Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Akabe: Ben’den Sen’e

Akabe: Ben’den Sen’e

featured
0
Paylaş

Akabe: Ben’den Sen’e

Kemal Kahraman

 

İnsanın hayatında aşmakta zorlandığı yokuşlar vardır. Fakat bunların hepsi dağlarda ya da uzun yollarda değildir. Bazıları insanın içinde yükselir.

Affetmek ister, öfkesi elinden tutar. Paylaşmak ister, bencilliği geri çeker. Özür dilemek ister, gururu önüne geçer. Doğru olanı yapmak ister, rahatına düşkünlüğü onu olduğu yerde tutar. İşte insanın asıl yokuşlarından bazıları bunlardır.

Kur’an’ın ifadesiyle: Akabe/Sarp yokuş.

Akabe; sarp yokuş, dik geçit ve aşılması güç yol demektir. Fakat Kur’an’ın anlattığı akabe yalnızca fiziksel bir güçlük değildir. O, insanın nefsiyle mücadelesini; başkasının iyiliği için rahatından vazgeçebilmesini ve doğru olanı seçmek için zorluğu göze almasını anlatır.

Beled Suresi’nde insana sarp yokuş hatırlatılır ve ardından bu yokuşun ne olduğu açıklanır: Bir insanın özgürlüğüne kavuşmasına vesile olmak, açlık gününde bir yetimi veya yoksulu doyurmak… Sonrasında iman eden, sabrı ve merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden söz edilir. (Beled sûresi, 13-17.)

Akabenin taşları fedakârlık, toprağı merhamet, yokuşu ise nefstir. İnsan bu yolda yalnızca bir engeli aşmaz; kendisindeki bir eksikliği de geride bırakır. Çünkü insanın önündeki en büyük engel bazen dışarıdaki dünya değil, kendi içinde kurduğu duvarlardır.

Bencillik “önce ben” der. Öfke “hesabını sor” diye fısıldar. Kibir “sen haklısın, özür dileme” der. Rahatına düşkünlük ise “boş ver, başkaları ilgilensin” diyerek insanı yerinde tutar.

Belki de akabe, “ben”den “sen”e doğru atılan ilk adımdır.

Bir yetimin yüzüne bakabilmek, bir yoksulun elinden tutabilmek, bir mazlumun yanında durabilmek, sahip olduklarını ihtiyaç sahibiyle paylaşabilmek… Bunların her biri insanın kendisinden biraz vazgeçmesini ister.

Çünkü iyilik çoğu zaman elimizde artanla yapılmaz. Bazen iyilik; zamanımızı, soframızı, dikkatimizi ve rahatımızı bölmektir. Bazen de yıllardır taşıdığımız bir kırgınlığın içinden affetmeyi seçebilmektir.

Her zorluk insanı yüceltmez. İnsan yalnızca acı çektiği için olgunlaşmaz. Asıl mesele, anlamlı bir amaç uğruna zorluğu göze alabilmektir.

Zorluk sadece yokuşta değildir; bazen vadidedir. Aç olanı doyurmak, herkes malını stoklarken insanlar mağdur olmasın diye elindekini piyasaya sürmektir. Tarlada ya da fabrikada çalışan işçinin hakkını tam vermektir. Bir insanı bir ömür boyu süren yoksulluktan kurtarıp kendi emeğiyle ayakta durabileceği bir iş sahibi yapmaktır.

Çünkü bazen asıl zorluk, kendin için değil, başkası için bir şey yapmaktır. Herkes kendi çıkarını düşünürken başkasının hakkını gözetmek, elindeki imkânı başkasının hayatını kolaylaştırmak için kullanmaktır.

Zor yokuş, zorda olanın elinden tutabilmek; savrulmakta olana ip uzatabilmektir. Fakat ipi uzatmak yetmez; onun yeniden ayağa kalkmasına, kendi yolunda yürüyebilmesine de yardımcı olmak gerekir. Çünkü gerçek yükseliş, insanın yalnızca kendisini yukarı taşıması değil; düşmekte olanı da bulunduğu yerden kaldırabilmesidir.

Belki de akabenin en zor tarafı, kendini düşünmenin kolay olduğu yerde başkasını düşünmeyi seçmektir. Elindeki imkânı paylaşmak, başkasının yükünü kendi yükü gibi görebilmektir.

İşte insan, o anda yalnızca bir yokuş çıkmaz. Kendi nefsinin sınırlarını da aşmaya başlar.

Bugünün dünyasında akabe kavramı belki daha da anlamlıdır. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor; daha hızlı tüketiyor, daha hızlı iletişim kuruyor, dünyanın her yerindeki acıyı ekranlarımızda görebiliyoruz. Fakat bütün bu imkânların içinde en zor şeylerden biri hâlâ aynı: İnsan kalabilmek.

Bir ekrandaki yoksulluğu görüp geçmemek, yanımızdaki insanın yalnızlığını fark etmek, konforumuzun sınırlarını aşarak başkasına el uzatmak… Belki çağımızın akabesi tam da budur.

Çünkü insanı büyüten yalnızca kazandıkları değildir. Bazen insanı asıl büyüten, vazgeçebildikleridir.

Bazen parasından değil, gururundan vazgeçmelidir. Bazen zamanından değil, öfkesinden. Bazen rahatından değil, bencilliğinden…

Her insanın bir akabesi vardır.

Kiminin akabesi öfkesidir, kimininki kibri, kimininki korkusu, kimininki bencilliği. Belki de bazılarımızın akabesi, başkasının acısını kendi hayatının meselesi olarak görebilmektir.

Bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Benim akabem nedir?

Belki cevap çok uzakta değildir. Yıllardır affedemediğimiz bir insan, görmezden geldiğimiz bir ihtiyaç sahibi, vazgeçemediğimiz bir alışkanlık veya kendimize bile itiraf edemediğimiz bir korku olabilir.

Her ne ise, yokuş oradadır.

İnsanın önünde iki yol vardır: Geri dönmek ya da ilk adımı atmak.

İlk adım küçük olabilir. Fakat bütün büyük yolculuklar küçük bir adımla başlar. İnsan yürüdükçe nefsi yorulur, kalbi genişler, bakışı değişir. Bir zamanlar ağır gelen şeyler hafiflemeye başlar.

Bazı yokuşlar insanı dünyada bir yere değil, kendisine götürür.
Akabe işte o yoldur.

Çünkü insanın gerçek yükselişi, yokuşun zirvesine vardığında değil; o yokuşu çıkarken dönüştüğü insandadır.

Rabbim, bizleri sarp yokuşları aşabilen kullarından eylesin!

 

Akabe: Ben’den Sen’e
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter