Halkı Sayan Yönetici, Halkın Sevgisiyle Yaşar
M. Nuri Alpaslan
Kamu adına yetki kullanan her yönetici için asıl mesele, sahip olunan yetkinin sınırları değil, o yetkinin nasıl karşılık bulduğudur. Çünkü yetki, mevzuatla verilir; ancak anlamını toplumun gözünde kazanır. Bu nedenle yönetim anlayışı, yalnızca kurallara bağlılıkla değil, aynı zamanda insanla kurulan bağ ile şekillenir.
Anayasa’nın 2’nci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi, idarenin tüm işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olmasını zorunlu kılar. Bu ilke, keyfiliğin önüne geçer ve idareye bir çerçeve çizer. Ancak bu çerçeve, tek başına yeterli değildir. Zira hukuk, sadece şekli doğruluğu değil, aynı zamanda adalet duygusunu da gözetmek zorundadır. İşte bu noktada, mevzuat ile toplumun beklentisi arasında ince bir denge ortaya çıkar.
İdari işlemler, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarıyla değerlendirilir. Bu unsurlar içinde “maksat”, yani kamu yararı, en belirleyici olanıdır. Kamu yararı ise soyut bir kavram olmaktan ziyade, toplumun ihtiyaç ve beklentileriyle somutlaşır. Bu nedenle mevzuata uygun bir işlem, eğer toplumda karşılık bulmuyorsa, eksik kalmış sayılır.
Bireyin yönetime erişimini güvence altına alan dilekçe ve bilgi edinme hakları, idarenin yalnızca karar veren değil, aynı zamanda dinleyen bir yapı olduğunu gösterir. Vatandaşın talebini dikkate almak, onu sürecin dışında bırakmamak ve alınan kararlarda bu taleplerin izini taşıyabilmek; yönetimin meşruiyetini güçlendiren en önemli unsurlar arasındadır.
Vatandaş, çoğu zaman yapılan işin teknik doğruluğundan önce, kendisine nasıl yaklaşıldığına bakar. Üslup, iletişim ve samimiyet; hukuki metinlerde yer almasa da uygulamanın en belirleyici unsurlarıdır. Kendini değerli hisseden bir toplum, eksiklikleri tolere edebilir; ancak yok sayıldığını düşünen bir toplum, en doğru uygulamaya dahi mesafe koyar.
Bu nedenle yönetmek, sadece mevzuatı uygulamak değildir. Yönetmek; dinlemek, anlamak ve toplumla aynı dili konuşabilmektir. Halkı sayan bir yönetici, aldığı her kararda bu hassasiyeti gözetir. Ve tam da bu yüzden, karşılığını yalnızca yapılan işlerde değil, insanların gönlünde bulur.
Çünkü halkın sevgisi; ne bir mevzuat maddesine yazılır ne de bir yetkiyle elde edilir. O sevgi, ancak saygıyla kurulan bir bağın doğal sonucudur.
