Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. Kirlenen Dünya Değil, Bakışlarımızdır

Kirlenen Dünya Değil, Bakışlarımızdır

featured

Kirlenen Dünya Değil, Bakışlarımızdır

 

Kemal Kahraman

 

“Penceresi çamurlu olana, dünyanın bütün çiçekleri kirli görünür.” — Mevlânâ

İnsan çoğu zaman dışarıya baktığını zanneder; oysa baktığı, kendi iç dünyasının yansımasıdır. Her insanın dünyaya açılan bir penceresi vardır. Bu pencere berraksa manzara aydınlıktır; kirliyse dünya bulanık görünür. En güzel çiçekler çamurlu, en masum yüzler kusurlu algılanır. Çünkü insan, dış dünyayı olduğu gibi değil; olduğu hâliyle görür.

İçimizde biriken korkular, kaygılar, kırgınlıklar ve önyargılar zamanla bu camı kirletir. Yanlış inançlar, sorgulanmadan kabul edilen düşünceler ve bastırılmış duygular birikir; fark etmeden bakışımızı bozar. Cam kirlendikçe düşünce bulanıklaşır; düşünce bulanıklaştıkça hayatın sunduğu güzellikler görünmez olur. Said Nursî’nin,
“Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır” sözü, bu hakikati hatırlatır. Görmek yalnızca gözle değil; kalple ilgilidir.

İnsan çoğu zaman çözümü dışarıda arar. Şartları, insanları, çevreyi değiştirmeye çalışır. Oysa kirli bir bakış temizlenmeden hiçbir değişim kalıcı olmaz. Dünya değişmez; değişen bakıştır. Bu yüzden insan, önce içeriye dönüp kendi penceresini silmelidir. Cam temizlenince manzara kendiliğinden güzelleşir.

Kir yalnızca bedende ya da eşyada değildir. Kirlenme, insanın maruz kaldığı ve zamanla alıştığı her şeyle ilgilidir. Çevre kirliliği bunun en görünür hâlidir. İnsan kendisine emanet edilen yeryüzünü hoyratça kullanır; ormanları yok eder, suları kirletir, havayı zehirler. Sonra da bozulmuş bir çevrede yaşamaktan şikâyet eder. Kur’an bu durumu asırlar öncesinden haber verir: “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.” (Rûm, 30/41)

Atıkların gelişigüzel bırakılması, havanın, suyun ve toprağın kirletilmesi yalnızca doğaya değil insana da zarar verir. Kirlenen bir su başkasının hakkıdır; zehirlenen hava gelecek nesillerin. Bu yönüyle çevre kirliliği yalnızca teknik bir sorun değil, aynı zamanda ahlaki ve imani bir meseledir. Resûlullah (s.a.s.)’in, “Kıyamet gününde haklar mutlaka sahiplerine verilecektir” (Müslim) uyarısı, bu sorumluluğun ağırlığını hatırlatır.

Ancak asıl tehlike, fark edilmesi zor olan kirlenmelerdir. İnsan yalnızca çevresini değil; zihnini, kalbini ve inancını da kirletebilir. İnanç kirliliği, hak ile batılın birbirine karışmasıyla başlar. Hurafeler, yanlış dinî yorumlar ve çıkar amaçlı yönlendirmeler iman berraklığını gölgeler. Kur’an’ın,
“Hakkı batılla karıştırmayın” (Bakara, 2/42)
uyarısı, bu sinsi kirlenmeye karşı güçlü bir ikazdır.

Bilgi kirliliği çağımızın en yaygın hastalıklarından biridir. Doğruluğu teyit edilmemiş, bağlamından koparılmış ya da kasıtlı olarak çarpıtılmış bilgiler hızla yayılır. İnsan her duyduğunu doğru zannettikçe zihni yorulur, kalbi bulanır. Kur’an’ın,
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme” (İsrâ, 17/36)
buyruğu, bilginin de bir emanet olduğunu hatırlatır.

Bütün bu kirlenmelerin merkezinde kalp vardır. Kalp kirlenince vicdan körelir, sorumluluk duygusu zayıflar. İmam Gazâlî’nin dediği gibi:
“Kalp kirlenirse, göz hakikati göremez.”
Kalbi kararan insan, temiz bir çevrede bile huzursuzdur.

Kalpte başlayan kirlenme en hızlı dilde kendini gösterir. Çünkü dil, kalbin tercümanıdır. Yalan, gıybet, kırıcı ve hoyrat sözler kirli bir kalbin sesidir. Bazen tek bir söz, yıllarca silinmeyen yaralar açar. Resûlullah (s.a.s.) bu tehlikeye şöyle dikkat çeker:
“Kul, düşünmeden söylediği bir sözle cehennemin en uzak yerine düşer.” (Buhârî)

El ise kalbin niyetini fiile dönüştürür. Haksızlığa uzanan, zulme değen bir el; ne kadar yıkanırsa yıkansın manen temiz değildir. Temizlik önce niyetle başlar. Kalp kirliyse el de kirlenir; el kirlendikçe kötülük sıradanlaşır.

Beden de ruhun evidir. Bu ev ihmal edildiğinde hem insan hem çevre zarar görür. Haramla beslenen, ölçüsüz tüketen ve israf eden bir beden; manevî bir yorgunluğun sessiz işaretidir.

Dünyadaki milyonlarca canlı türü arasında yalnızca insan, içtiği suyu ve soluduğu havayı bilinçli şekilde kirletebilen varlıktır. Oysa insan yeryüzünün sahibi değil, emanetçisidir. Kestiğimiz her ağaç, kirlettiğimiz her nehir; susturulmuş bir tesbihtir aslında.

Yine de umut vardır. Çünkü insan, kirlettiği gibi temizleyebilen tek varlıktır. Kalp temizlenirse bakış değişir; bakış değişirse davranışlar güzelleşir. İç dünya arındıkça çevre de onarılır. İnsan kendisiyle barıştıkça dünya ile de barışır.

Temizlik önce bilinçle başlar:
Zihni hakikatle, kalbi sorumlulukla, dili nezaketle, eli adaletle temizlemekle…
Çevreye sahip çıkmakla, israftan kaçınmakla, emanete riayet etmekle…

O hâlde önce kalbimizin, zihnimizin ve dilimizin penceresini silelim. Çünkü dünya, baktığımız pencere kadar berrak; kalplerimizin duruluğu kadar güzeldir.

 

Kirlenen Dünya Değil, Bakışlarımızdır
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.