Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Makasın Hikmeti

Makasın Hikmeti

featured
0
Paylaş

Makasın Hikmeti

Kemal Kahraman

 

Bazı eşyalar insana kendisini anlatır. Makas bunlardan biridir. Bazen bir kumaşı güzelleştiren bir vasıta, bazen de yanlış elde gönülleri yaralayan bir araca dönüşür. Yanına bir de iğneyi koyduğunuzda, sanki ikisi birlikte hayatın hikmetini fısıldar.

Makas keser, iğne birleştirir.

Hayat da insana her gün bu iki araçtan birinin yolunu seçme imkânı verir. Kimi zaman ayırır, kimi zaman birleştirir. Makas da iğne de aynı ustanın elindedir. Hikmet, hangisinin ne zaman kullanılacağını bilmektir.

İnsan da böyledir. Bazen bir söz makas gibi gönüller arasındaki bağı koparır; bazen bir tebessüm, bir özür veya güzel bir söz iğne gibi kopan bağları yeniden diker.

Bazı insanlar çift ağızlı bir makasa benzer. Dilleriyle tatlı konuşurlar; fakat aynı dilleriyle kardeşi kardeşe, dostu dosta yabancılaştırırlar. Sessizce yaklaşır, yılların muhabbetini bozar, geride kırgınlık ve güvensizlik bırakırlar.

Ne var ki makasın iki ağzı birlikte hareket etmeden hiçbir şeyi kesemez. Fitne de böyledir. Bir ağzı fitneyi çıkaran, diğer ağzı ise onu taşıyıp yayandır.

Makas, mahir bir terzinin elinde sıradan bir kumaşı güzel bir elbiseye dönüştürür. Aynı makas ehil olmayan bir elde zarar verebilir. Asıl mesele alette değil, onu kullanan iradededir.

Makasın iki keskin ağzını bir arada tutan şey küçücük bir vidadır. O gevşediğinde en keskin makas bile vazifesini yapamaz. İnsan ilişkilerinde de aileyi ve toplumu ayakta tutan görünmeyen vidalar vardır: güven, doğruluk, sadakat, adalet ve muhabbet. Fitne, gıybet ve kötü söz önce bu bağı gevşetir; ardından gönüller birbirinden ayrılır.

Bu sebeple mümin; güven veren, gönülleri imar eden, hayra anahtar, şerre kilit olan kimsedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:

“Müminler ancak kardeştir; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.” (Hucurât, 49/10)

Müminin vazifesi gönüller arasındaki mesafeyi küçültmek ve açılan yaraları kapatmaktır. Makas gerektiğinde keserek güzelliğe hizmet eder; mümin ise onararak güzelliği tamamlar.

Makasın sapı, keskin ağızlara yön verir. İnsan hayatında bu sap iradedir. Kalp niyet eder, akıl düşünür, dil konuşur; fakat hepsinin istikametini irade belirler. İrade Hakk’a yönelirse insan hayra hizmet eder, nefse teslim olursa şerre.

Ne kadar keskin olursa olsun, ağızları gereğinden fazla açılan bir makas iş göremez. İnsan da ifrat ve tefrit arasında değil, itidal üzere yaşadığında hikmete yaklaşır.

Her kesiş kopuş değildir. Bazen insan nefsindeki kibri, hasedi ve öfkeyi kesip atar; böylece hakikate yaklaşır. Hikmetsiz kesiş yaralar, hikmetle yapılan kesiş ise olgunlaştırır.

Büyüklerin dediği gibi:

“Söz makas gibidir; doğru yerde kaftan, yanlış yerde kefen biçtirir.”

İnsanın dili elindeki en keskin makastır. Nice kılıçların açamayacağı yarayı bir söz açabilir. Bundan dolayı Kur’ân-ı Kerîm:

“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler.” (İsrâ, 17/53)

buyurur. Resûlullah’ın gönülleri kazanmasının sırrı da yumuşaklığıydı:

“Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 3/159)

İnsanları bir arada tutan şey, hakkı merhametle söyleyebilmektir.

İnsan kendi nefsine karşı da bir makas taşımalıdır. Asıl kesilmesi gereken başkalarının kusurları değil; insanın içindeki kibir, haset, öfke ve bencilliktir. Fakat makas kendi kendini kesemez. İnsan da çoğu zaman kendi kusurlarını görmekte zorlanır. Gerçek terzilik, önce insanın kendi nefsini düzeltmesiyle başlar.

Eskiler kullandıkları eşyaları bir tefekkür vesilesi olarak görürlerdi. Bir terzi makasını eline aldığında El-Fettâh ismini tefekkür eder, her kapanışında nefsinin şer kapılarını kapatmayı düşünürdü. Çünkü hakiki zikir, insanın yaptığı her işte Allah’ın huzurunda olduğunu idrak etmesidir.

Yunus Emre’ye nispet edilen şu söz de aynı hakikati dile getirir:

“Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil.”

Toplumların ihtiyacı daha keskin diller değil, daha merhametli gönüllerdir.

Makasla iğne rakip değildir; ikisi de aynı ustanın elinde hayra hizmet eder. İnsan da bazen susarak kötülüğün önünü keser, bazen güzel bir sözle kopan gönülleri yeniden diker. Çünkü bu dünyada en büyük ustalık kesmek değil, tamir etmektir.

İğne olmanın da bir bedeli vardır. Gönül yapmak bazen özür dilemeyi, affetmeyi, sabretmeyi ve fedakârlığı gerektirir. İğnenin mahareti, ayrılanı yeniden birleştirmektir.

Bir gün herkesin elinden makas düşecek; insan kendi amelleriyle baş başa kalacaktır. O gün belki kendine şu soruyu soracaktır:

“Sana emanet edilen keskinliği ne için kullandın? Gönülleri kesmek için mi, yoksa kendi nefsindeki fazlalıkları kesip atmak için mi?”

Makas hakkında anlatılan şu fıkra da düşündürücüdür: Bir hastanın karnında yıllar önce unutulan makası çıkarmak için yeniden ameliyat yapılır. Ameliyathane kapısında heyecanla bekleyen görevliye doktor, “Hastanız mı?” diye sorar. “Hayır,” der görevli, “ama hastanın karnından çıkacak makas bana zimmetliydi; onu bekliyorum.”

Bu küçük fıkra, emanetin yalnız eşyaya değil, sorumluluğa da ait olduğunu hatırlatır. Hayatta kesmek kolay, onarmak zordur. Asıl maharet, elindeki makası değil; gönlündeki merhameti emanet bilebilmektir.

Kıyamet günü insan, kırdığı gönüllerin de onardığı gönüllerin de hesabını verecektir. Allah katında gerçek maharet ise kırılan gönülleri onarabilen, kopan bağları yeniden kurabilen bir kul olabilmektir.

 

Makasın Hikmeti
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter