Mehmet Nuri Alpaslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İpe Dizilmiş Boncuklar Gibi

İpe Dizilmiş Boncuklar Gibi

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İpe Dizilmiş Boncuklar Gibi

M.Nuri Alpaslan

 

İnsan hayatı üzerine söylenmiş binlerce söz vardır. Kimi mutluluğu zenginlikte aramış, kimi başarıda, kimi de şöhretin alkışında… Fakat zaman, bütün bu tanımları sessizce sınayan en büyük hakemdir. Çünkü yıllar geçtikçe insan, kendisini gerçekten mutlu eden şeylerin düşündüğünden çok daha farklı olduğunu fark eder.

Gençlik yıllarında hep büyük hedeflerin peşinden koşarız. Daha iyi bir meslek, daha yüksek bir makam, daha geniş imkânlar, daha güçlü bir gelecek… Bunların hepsi elbette kıymetlidir. İnsan çalışmalı, üretmeli, kendisini geliştirmeli ve yaşadığı topluma faydalı olmalıdır. Ancak bütün bunların arasında çoğu zaman farkına varmadan kaybettiğimiz bir şey vardır: Yaşadığımız an.

Hayatı, ulaşılması gereken bir hedef gibi görmeye başladığımız anda, yol boyunca bize eşlik eden güzellikleri de görmez oluruz. Sürekli yarını düşünür, bugünü erteleriz. Bir gün mutlu olacağımızı sanırız. Bir gün dinleneceğimizi, bir gün sevdiklerimize daha fazla vakit ayıracağımızı, bir gün gökyüzünü seyredeceğimizi söyleriz. O ‘bir gün’ ise çoğu zaman hiç gelmez. Çünkü hayat beklemez; sessizce akıp gider.

Oysa hayat, çoğu zaman büyük olayların içinde değil; kimsenin önemsemediği küçük ayrıntıların arasında saklıdır.

Sabahın ilk ışıkları pencerenin kenarından içeri süzülürken mutfak masasına düşen aydınlık… Demlenen çayın usulca yükselen buğusu… Bir annenin evladına duyduğu sessiz dua… Yaşlı bir babanın torununu izlerken yüzüne yerleşen tebessüm… Uzun zamandır görüşmediğiniz bir dostun omzunuza dokunması… Deniz kıyısında yürürken içinize dolan iyot kokusu… Yağmurdan sonra toprağın nefesi… Sonbaharda ayağınızın altında hışırdayan kuru yapraklar…

Bunların hiçbiri haber bültenlerine konu olmaz. Hiçbiri sosyal medyada milyonlarca beğeni toplamaz. Hiçbiri başarı hikâyeleri arasında anlatılmaz. Ama insan ruhunu onaran, kalbini dinlendiren ve ömrüne anlam katan asıl zenginlik tam da bu anlardır.

Modern çağ bize sürekli daha fazlasını istemeyi öğretiyor. Daha çok kazanmayı, daha hızlı yaşamayı, daha görünür olmayı… İnsan kendisini adeta hiç bitmeyen bir yarışın içinde buluyor. Başarı artık sadece çalışmakla değil; yorulmadan çalışıyormuş gibi görünmekle de ölçülüyor. Dinlenmek neredeyse suç, sessizlik ise verimsizlik sayılıyor.

Oysa bazı anlar vardır ki dışarıdan bakıldığında hiçbir işe yaramaz. Bir ağacın gölgesinde dakikalarca oturmak… Uzaklara dalıp gitmek… Eski bir fotoğraf albümünü karıştırmak… Çocukların oyununu seyretmek… Güneşin batışını izlemek… Bunların hiçbiri üretim cetvellerine yazılmaz. Fakat insanın iç dünyasını ayakta tutan en güçlü sütunlar işte bunlardır.

Belki de en büyük yanılgımız, hayatı yalnızca verimlilik üzerinden değerlendirmektir. Oysa insan makine değildir. Kalbin de dinlenmeye, ruhun da nefes almaya ihtiyacı vardır. Sürekli çalışan ama yaşamayan bir insan, sonunda yalnızca yorulmuş olur. Çünkü ömrün hesabı sadece yapılan işlerle değil, hissedilen duygularla da tutulur.

Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, hafızamızın bize büyük toplantıları, uzun mesaileri ya da bitmek bilmeyen telaşları değil; sevdiklerimizle içtiğimiz bir bardak çayın sıcaklığını, çocuklarımızın ilk kahkahasını, bir dostla edilen samimi sohbeti ve belki de hiçbir şey konuşmadan paylaşılan o huzurlu sessizliği hatırlatacağını göreceğiz.

İnsan bazen en derin mutluluğu, hiçbir şey yapmadığını sandığı anlarda yaşar. Çünkü ruhun doyduğu yer, çoğu zaman aklın hesaplayamadığı yerdir.

Hayatın gerçek serveti banka hesaplarında değildir; yüreğimizde biriktirdiğimiz hatıralardadır. Gerçek zenginlik, sahip olduklarımızın çokluğu değil; fark edebildiklerimizin derinliğidir. Her gün önümüzden geçip giden ama çoğu zaman görmediğimiz küçük güzellikler, aslında ömrümüzün en kıymetli hazinesidir.

İşte bu yüzden hayat bana hep ipe dizilmiş boncukları hatırlatır. Tek başına bakıldığında her boncuk sıradan görünür. Ne göz kamaştırır ne de büyük bir anlam taşır. Ama sabırla bir araya getirildiğinde, birbirini tamamlayan renkleriyle eşsiz bir bütün oluşturur.

İnsan ömrü de böyledir. Bir sabahın sessizliği bir boncuktur. Bir dostun tebessümü başka bir boncuk… Bir annenin duası, bir çocuğun kahkahası, denizin kokusu, yağmurun sesi, kitap sayfaları arasında kaybolan birkaç saat, sevdiğiniz insanla aynı gökyüzüne bakabilmek… Hepsi tek tek küçük görünür. Ama ömür dediğimiz kolye, işte o küçük boncukların sabırla dizilmesinden meydana gelir.

Ve belki de hayatın en büyük başarısı; herkesin peşinden koştuğu büyük zaferlere ulaşmak değil, o boncukları kırmadan, eksiltmeden, kıymetini bilerek bir ömür boyu taşıyabilmektir.

Çünkü günün sonunda insanın ardında bıraktığı en değerli miras; kazandığı makamlar, biriktirdiği servet ya da aldığı alkışlar değildir. Gerçek miras, sevgiyle yaşanmış bir ömür ve ipe dizilmiş boncuklar gibi özenle biriktirilmiş güzel anlardır.

İpe Dizilmiş Boncuklar Gibi
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter