Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kan Değil Kalp Bağı

Kan Değil Kalp Bağı

featured

KAN DEĞİL KALP BAĞI

Zaman, insanlar ve ilişkiler değişiyor. Bir zamanlar aynı avluda oynayan çocukların, aynı sofrada oturan ailelerin yerini; aynı apartmanda yaşayıp birbirini tanımayan komşular aldı. Teknoloji bizi yakınlaştırıyor gibi görünse de, aslında en yakınımızdakilerden uzaklaştık. Akrabalık, kan bağıyla tanımlanır ama gönül bağıyla yaşanır. Ne yazık ki bu bağ, her geçen gün biraz daha zayıflıyor.

Bugün akrabalarımızın doğum günlerini dijital mesajlarla kutluyor, fotoğraflarını beğeniyoruz. Ama ekranlar, bir sarılmanın sıcaklığını, bir el öpmenin hatırını taşıyamıyor. Gerçek bağlar, yüz yüze temasla güçlenir.

Geçenlerde bir arkadaş ortamında, çoğunun çeşitli sebeplerle akrabalarıyla görüşmeyi bıraktığını duydum. Kimi çıkar ilişkilerinden, kimi kırgınlıklardan, kimi de zamansızlıktan şikâyetçiydi. O an Dostoyevski’nin şu sözü aklıma geldi: “Akrabalar arasında zorunlu bir sevgi bağı vardır. Oysa sevginin önce hak edilmesi gerekir.”

Sevgi kan bağından doğmaz; emekle, anlayışla ve paylaşmayla oluşur.
Bir Çin atasözü der ki: “Yakındaki bir arkadaş, uzaktaki bir akrabadan daha iyidir.”

Kim yanımızdaysa, acımızı ve sevincimizi paylaşıyorsa, işte o gerçek yakınımızdır.
Akrabalık sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir değerdir. Çocuklara bu sevgiyi anlatmak yetmez; yaşatarak öğretmek gerekir. Çünkü çocuklar, söyleneni değil, gördüğünü yaşar. Bayramlarda eller öpülür, büyüklerin duası alınırdı. Bugün ise bayramlar çoğu kişi için sadece tatil fırsatına dönüşmüş durumda. Oysa bu özel günler, sıla-i rahim için birer vesiledir.

Kur’an-ı Kerim’de, “Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder” (Nahl, 16/90) buyrulurken; Peygamber Efendimiz de, “Akrabalık bağlarını koparan cennete giremez” (Buhârî, Edeb 11) diyerek bu ilişkilerin hem dini hem de insani bir sorumluluk olduğunu vurgular.
İmam Şafiî ise şöyle der: “Sıla-i rahim sadece ziyaret etmek değil; ihtiyaç duyulduğunda yanında olmak, sevinçte ve kederde paylaşmaktır.”

Ne yazık ki şehirleşme, bireyselleşme ve dijitalleşme gibi modern yaşamın dayattığı alışkanlıklar, bizi birbirimizden uzaklaştırdı. Göç yalnızca mekânı değil, ilişkileri de değiştirdi. Fiziksel mesafe zamanla duygusal uzaklığa dönüştü. “Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.” sözü, bu dönüşümü en iyi özetleyen cümlelerden biri. Ama artık teknolojiyi yalnızca fotoğraf beğenmek için değil, bir “Nasılsın?” demek için de kullanmalıyız.

Bir zamanlar “evin bereketi” sayılan büyüklerimiz, bugün çoğu zaman “Daha iyi bakılsınlar” bahanesiyle huzurevlerine terk ediliyor. Oysa yaşlılar sadece bakım bekleyen insanlar değil, aynı zamanda geçmişin tanıkları, kültürel hafızamızdır. Onların anlattığı bir hikâye, verdiği bir öğüt, paylaştığı bir dua; çocukların karakter gelişiminde derin izler bırakır. Devletin hizmetleri değerlidir ama bir evladın ilgisi, bir torunun gülüşü, bir kardeşin desteğiyle kıyaslanamaz.

Akrabalık bağları zayıfladıkça yalnızlık artıyor, güven ve huzur azalıyor, insanlar içe kapanıyor. Oysa insan, sosyal bir varlıktır. Sevinci paylaştıkça artar, üzüntüyü paylaştıkça hafifler.

Psikolojik araştırmalar da bunu doğruluyor: Güçlü sosyal bağlar ruh sağlığını korurken, yalnızlık depresyon ve kaygıyı tetikliyor. Akrabalık, sadece gelenek değil; aynı zamanda bir ruhsal ihtiyaçtır. Bundan dolayı bağları onarıp yeniden birbirimize dönmeliyiz.

Elbette her akrabalık ilişkisi sağlıklı değildir. Sevgi yerine baskı, anlayış yerine yargı varsa, sıla-i rahim bir zorunluluk değil; sınır koymayı da içeren bir sorumluluktur.

Hz. Ali (r.a.) şöyle der: “Akrabanın düşmanlığı ve dostların eziyeti, yılan zehrinden daha acıdır.”

Yakından gelen incinme, en derin yaradır. Tüketen ilişkilerden uzak durmak, öz saygının gereğidir. Bu nedenle her ilişkiyi sürdürmek değil, sağlıklı ilişkiler kurmak öncelikli olmalıdır.

Sevgili okurlarım! Gururumuzu bir kenara bırakıp hâl hatır sormalı, kırgınlıkları onarmalıyız. Bir “Nasılsın?” demek bile bir gönlü ısıtabilir. Çocuklara yalnızca nasihatle değil, davranışla örnek olmalıyız. Kıymeti bilinmeyen akrabalık, zamanla küle döner; küllerin altında ise sevgi, merhamet ve aidiyet kaybolur.

Toplumu yeniden inşa etmek istiyorsak, aileden başlamalıyız. Çünkü güçlü birey, sağlam ilişkilerden doğar. Sağlam ilişkiler ise ortak geçmiş, karşılıklı anlayış, fedakârlık ve samimiyet üzerine kurulur.

Hayat kısa, zaman hızlı. Ama bir gün dara düştüğümüzde, yanımızda olacak olanlar; çoğu zaman, ihmal ettiğimiz yakınlarımızdır. Bu yüzden yakınımızda kim varsa, onun kıymetini bilmeliyiz.

Unutmayalım: Akrabalık sadece kan bağı değil; gönül bağıdır. Bu bağ için emekle, ilgiyle, sabırla ve sevgiyle beslenirse yaşar.

Kemal Kahraman 

Kan Değil Kalp Bağı
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.