Kendi kendine söylenmek!
Mehmet Mahsum Oral
Memleketinin yolları yıllardır çukurlu, tozlu ve dar. Araç sayısı gittikçe çoğalıyor, haliyle trafik de kilitleniyor, bu ihtiyaca rağmen herhangi bir otopark projesi yok. Araçlar yolun sağında solunda düzensiz bir şekilde park ediyor. Yeter ki bir boşluk bulsunlar. Bazıları ise mucizevi bir çözüm bulmuşçasına dörtlülerini yakıp yolun ortasında aracını durduruyor, pazardan alışverişini yapıyor, eczaneden ilacını, fırından ekmeğini alıyor. Arkasında büyük bir kuyruk oluşuyor. Ama onun umurunda değil. Çünkü dörtlülerini yakmış efendim.
Bütün sorumluluklarını yerine getirmiş. Kaldırımlar desen zaten işgal altında. Bu şartlar altında engelli bir insan dışarıya çıkması neredeyse imkansız.
Toplu taşımayla trafiği biraz rahatlatalım desen, yoksullar dışında toplu ulaşım aracına binen yok. Geri kalanlar dolmuşa binmeyi kabahat sayıyor. Çünkü hepsi “paye sahibi”. Otobüslerin hijyeni, konforu, işlevsel akışı, kimseyi yolda bırakmaması desen o da yok. Dolu kalkıp dolu gidiyor.
Bu duruma dair kendi kendine söylenmenin dışında (memleket sahipsiz) demenin dışında kimsenin somut bir tepkisi yok. Ama trafikte birbirlerine yol vermedikleri gerekçesiyle üç insanımızı bayram gününde bir şiddet olayında kaybediliyoruz. (Kendilerine Allahtan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.)
Sonra başlıyoruz sosyal medyada konuşmaya. Bu yapılan bir vahşettir diye. Ama kimsenin yaşadığı bu “vahşi ortamla” bir derdi yok. Bu şekilde yaşamayı hak edecek ne yaptık sorumuz da yok. Çünkü bu stresli ve gergin ortamdan şiddet dışında başka bir şeyin çıkması mümkün değil.
Fakat yine seçimler gelecek, adayların kahvehaneleri dolacak. Tek dertleri “koltuğa kim oturacak” meselesi olacak. Adayların fotoşoplu fotoğraflarının yanına “her şey güzel bir Kızıltepe için” sloganı yazılacak.
Adaylarına “güzel nedir” diye sorsan bundan da haberleri yok.
Sonuç olarak, birinin sana yol vermemesi kadar birilerinin senin yollarını yapmaması da önemlidir.
