AHLAKIN GERÇEK ÖLÇÜSÜ: KORKU DEĞİL, VİCDAN VE EMPATİDİR

0
Paylaş
featured

AHLAKIN GERÇEK ÖLÇÜSÜ:
KORKU DEĞİL, VİCDAN VE EMPATİDİR

Ahlak, yalnızca yasaklardan, cezalardan, korkulardan veya birilerinin koyduğu kurallardan ibaret değildir.
Ahlakın asıl anlamı, insanın karşısındaki canlının acısını hissedebilmesi, onun varlığına saygı duyabilmesi ve kimse görmediğinde de doğru olanı yapabilmesidir.

İnsan, kendisine yapılan bir haksızlığın nasıl canını yaktığını biliyorsa başkasına haksızlık etmemeyi de öğrenmelidir. Kendi acısına gösterdiği hassasiyeti başkasının acısına da gösterebilmelidir. İşte empatinin, vicdanın ve insani sorumluluğun başlangıç noktası budur.

Ahlakın temelinde önemli bir biyolojik ve duygusal gerçeklik vardır: İnsan, başkasının acısını anlayabilen, onunla duygudaşlık kurabilen bir varlıktır.
Bu yetenek yalnızca insanlarla sınırlı da değildir.
Bir hayvanın korkusunu, bir çocuğun çaresizliğini, yaşlı bir insanın yalnızlığını veya savunmasız bir canlının uğradığı eziyeti anlayabilmek de vicdanın bir göstergesidir.

Peki, insanı gerçekten ahlaklı yapan şey nedir?

Bir insan yalnızca cezalandırılmaktan korktuğu için kötülük yapmıyorsa, bu onun ahlaklı olduğunu kanıtlamaz.
Asıl mesele, kendisini denetleyen kimse olmadığında da dürüst kalabilmesidir. Cezalandırılmayacağını bildiği hâlde haksızlıktan uzak durması, çıkarına aykırı olsa bile adaleti savunması ve gücü elindeyken zayıfı ezmemesidir.

Düşünün ki hiçbir cehennem korkusu, hiçbir dünyevi ceza ve hiçbir toplumsal baskı olmasaydı; yine de bir insanın canını yakmamayı, hakkını yememeyi, emeğini sömürmemeyi ve onurunu incitmemeyi seçer miydik?

İşte gerçek ahlaki olgunluk tam da bu sorunun içinde saklıdır.

Elbette inanç, pek çok insan için ahlakın, merhametin ve sorumluluğun en güçlü kaynaklarından biridir.
Ancak ahlakı yalnızca cezalandırılma korkusuna indirgemek, insanın vicdanını, iradesini ve merhamet kapasitesini görmezden gelmektir.

Çünkü iyilik, yalnızca karşılığında ödül beklemek değildir.
Merhamet, yalnızca bir gün merhamet görme umuduyla gösterilmez.
Adalet, yalnızca başımıza bir şey gelmesinden korktuğumuz için savunulmaz.

İnsan, başkasının hakkını kendi hakkı kadar değerli gördüğü gün ahlakı gerçekten anlamaya başlar.

Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de budur.
Birbirimizin dilini, dinini, mezhebini, rengini, kimliğini ve düşüncesini sorgulamadan önce insanlığını görebilmek.

Çünkü ahlaklı olmak, sadece ibadet etmek, güzel sözler söylemek veya kendisini iyi insan olarak tanıtmak değildir. Ahlak;
Çalışanın hakkını zamanında vermek, emanete ihanet etmemek, güçsüzün yanında durmak, hayvana eziyet etmemek, kul hakkından sakınmak ve kimsenin yokluğunu fırsata çevirmemektir.

Bir insanın inancından söz etmesi kolaydır; önemli olan, o inancın davranışlarına merhamet, adalet ve dürüstlük olarak yansımasıdır.

Unutmayalım ki insanın gerçek karakteri, kendisinden güçlü olanlara nasıl davrandığında değil, kendisine muhtaç ve savunmasız olanlara nasıl davrandığında ortaya çıkar.

Ahlakın en büyük sınavı, kimsenin bizi görmediği yerde başlar.
Bir insanı kötülükten alıkoyan tek şey ceza korkusuysa henüz vicdanın gerçek anlamını keşfedememiş demektir.

İnsan olmanın en büyük erdemi; kendin için istemediğini başkasına yapmamak, kendi canının yanmasını istemediğin gibi başka bir canı da incitmemektir.

Çünkü gerçek medeniyet, insanların birbirinden korktuğu değil, birbirinin hakkına ve varlığına saygı duyduğu yerde yükselir.

Önce insan olmalı. Gerisi insanlığın ardından gelmeli.

Halim Karaalp
Kızıltepe Ekspres Haber

AHLAKIN GERÇEK ÖLÇÜSÜ: KORKU DEĞİL, VİCDAN VE EMPATİDİR

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter