Mehmet Nuri Alpaslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Korku Kalabaliği Takip Eder, Akil Önüne Bakar

Korku Kalabaliği Takip Eder, Akil Önüne Bakar

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

KORKU KALABALIĞI TAKIP EDER, AKIL ÖNÜNE BAKAR

Mehmet Nuri Alpaslan

 

Ormanda büyük bir yangın çıkmıştı. Alevler kuru otlardan ağaçlara, ağaçlardan dallara sıçrıyor; gökyüzünü kaplayan duman, gündüzü geceye çeviriyordu. Ateş büyüdükçe ormanda yaşayan bütün canlıları aynı duygu teslim aldı: korku. Geyikler, tavşanlar, tilkiler ve daha nice hayvan, can havliyle yangından uzaklaşmaya çalışıyor, hiçbiri nereye gittiğini düşünmeden önündekini takip ediyordu. Ormanın yakınından geçen büyük nehir, herkesin gözünde tek kurtuluş yolu olmuştu. Kalabalık nehre doğru koştukça arkadan gelenler de oraya yöneliyor, hiç kimse “Bu yol gerçekten kurtuluşa mı çıkıyor?” diye sormuyordu. Çünkü korkunun en büyük marifeti, insana düşünmek için zamanının olmadığına inandırmasıdır. Oysa bazen insanın hayatını değiştiren şey, koşmak değil; herkes koşarken birkaç saniye durup önüne bakabilmektir.

Tam bu hengâmenin ortasında tilki, tuhaf bir şey fark etti. Ormanın en yavaş canlılarından biri olan kaplumbağa, herkesin gittiği nehrin tam tersine, yangının bulunduğu tarafa doğru ilerliyordu. Tilki şaşkınlıkla ona seslendi: “Nereye gidiyorsun? Herkes yangından kaçıp nehre doğru koşuyor, sen ise ateşin içine gidiyorsun. Geri dön, yoksa öleceksin!” Kaplumbağa telaşlanmadan başını kaldırdı ve “Ben ateşe değil, kurtulabileceğim yere gidiyorum,” dedi. Tilki bunun ne anlama geldiğini sorunca kaplumbağa nehir tarafını işaret etti: “O nehirde timsahlar var. Korkuyla suya koşanların çoğu, yangından kurtulduğunu sandığı anda başka bir ölümün içine düşecek.” Daha sözünü bitirmeden nehir tarafından yükselen çığlıklar duyuldu. Ateşten kaçıp kendilerini suya atan hayvanların bir kısmı timsahların pençesine düşmüştü. Yangından kurtulmak için koştukları yer, onlar için kurtuluş değil başka bir felaket olmuştu.

Tilki artık nehre doğru koşmuyordu. Bir süre kaplumbağaya baktı ve “Peki sen ne yapacaksın?” diye sordu. Kaplumbağa, alevlerin ilerisinde kapkara görünen bir bölgeyi göstererek, “Dün yangın oradan geçti,” dedi. “Oradaki otları, çalıları ve ağaçları zaten yaktı. Ateşin orada yeniden yakabileceği bir şey kalmadı. Biz o yanmış toprağa ulaşacağız.” Tilki o anda önemli bir şeyi anladı: Kaplumbağa herkesten yavaştı ama herkesten sonrasını düşünüyordu. Biri korkusunun gösterdiği yere koşuyor, diğeri aklının gösterdiği yere yürüyordu. Tilki kalabalığı bırakıp kaplumbağanın peşine düştü. Birlikte dumanların arasından geçerek daha önce yanmış, kapkara olmuş bölgeye ulaştılar. Ateş çevrelerini sardı, fakat önceden yanmış toprakta tutunacak yakıt bulamadı. Bir süre sonra alevler başka yöne ilerledi. Kaplumbağa ile tilki kurtulmuştu; nehre doğru koşanlardan bazıları ise yangından kaçarken timsahların sofrasına dönüşmüştü.

Belki de hayatın en eski yanılgılarından biri budur: Kalabalığın gittiği yönü doğru, herkesin kaçtığı yönü tehlikeli sanmak. Oysa çoğunluk bazen yalnızca aynı korkuya kapılmış insanların oluşturduğu büyük bir topluluktur. Bin kişinin aynı yöne koşması, o yönün doğru olduğunu göstermez. İnsan korktuğunda çevresine bakar; başkalarının ne yaptığını anlamaya çalışır ve çoğu zaman onların yaptığını yaparak kendisini güvende hisseder. Akıl ise başka türlü davranır. Akıl, “Herkes nereye gidiyor?” diye sormadan önce “Orada ne var?” diye sorar. Korku tehlikenin nereden geldiğine bakarken akıl tehlikenin nereye sürüklediğini hesaplar. İşte korkuyla akıl arasındaki asıl fark burada başlar.

Bu hikâyede kaplumbağayı kurtaran şey cesaretinden çok muhakemesidir. O da ateşten korkmaktadır; fakat korkusunun aklının önüne geçmesine izin vermemektedir. Üstelik geçmişi hatırlamaktadır: Dün neresi yandı, bugün neresi yanabilir, nehirde hangi tehlike vardır, hangi yol ilk bakışta korkutucu görünse de sonunda güvenlidir? Bunların hepsini bir araya getirerek karar verir. Demek ki doğru karar yalnızca gözümüzün önündekini görmekle değil, dün yaşananı hatırlayıp yarın olabilecek olanı hesaplamakla verilir. Akıl tam da budur: Geçmişten öğrendiğini bugünün şartlarıyla tartıp geleceğin ihtimallerini görebilmek.

İnsan hayatında da nice yangınlar ve nice nehirler vardır. Bazen toplumda, siyasette, iş hayatında, ticarette, dostluklarda hatta aile içinde bir korku dalgası başlar ve herkes aynı yöne koşmaya koyulur. Bir söylenti çıkar, herkes inanır; bir öfke yükselir, herkes bağırır; birileri bir yön gösterir, çoğunluk o tarafa yürür. Böyle zamanlarda kalabalığın içinde olmak insana güven verir. Fakat kalabalık olmakla haklı olmak aynı şey değildir. Tarih, milyonların aynı yanlışa inandığı dönemleri de yazmıştır; tek başına doğruyu görebilen insanların hikâyelerini de. Çünkü hakikatin ölçüsü sayı değildir. Bazen bir kişinin sakin aklı, bin kişinin ortak korkusundan daha doğru bir yol gösterebilir.

Kaplumbağanın yürüdüğü kapkara toprak bize başka bir gerçeği daha anlatır: Doğru yol her zaman güzel görünmez. Bazen kurtuluş, uzaktan bakıldığında insanı ürküten taraftadır. Yanmış bir orman, berrak akan bir nehirden daha tehlikeli görünür; fakat nehirde timsah varsa görüntünün hiçbir anlamı kalmaz. Hayatta da bazı tercihler böyledir. Kolay, güzel ve güvenli görünen yolun sonunda büyük bir tehlike; zor, karanlık ve yalnız görünen yolun sonunda ise kurtuluş bulunabilir. Bu nedenle akıllı insan, yolun görüntüsüne değil sonucuna bakar.

Asıl mesele korkmamak değildir. Korku insanın tabiatında vardır ve çoğu zaman bizi tehlikeye karşı uyaran gerekli bir duygudur. Tehlikeli olan, korkunun düşünme yeteneğimizi teslim almasıdır. Çünkü korku yönetmeye başladığında insan yalnızca kaçmak ister; akıl yönettiğinde ise önce nereye kaçacağını düşünür. Bazen bir felaketten kurtulmaya çalışırken daha büyüğüne koşmamızın sebebi de budur. Önümüzdeki ateşi görür, fakat uzaktaki timsahı göremeyiz.

Hayatın bazı dönemlerinde insanın karşısına tam da böyle iki yol çıkar: Birinde kalabalık vardır, diğerinde akıl. Kalabalığın yolu daha güvenli görünür; çünkü insan yalnız değildir. Aklın yolu ise bazen sessizdir, yalnızdır ve cesaret ister. Fakat insanın kaderini çoğu zaman ayaklarının ne kadar hızlı olduğu değil, zihninin ne kadar uzağı görebildiği belirler. Kaplumbağa bunun için güzel bir semboldür: En yavaş olan, en uzağı görebilir; en hızlı koşan ise nereye gittiğini bilmiyorsa felakete herkesten önce ulaşabilir.

Bu yüzden hayatın yangınlarında yalnızca “Buradan nasıl kaçarım?” diye sormamak gerekir. Bazen daha önemli soru şudur: “Kaçtığım yerde beni ne bekliyor?” Çünkü her uzaklaşmak kurtuluş, her sığınak güven, her çoğunluk doğru değildir. İnsan, korkunun kendisini sürüklediği yere değil, aklının gösterdiği yere yürümeyi öğrendiği ölçüde kendi yolunu bulur.

Korku kalabalığı takip eder; akıl önüne bakar. Çünkü korku yalnızca ateşi görür, akıl ise ateşten kaçarken düşebileceğin nehri ve o nehirde bekleyen timsahı da görür.

Korku Kalabaliği Takip Eder, Akil Önüne Bakar
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter