SÖZ AHLAKI VE İLETİŞİM BİLİNCİ
Söz, insan ilişkilerinin temelini oluşturur. Sözün hangi niyetle ve nasıl söylendiği, bireyler arasındaki sevgi ve güven köprülerini ya kurar ya da yıkar.
Hz. Aişe (r.anha), dilin önemini ve sözün incitici gücünü vurgulayarak anlamlı bir tespitte bulunur. “Ne tuhaftır ki insan, Müslüman kardeşi hakkında sarf ettiği çirkin sözden dolayı değil de yediği helal lokmadan sonra ağzını yıkamayı düşünür.”
Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet, sözün yalnızca içeriğine değil, aynı zamanda söyleyiş biçimine de dikkat çeker. Kur’an şöyle buyurur:
“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. (Aksi halde) şeytan aralarını bozar.” (İsrâ, 17/53)
Hucurât sûresi’nde ise şöyle uyarılır: “Kiminiz de kiminizin gıybetini yapmasın. Biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” (49/12)
Bu ayet, dilin insan onuruna zarar verebilecek kadar güçlü bir etki taşıdığını açıkça ortaya koyar.
Efendimiz, güzel söz söylemenin önemine dikkat çeker: “Her kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Rikâk 23)
Atasözlerinde sözün değeri sıkça vurgulanır.
“İnsan ikrarından, hayvan yularından tutulur.”, “Tatlı söz can azığı, acı söz baş kazığı.”
Kürt halk bilgeliğinde de şöyle denir:
“Ziman ji şûr tûjtir e. Şûr mêrekî dikuje, ziman hezaran.” (Dil, kılıçtan daha keskindir; kılıç bir adamı öldürürken, dil binlercesini öldürür.)
Bu ifadeler, dilin sadece bir iletişim aracı değil; aynı zamanda bir ahlak meselesi olduğunu gösterir. Yanlış kullanıldığında ise büyük haksızlıklara ve derin yaralara yol açabilir.
Dijital çağda, parmak uçlarımızdaki her kelime artık milyonlara ulaşabiliyor. Bir yorum, bir tweet ya da bir mesaj; karşımızdakini ya onarır ya da derinden yaralayabilir. Anlık öfkeyle söylenen sorumsuzca sözler yıllarca sürecek kırgınlıklara dönüşebilir. Bu yüzden sözün sorumluluğu, sadece ağızdan çıkan değil; yazıya dökülen her kelimeyi de kapsar.
Halk arasında anlatılan bir kıssa şöyledir:
Bir adam ile bir ayı dost olur ve yıllarca birlikte yaşarlar. Bir gün adam ayıya, “Senden kötü koku geliyor.” der. Ayı da ona, “Baltayı al, başıma vur.” der. Adam sebebini sorsa da ayı ısrar eder. Sonunda adam baltayı ayının başına indirir. Yıllar sonra yeniden karşılaştıklarında ayı şöyle der: “Gel yaklaş, yaranın izini gör.” Adam bakar, yara iyileşmiştir. Ayı ise ekler: “Başım iyileşti ama o söz hâlâ aklımda. Hatırladıkça üzülüyorum.”
Annem de hep şöyle derdi: ‘‘Hançer yarası zamanla iyileşir, ama kötü sözün açtığı yara iyileşmez.”
Söz ahlakı, ne zaman, kime ve nasıl konuşmamız gerektiğini bize öğretir.
Halk arasında anlatılan bir örnek de bunu pekiştirir:
Bir adam oğluna: “Git, bana en iyi etten al.” der. Oğlu pazara gider ve dil satın alır. Ertesi gün aynı adam: “Git, bana en kötü etten al.” der. Oğlu yine dil getirir. Sebebini sorunca çocuk şöyle der: “Babacığım, dil iyi olursa ondan iyisi yok, kötü olursa da ondan kötüsü yok.”
Said Nursî’nin “Tatlı söz, kalbi okşar; sert söz, kalbi taş eder.” sözüyle, Goethe’nin “Güzel söz, kalbin anahtarıdır.” sözü bu anlayışı güçlendirir.
Gerçekten de söz; bilgiye dayalı, kolaylaştırıcı, rahatlatıcı, adil, doğru ve gönül alıcı olmalıdır. Çünkü pek çok kırgınlık, ayrılık, çatışma ve günah; dilin düşüncesizce kullanılmasından doğar.
Kur’an-ı Kerim’de de sözün ahlaki yönü vurgulanır: Allah, “Yumuşak söz söyleyin” der (Tâhâ, 20/44). Bir başka ayette, “Güzel söz, kökü sağlam ve dalları göğe uzanan bir ağaç gibidir” denir (İbrahim, 14/24).
Dostlar! Birbirimizi sözle yaralamayı terk edelim. Gönülleri kıran değil, onaran; ayrıştıran değil, birleştiren hoş sözlerle konuşalım. Zira güzel sözler umut verir, kötü sözler ise ilişkileri zehirler.
Dilimizi yalan, dedikodu, iftira ve öfkeyle söylenen sözlerden uzak tutmalıyız. Onu iyilikle yoğurmalı, hakkın, doğruluğun, nezaketin, hikmetin ve merhametin tercümanı yapmalıyız.
İşte tüm bu nedenlerle konuşmadan önce düşünmek, sözlerimizi süzgeçten geçirmek hayati bir sorumluluktur.
Şems-i Tebrizi ne güzel söyler:
Sözü süz de söyle,
Mânâyı inci gibi diz de söyle,
Yüzde söyle, gıybet olmasın!
Ukdeyi içinde çöz de söyle, yapmasın yara,
Öyle bir söyle ki, hoş gelsin yâr’a, ağyâra.
Sahi! Siz nasıl bir dil taşıyorsunuz?
