MERHAMETİN MAHREMİYETİ
Yardım, insanlık tarihinin en eski ve en kıymetli erdemlerinden biridir. Zorda kalan bir insana uzatılan el, yalnızca bir ihtiyacı gidermekten ibaret değildir; aynı zamanda toplumsal vicdanın, birlikte yaşama kültürünün ve insan onuruna saygının bir göstergesidir. Ancak son yıllarda giderek yaygınlaşan bir alışkanlık, bu kadim erdemin ruhunu zedeleyen bir hâl almaya başlamıştır. Yardıma muhtaç insanların fotoğraflarının çekilerek sosyal medyada paylaşılması, çoğu zaman yardımın kendisinden çok görünür olma arzusunu besleyen bir davranışa dönüşmektedir. Oysa yardım, bir insanın yoksulluğunu, çaresizliğini ya da mahremiyetini sergilemenin aracı olamaz.
Toplumsal hayatın en temel edebi, insanın onurunu korumaktır. İhtiyaç sahibinin içinde bulunduğu durumu teşhir etmek; iyi niyetle yapılmış olsa dahi, çoğu zaman o insanın haysiyetini inciten bir görüntü ortaya çıkarır. Bir insanın zor anını, yoksulluğunu ya da mahcubiyetini kalabalıkların önüne koymak, yardımın ruhuna uygun değildir. Gerçek yardım; sessiz, gösterişsiz ve karşılık beklemeden yapılan yardımdır. Çünkü yardımın değeri, kaç kişinin gördüğünde değil; bir insanın onurunu ne kadar koruyabildiğinde ortaya çıkar.
Bu mesele yalnızca kurumlarla ilgili değildir; bireylerin de aynı hassasiyeti taşıması gerekir. Yardımın kaynağı ister bir kamu kurumu olsun ister bir hayırsever birey ya da sivil toplum kuruluşu… Değişmeyen ilke şudur: İnsan onuru her şeyden önce gelir. Birlikte yaşamanın ahlakı da bunu gerektirir. Toplumlar, yardımı bir gösteriye dönüştürdüklerinde merhametin özünü zayıflatırlar; fakat yardımı mahremiyet içinde gerçekleştirdiklerinde gerçek dayanışmanın kapısını aralarlar.
Unutmamak gerekir ki yardım, bir insanın yoksulluğunu göstermek için değil; o yoksulluğu ortadan kaldırmak için yapılır. İnsan onurunu koruyan, mahremiyeti gözeten ve sessizce yapılan her yardım, toplumsal vicdanın en güçlü ifadesidir. Çünkü gerçek iyilik, alkış aramaz; iz bırakır.
M. Nuri Alpaslan
