Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. DERİNİN ALTINDAKİ SIR

DERİNİN ALTINDAKİ SIR

featured

DERİNİN ALTINDAKİ SIR

 

Öyle değerlerimiz vardır ki, uğruna canımızı veririz. Öyle huylarımız vardır ki, canımızdan olsak da terk etmeyiz. İnsan, mizacı ve alışkanlıklarıyla bir bütündür. Peki ama, bu bütünlük değiştirilebilir mi?
Bazı insanlar vardır; ne kadar uğraşırsanız uğraşın, onları alışkanlıklarından, karakterlerinden ve davranışlarından vazgeçiremezsiniz. Onları değiştirmeye çalışmak boşuna bir çabadır. Bu gerçek halk arasında şöyle özetlenir: “Can çıkar, huy çıkmaz.”

Bir Kürt atasözü de aynı anlamı taşır: “Tabîet bin cerm deyi, dernakeve.” Anlamı: “Tabiat (huy), derinin altındadır; dışarı çıkmaz.”

Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Bir dağın yerinden ayrıldığını işitirseniz tasdik edin. Ama bir adamın ahlakını değiştirdiğini duyarsanız o sözü tasdik etmeyin. Zira insanın yaratılışındaki huy devam eder.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 45/491) Bu hadis, insanın yaratılışında yer alan huyun kolay kolay değişmeyeceğine işaret eder.
Bu durumu mizahi bir örnekle açıklayan Nasreddin Hoca’nın şu fıkrası da oldukça anlamlıdır.

Bir gün Nasreddin Hoca, komşusunun çocuğunu azarlar. Komşusu kızar:

“– Hoca, çocuk bu, büyüyünce değişir.”

Hoca gülümser:
“– Benim eşeğim de küçüktü, hâlâ inatçı!”

Atalarımız boşuna “Köküne işlenmiş huy suyla silinmez.” dememiş. Gerçekten de öyledir. Hele bir etrafınıza bakın! Şimdiye kadar değişen kaç kişi gördünüz? Onca iyiliğinize, yardımınıza ve fedakârlığınıza rağmen vefalı kaç kişi kaldı? Nankörlükleri hâlâ devam etmiyor mu?

Bu durum sadece insanlar için geçerli değil; doğadaki diğer canlılar için de geçerlidir. Tıpkı şu meşhur kıssada olduğu gibi:

“Donmak üzere olan bir yılana acıyan bir adam, onu alıp göğsünde ısıtır. Yılan kendine gelir gelmez adamı sokar. Acı içinde kalan adam sorar:

– Sana yardım ettim; neden beni soktun?

Yılan cevap verir:
– Çünkü bu benim tabiatım.”

Bu kıssa, hayat tecrübelerimizle de örtüşür. Hakikaten bazı insanlar, yıllar geçse de hep aynı kalıyor.

İyiyse hep iyidir; kötüyse hep kötüdür; huysuzsa hep huysuz kalır.

Peki, ‘’huy’’ dediğimiz şey hakikaten hiç değişmez mi? Aslında huylar ikiye ayrılır. Birincisi, doğuştan gelen ve genetik temelli bir yapı olan mizaçtır. Değişmesi oldukça zordur.

Kimi insan sinirli doğar, kimi sakin. Bazısı acelecidir, bazısı ise sabırlıdır.

Bu özellikler genellikle çocuklukta ortaya çıkar ve pek değişmez. Yani bunlar insanın “hamuru” gibidir. Ne kadar yoğurursanız yoğurun, mayası değişmez.

İkincisi ise sonradan edinilen huylar olan alışkanlıklardır. Bunlar çevreden öğrenilen, zamanla edinilen davranış biçimleridir. Eğitim, tecrübe, nasihat ve irade ile değiştirilebilir. Yani insan sonradan edinilen bu huyların yönünü isteyerek ve bu uğurda çaba göstererek değiştirebilir.

Bu konuda İbn Sînâ’nın şu sözü yol göstericidir: “İnsanın tabiatı değişmez ama yönü değiştirilebilir.”

Bu söz, hem yaratılışın sabitliğini hem de insan iradesinin dönüştürücü gücünü aynı anda ifade eder. Bazı ayetler de yaratılıştaki yapının sabitliğine işaret eder:

“Allah’ın yaratışında değişme yoktur.” (Rum, 30/30), “Rabbimiz her şeye hilkatini, varoluş şeklini ve özelliğini veren, sonra da doğru yolu gösterendir.” (Taha, 20/50)

Bir bilge, öğrencisine der ki: “Demiri altın yapamazsın ama paslanmaktan koruyabilirsin.”

Yani huyun kökten değişmesi zordur; ancak onun yönü ve etkisi eğitimle dönüştürülebilir.

Dinimiz, kötü huyların yok edilmesini değil; terbiye edilmesini emreder. Çünkü terbiye etmek ayrıdır, yok etmek ayrı. Özelliği ve yönü, iyi bir eğitim ve nasihat sayesinde değiştirilebilir. Örneğin, nefsi için öfkelenen kişi, artık Allah için öfkelenebilir. Sert ve katı kişiler, merhametli ve adaletli olabilir.

Mücadeleci bireyler, bunu Allah’ın rızası için kullanmaya başlayabilir.

Kötü huy yoktur; huyun kötü yönde kullanımı vardır. Mesela, inat duygusu aslı itibarıyla kötü değildir.

Bu duygu, dünya işlerine sarf edildiğinde zararlıdır. Ancak ibadet, sabır ve ahlaki azim yolunda kullanıldığında faydalıdır.

Sertlik de öyledir. Hz. Ömer (r.a.), İslamiyet öncesi döneminde sert ve kararlı mizacıyla tanınırken, Müslüman olduktan sonra bu yönünü adaletin tesisi için kullandı.

Onun öfkesinden hakkı koruma; kararlılığından ise Allah için bir adalet mücadelesi doğdu.

Şehvet de (bedeni arzular) kötü değildir. Kötü olan, onu kontrolsüz ve meşru olmayan şekilde yaşamaktır. Meşru ve kontrollü kullanımı ise faydalıdır, hatta gereklidir.

Dostlar! İnsanın doğuştan gelen huyları belki değişmez; ama yönü, amacı ve etkisi değiştirilebilir.
Yeter ki insan istesin, gayret etsin ve eğitime açık olsun.

Şahıslar kötüye yönelen eğilimlerini ıslah etmeli ve bu eğilimleri hayra yönlendirmelidir.

Toplumun huzuru için bireylerin mizacına saygı gösterilmeli; ancak alışkanlıklar, aile, okul, medya ve din gibi kurumlar aracılığıyla doğruya yönlendirilmelidir.

Sahi! Alışkanlıklarınızı hayra yönlendiriyor musunuz?

 

Kemal Kahraman

DERİNİN ALTINDAKİ SIR
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.