Sükûtun Ardında Kaybolan Gelenek
M. Nuri Alpaslan
Zaman akıyor…
Hayat değişiyor, imkânlar artıyor, alışkanlıklar yenileniyor. Fakat bazı gelenekler vardır ki, onların kaybı sadece bir törenin eksilmesi değildir; bir toplumun hafızasının zayıflamasıdır. Bugün, sessizce elimizden kayan kadim bir değerin ardından hüzünle bakıyoruz: Kız isteme geleneği.
Bir zamanlar kız istemek; edebin, saygının ve aile onurunun iç içe geçtiği bir tören olurdu. Erkek tarafının akil insanları, vakar ve nezaket içinde gelinin baba evine gider; çayın kokusu, sohbetin sükûneti, gönüllerin sıcaklığı içinde kız istenir, baba rızasını verdiğinde Fatiha-i Şerif okunurdu.
O kapıdan içeri giren söz, sadece iki kişiyi değil; iki aileyi birbirine bağlardı.
Bugün ise bu köklü gelenek, kalabalığı çok ama ruhu zayıf davet evlerine taşındı.
Kimin baba, kimin misafir olduğu bile hissedilmeden yapılan bir isteme…
Oysa baba evi, yalnızca bir mekân değildir; o evde yılların hatırası, bir babanın emekle büyüttüğü evladına dair bir sorumluluk, bir vefa vardır. Gelenek yerinden koparıldığında, tören yaşasa bile anlamı çoktan eksilmiş olur.
Nişan başka bir salonda, kına ayrı bir mekânda, düğün ise gösterişin gölgesine bırakılmış salonlarda yapılır hâle geldi.
Her adımın amacı, sosyal medyada görünmek oldu; hissedilmek değil.
Oysa Mezopotamya halkı tarihin her döneminde sadeliğin içinde büyüyen bir zarafete sahipti. Bugün o zarafetin yerini, abartının gölgesi almaya başladı.
Düğünlerde takı yarışları, yüksek bahşişlerin anonsu, salonu dolduran gösteriş…
O kadar ki; ev sahibinin ikramı, duası, gönül hoşluğu değil; takının gramı konuşuluyor. Bu da düğünün ruhunu gölgeliyor.
Ve en acısı…
Evlenmek isteyen gençler, “Bu kadar masraflı düğün yapamayız” diyerek adım atmaktan çekiniyor. Gösterişin baskısı, gençlerin cesaretini kırıyor.
Oysa bu topraklarda düğün, bir yük değildir; bir dayanışmadır.
Birlikte sevinmek, birlikte kolaylaştırmak, birlikte bereketlenmektir.
Biz modernleşelim; salonlarımız güzelleşsin, törenlerimiz düzenli olsun.
Ama bir şartla:
Geleneklerimizin ruhunu incitmeden.
Baba evinin duasını gölgeleyen hiçbir yenilik bize yakışmaz.
Salondaki ışıkların parlaklığı değil; babanın “Allah mesut etsin” diyen sesi kıymetlidir.
Unutulmasın:
Bir geleneğin susması, bir toplumun hafızasında açılan en derin boşluktur.
Hafızasını zayıflatan toplum, geleceğini sağlam kuramaz
