halit Demir
23.Donem Mardin Milletvekili

İlk kadrolarin imtihani ve Kurucu Ruhun yorgun ve Sessiz Çığlığı
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Tespit doğru, teşhis tamam, sırada , asil önemli olan tedavi….

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.