Mehmet Halit Demir
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kardeşliğin inşası ve sorumluluğumuz

Kardeşliğin inşası ve sorumluluğumuz

featured

KARDEŞLİĞİN İNŞASI VE SORUMLULUĞUMUZ

Tarihin akışı içerisinde milletlerin birbirine yaklaşmasını da, birbirinden uzaklaşmasını da belirleyen temel unsur çoğu zaman kendi öz iradeleri değil; o iradeyi manipüle eden daha büyük güçlerin sistematik müdahaleleridir. Bugün coğrafyamızda yaşanan kırılmalar, yüz yıl önce atılan nifak tohumlarının modern biçimidir. Sınırlar değişmiş, yönetimler değişmiş, çağ değişmiş; fakat bu coğrafyanın kaderini şekillendirmek isteyen emperyalist ve siyonist akıl değişmemiştir.

Ne var ki burada asıl trajedi, siyonist ve emperyalizmin varlığı değil; kendi iç anlaşmazlıklarımızın bu planı kolaylaştırmasıdır. Milliyetçiliğin kutsal bir kimlik savunusu olmaktan çıkıp birbirini yok sayan, öteleyen, küçük gören bir araca dönüşmesi, bugün yaşadığımız kopuşların en derin nedenidir. Yüz yıldır aramıza örülen duvarların önemli bir kısmı başkalarının değil, bizim ellerimizle yükselmiştir. Eğer bugün siyonist ve emperyalistler, dün bizimle olan halklarla bugün iş birliği yapıyor ve bizi kendi içimizde tehdit olarak algıladığımız kardeşlik bağlarına karşı konumlandırıyorsa, bunun tek bir açıklaması vardır: Biz kendi evimizi ihmal ettiğimiz için dışarıdan gelenin sesi daha gür çıkmaktadır.

Bu nedenle dönüp kendimize bakmak, geçmişle yüzleşmek ve geleceği yeniden şekillendirmek zorundayız. Çünkü gecmise baktigimizda şunu defalarca gördük: Aynı coğrafyada yaşayan halklar ittifak kurduğunda bu topraklar huzur görmüş, ayrıştığında ise kapılar felakete açılmıştır. Bu gerçek, sadece tarihsel bir tespit değil; bugün bizi bağlayan ahlaki bir zorunluluktur.

Coğrafyamızın kaderini belirleyen büyük kırılmaların başında Osmanlı sonrası düzenin inşası gelir. 19. yüzyılın son çeyreğinde hızlanan siyonist İngiliz, Rus, Fransız ve Avusturya siyaseti; yalnızca toprak işgali değil, zihin işgali de yaratmıştır. Özellikle Balkanlar, Kafkaslar, Mezopotamya ve Orta Doğu üzerinde kurulan milliyetçilik projeleri, “halkların özgürleşmesi” kisvesi altında yürütülmüş, fakat gerçekte büyük güçlerin çıkarlarına hizmet etmiştir.

Balkan Savaşları bunun en çarpıcı örneğidir. Yüzyıllarca komşu olarak yaşayan halklar, bir anda birbirlerinin düşmanı hâline getirildi. Osmanlı ile aynı masada oturan, aynı sofrayı paylaşan, aynı çarşıda alışveriş yapan, aynı kaderi yaşayan topluluklar; dışarıdan pompalanan milliyetçilikle birbirine düşürüldü. Sonuç mu? Balkanlar yalnızca Osmanlı’dan ayrılmadı; aynı zamanda kendi içinde de parçalandı, parçalanan her parçanın arkasında da bir büyük güç ortaya çıktı.

Bugün hâlâ Balkan siyasetinin merkezinde dış güçlerin varlığı hissediliyorsa, bunun sebebi yüz yıl önce kardeşliğin zayıflatılmasıdır.

İşte Orta Doğu.Türk, Kürt,Cerkes,Arap vb halkları arasında tarih boyunca oluşmuş siyasi, sosyal ve dini bağlar vardı. Ancak İngiltere’nin “ siyonist devlet ve milliyetçilik projeleri” üzerinden yürütülen hamleler, kadim bağları kopardı.

Bugün bazı çevreler bu süreci yalnızca bir ihanet ya da yalnızca bir siyasi tercih olarak sunar. Oysa mesele bu kadar basit değildir. Coğrafyanın çok milletli yapısı, ortak yönetim anlayışındaki aksaklıklar, merkezî idarenin güç kaybı, dış müdahalelerin yoğunlaşması ve modern milliyetçiliğin yükselişi birleşince, ilişkiler kontrol edilemeyecek bir kriz alanına dönüştü.

Bu süreçte emperyalist ve siyonistler yalnızca Arapları değil, Kürtleri, Türkleri, Farsları, Ermenileri, Rumları, her bir milleti ayrı ayrı kullanmış; her birinin tarihsel kırılmalarından faydalanarak kendi çıkarlarına hizmet ettirmiştir. Bugün hâlâ bölgede hangi çatışma noktasına bakarsanız bakın, yüz yıl önce atılan bir tohumun filiz verdiğini görürsünüz.

Modern ulus devletlerin kuruluş sürecinde milliyetçilik doğal olarak bir güvenlik refleksi hâline geldi. Bu süreç anlaşılabilir bir durumdur. Fakat sorun, bu refleksin uzun vadede bizi kendi kardeşlerimizden uzaklaştıracak düzeyde keskinleşmesidir.

Ülkemiz özelinde konuşursak, Kürtlerle, Araplarla, Çerkeslerle, Lazlarla, Gürcülerle, Boşnaklarla, Alevilerle ve daha onlarca toplulukla ortak bir tarihsel hafızayı paylaşıyoruz. Osmanlı’nın son döneminde başlayan iç ayrışmalar, Cumhuriyet’in ilk dönemindeki güvenlik kaygılarıyla birleşince aramızdaki mesafe açıldı. Bu mesafe zamanla hoşgörüden değil, korkudan beslendi.

Ve işte bugün siyonist ve emperyalistler tam da bu mesafeyi kullanıyor. Dün bizimle olan halklarla bugün iş birliği yapmaları, onların güçlenmesinden değil; bizim kendi kardeş halklarla ilişkilerimizi onaramamış olmamızdan kaynaklanıyor. Düşmanlık üretmekten kaçınmadığımız yerde, emperyalizm dostluk öneriyor gibi görünüyor. Oysa tarihin öğrettiği bir gerçek daha vardır: siyonizm ve Emperyalizmin dostluğu, ancak ayrılıkları derinleştirmek için vardır.

Bu nedenle bugün kendi içimizdeki halkları tehdit ya da sorun olarak görmek, yalnızca duygusal değil, stratejik bir yanlıştır. Bu tavır, dış müdahaleye kapı aralamakla kalmaz; bizi kendi tarihsel sorumluluğumuzdan uzaklaştırır.

siyonist ve emperyalistler hiçbir halkı gerçekten önemsememiştir. Onlara göre önemli olan yalnızca o halkın stratejik konumu, coğrafyası veya çatışma potansiyelidir. Dolayısıyla bugün bazı devletlerin ya da halkların siyonist ve emperyalist güçlerle iş birliği yapıyor görünmesi, sandığımız gibi bir yakınlık veya ortaklık değil; tamamen araçsallıktır.

Balkan ulusçulukları işe yaradığı sürece desteklendi; Orta Doğu milliyetçilikleri çıkar sağladığı sürece desteklendi; bugün başka bir halk destek görüyorsa, bunun da sebebi derin stratejik hesaplamalardır. Yarın çıkar dengesi değiştiğinde aynı halk sahipsiz bırakılacak, hatta “yeni tehdit” olarak ilan edilecektir.

Tam bu noktada bizim görevimiz devreye giriyor:

Kardeşlerimizi emperyalizmin sahte korumacılığına mahkûm etmeyecek bir birliktelik inşa etmek.

Yüz yıl önce ittifakta biz vardık. Bu gerçek bir nostalji değil; aynı zamanda sorumluluk yüklüyor. Çünkü emperyalistler dün bizimle olan halkları bugün bizden uzaklaştırabiliyorsa bunun nedeni yalnızca onların propagandası değildir; bizim ihmallerimizdir, korkularımızdır, yanlış politikalarımızdır.

Bu nedenle bugün bize düşen:

– Kendimize dürüstçe bakmak,
– İçimizdeki anlaşmazlıkları onarmak,
– Kardeşlik bağlarını yeniden kurmak,
– Milliyetçiliği ötekileştiren değil, birleştiren bir çizgiye taşımak,
– Aynı coğrafyayı paylaştığımız halklarla güven inşa etmek,
– Emperyalist müdahaleye zemin oluşturan kırılmaları kapatmaktır.

Bu yalnızca siyasi bir strateji değil; ahlaki bir duruştur. Çünkü komşusunu veya icindeki farkliligi tehdit olarak gören bir millet, dış tehditlere karşı asla tam anlamıyla güçlü olamaz. Bunu defalarca yaşadık. Moğol istilalarında, Haçlı seferlerinde, sömürge savaşlarında, Soğuk Savaş döneminde,Gazzede, Lubnan ve suriyedeki siyonist istilalarda… Ne zaman birlikte durduysak ayakta kaldık; ne zaman bölündüysek yıkıma uğradık.

Bugün siyonizmi ve emperyalizmi aramızdan kovmak istiyorsak, bunun yolu sertlikten ya da düşmanlıktan değil;sn bahceli nin yaptığı gibi en acı fedakârlığı dahi göze alabilecek bir kardeşlik iradesinden geçer. Bu fedakârlık bazen siyasi cesaret gerektirir, bazen toplumsal uzlaşma, bazen de tarihsel önyargıları terk etmek.

Kürtlerle yeniden güven köprüleri kurmak,
Arap halklarıyla stratejik ortaklığı derinleştirmek,
Bölgedeki tüm topluluklarla diyalog kanallarını genişletmek,
Çok kültürlü yapımızı tehdit değil zenginlik olarak görmek,
Siyonist ve emperyalizmin oyun alanını daraltır.
geçmişteki hatalarıyla hesaplaşabilen, farklı toplulukları devletin gerçek öznesi hâline getiren, güvenlik politikası ile demokratikleşmeyi birlikte yürüten bir yapı,
Bu, son 25 yılda oluşan bir tecrübe birikiminin, bir liderlik iradesinin ve toplumun geniş kesimlerinin değişime verdiği desteğin sonucudur.

En önemlisi, bugün sadece güvenlikçi değil; aynı zamanda kültürel, ekonomik ve siyasal bağları güçlendiren bir strateji uygulanmaktadır.
Bu strateji şunu göstermektedir:

Biz birlikte oldukça yenilmeziz.
Biz birlikte oldukça bu coğrafya yeniden dirilir.
Biz birlikte oldukça siyonizmin ve emperyalizmin eli kolu bağlanır.

Bu yaklaşım zayıflık değil, tam tersine tarihsel gücümüzün yeniden inşasıdır.

Biz bu coğrafyanın asli unsurlarıyız. Yüz yıl önce bu topraklarda kurulan ittifakta bizim imzamız vardı. Bugün aynı ittifakların yeniden kurulması gerekiyorsa, bunun öncülüğünü yapmak da bize düşer. Çünkü siyonist ve emperyalistler hiçbir halkın kaderini düşünmez; ama biz kendi kardeşlerimizin kaderinden sorumluyuz.

Eğer bugün kollarımızı açıp “Gelin, yeniden kardeş olalım” diyebiliyorsak, bu sadece siyasi bir cümle değil; tarihsel bir borcun ödenmesidir. Bu borcu ödemek için gerekirse en acı fedakârlığı dahi göze almak, hem ahlaki hem insani hem de stratejik bir zorunluluktur.

Ve belki de artık en önemli soruyu kendimize sormanın vaktidir:

Yüz yıl önce olan ortak kaderi yeniden kurabilecek cesareti göstermezsek, yüz yıl sonra bu coğrafyada neyi kaybetmiş olacağız?

Geçmişten bu gune yasananlar cevabı zaten veriyor.
Bizim yapmamız gereken, o cevabı geciktirmeden doğru yönde adım atmaktır.
Bir yüzyıldır içimize işlenen ayrışmanın bedelini fazlasıyla ödedik.
Bugün artık “kimin suçlu olduğu” tartışmasını geride bırakıp “bir daha nasıl ayrışmayız?” sorusuna odaklanma zamanıdır.

Eğer dün emperyalistler bizi içeriden bölmek için bazı milletlerle iş tuttuysa ve bugün aynı güçler bizim kardeşlerimizle ittifak kuruyorsa, bunun en büyük cevabı yeni bir birlik inşa etmektir.
Bu yalnızca siyasi değil; vicdani, insani ve ahlaki bir yükümlülüktür.

Ve çok şükür ki bugün bu iradeyi ortaya koyabilecek bir atmosfer, bir liderlik bütünlüğü ve toplumda derin bir bilinç mevcuttur.

Yapmamız gereken, geleceği gören bu stratejiyi, bu inancı ve bu vefayı kaybetmeden; geçmişin acılarını tekrarlamayan, geleceği ortaklaştıran bir yolculuğu kararlılıkla sürdürmektir.

Çünkü biz birlik olduğumuzda, tarih başka yazılır.
Ve bu coğrafyada yeniden birlik zamanı gelmiştir.

Birliğin yolu kendimize dönmekten, birbirimize yaklaşmaktan siyonizme ve emperyalizme kapalı bir coğrafya oluşturmaktan geçiyor.
Bu, yalnızca bir tercih değil; tarihsel bir zorunluluk, ahlaki bir vazife ve toplumsal bir yeniden doğuştur.
Mehmet Halit Demir
23.Donem Mardin Milletvekili

Kardeşliğin inşası ve sorumluluğumuz
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.