Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. Eleştiri Ahlakı

Eleştiri Ahlakı

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Eleştiri Ahlakı

Kemal Kahraman

İnsanların olgunlaşması, toplumların gelişmesi ve hakikatin görünür hâle gelmesi için eleştiri, vazgeçilmez bir olgudur. Eleştiri, bir insanın, bir eserin, bir düşüncenin ya da bir kurumun doğru ve yanlış yönlerini, bilgiye dayalı ve gerekçeli bir biçimde ortaya koyan bir fikir beyanıdır. Ancak eleştiriyi değerli kılan yalnızca ne söylendiği değil, aynı zamanda nasıl söylendiğidir.

Dinî bir perspektiften bakıldığında, eleştiri ahlakı nezaket, adalet, ölçü ve niyet temizliği üzerine inşa edilir. Eleştiri, akıl ile vicdan arasında kurulan hassas bir dengedir. Bu denge kaybolduğunda ise söz, ıslah etmez; yıkar, incitir ve yaralar. İçinde yaşadığımız çağda eleştiri, çoğu zaman hakikati aramanın değil, haklı çıkmanın aracı hâline gelmiştir. Oysa dinî bakış açısına göre eleştiri, ne susturulması gereken bir itiraz ne de sınırsız bir serbestliktir. Eleştiri, edep ile yapılır ve amacının fark ettirmek olması gerekir.

Yenilikçi ve üretken bir düşünce ortamı, eleştiri kültürünü zorunlu kılar. Tenkidin olmadığı yerde yenilikten, gelişmeden ve sağlıklı rekabetten söz edilemez. Ancak her eleştiri bu işlevi yerine getirmez. Bilgi ve belgeye dayanmayan, öfke ve duygu merkezli eleştiriler yapıcı olmaktan uzaktır; tartışmayı sertleştirir, kırılmalar yaratır.
Eleştiri kültürü, ailede başlar ve eğitim kurumlarında derinleşir. Özellikle üniversiteler, eleştirinin bilgelikle birleştiği mekânlar olmalıdır. Çünkü eleştiri yalnızca bir itiraz değil, aynı zamanda düşünceyi ilerleten bir araçtır.

İslam ahlakında söz, emanet kabul edilir. Peygamber Efendimizin “Ya hayır söyle ya sus” hadisi, eleştiriyi yasaklamaz; ona ölçü kazandırır. Buradaki “hayır”, adalet ve ıslah niyetiyle söylenen sözdür. Bir yanlışı dile getirmek hayırdır; ancak bunu yaparken başka bir yanlışı üretmek, sözü hayır olmaktan çıkarır.

Eleştiri, kişiye değil, yapılan işe yönelik olmalıdır; çünkü insanın onuru ve haysiyeti dokunulmazdır. Şahsiyete yönelik eleştiriler çoğu zaman dedikoduya, suçlamaya ve dışlamaya dönüşür; bu tür yaklaşımların eleştiri kültürümüzde yeri yoktur.

Eleştiri ahlakının ilk şartı niyettir. “Ben bunu niçin söylüyorum?” sorusu, tenkidin mihenk taşını oluşturur. Islah için mi, ifşa için mi? Düzeltmek için mi, küçük düşürmek için mi? Peygamber ahlakında eleştiri, kişinin arkasından değil, yüzüne karşı ve onurunu koruyarak yapılır.

Eleştirinin en zor ama en değerli olanı, insanın önce kendine yönelttiği eleştiridir. Kendi kusuruyla yüzleşmeyen bir dil, başkasını ıslah edemez. Eleştiri, nefis muhasebesine dönüşmediğinde, üstünlük duygusunun aracına dönüşür.

İkinci şart dengedir. Bir hatayı, o hatayı aşan bir dille anlatmak adaleti zedeler. Kur’an’da, “Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin” buyurularak bu hassas ölçüye dikkat çekilir. Eleştirinin en zor imtihanı, sevmediğimize karşı bile adil kalabilmektir.

Üçüncü şart dildir. Din, sözü inceltir; çünkü kaba söz, doğru bile olsa kalbe ulaşmaz. “Sen böylesin” diyen dil kapı kapatır; “Böylesi daha doğru olmaz mı?” diyen dil ise kapıyı aralar. Her doğruyu her ortamda söylemek doğru değildir. Fayda üretmeyecekse veya zararı defetmeyecekse susmak, bazen en doğru tutumdur.
Eleştiride adalet, yalnızca olumsuzlukları değil, olumlu yönleri de görmeyi gerektirir. Hz. Ali’nin ifadesiyle, “Bir insanın iyiliğini görmeyen, kötülüğünü de adaletle tartamaz.”

Günümüzün hızlı iletişim ortamında, özellikle sosyal medyada eleştiri sıklıkla linç kültürüne dönüşmektedir. İnsanlar hatayı düzeltmekten çok, karşıdakini susturmaya, utandırmaya ve dışlamaya yönelmektedir. Oysa İslam ahlakı, hatayı yok ederek değil, düzelterek ortadan kaldırmayı öğütler. Peygamber Efendimiz, hatayı genelleştirerek düzeltir; kişiyi ifşa etmezdi.

Eleştiri, dilin terazisidir. Niyet kefesi ağır basarsa, söz adalet üretir; kin ve öfke kefesi ağır basarsa, zulme dönüşür. Bu sebeple eleştiri, dilin değil, kalbin terazisinde tartılmalıdır. Eleştirinin gerçek değeri, söylenen sözde değil; o söz söylenirken taşınan ahlakta gizlidir.

Eleştiri, yalnızca bir ifade özgürlüğü değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur. Bugün biz, eleştirirken hangi teraziyi kullanıyoruz?

Bir Hikaye

Her okuduğumda veya dinlediğimde beni derinden etkileyen bir hikâye var. Sizlerle paylaşmak istiyorum:

Hindistan’da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes ona “Ranga Çeleri” yani “Renklerin Ustası” dermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi, eğitimini tamamlamış ve son resmini Ranga Guru’ya götürmüş. Guru, “Sen artık ressam sayılırsın, Raciçi. Resmini halk değerlendirecek” diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Yanına kırmızı bir kalem ve halkın beğenmediklerini işaretleyeceği bir yazı eklemiş.

Birkaç gün sonra Raciçi, resmi tekrar inceleyince, resmin kırmızı çarpılarla dolduğunu görmüş. Üzülmüş, fakat Ranga Guru ona moral vermiş ve yeni bir resim yapmasını istemiş. Bu kez yanına bir palet ve fırçalar koymuş, halktan beğenmediklerini düzeltmelerini rica etmiş. Sonuç: Resme hiç dokunulmamış.

Ranga Guru açıklamış: “İlk durumda insanlara fırsat verildiğinde acımasız olabileceklerini gördün. İkinci durumda ise onlara, yapıcı olmaları için fırsat verdin; fakat kimse, bilmediği bir şeyi düzeltmeye cesaret edemedi. Raciçi, mesleğinde sadece usta olman yetmez; aynı zamanda bilge de olmalısın. Emeğinin kıymetini bilmeyenlere sunma ve yeterli bilgiye sahip olmayanla tartışma.”

Günlük hayatta da öfkeyle eleştiren, fakat yapıcı bir öneri sunmayan sesler, bizi yolumuzdan alıkoymamalıdır.

Unutulmamalıdır ki eleştiri bir silah değil; yol gösteren bir rehber olabildiğinde kıymetlidir. Bunun için bilgi, adalet, merhamet ve hikmet gerekir.

 

Eleştiri Ahlakı
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.