Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. Kalbin Dili: Dua

Kalbin Dili: Dua

featured

Kalbin Dili: Dua

Kemal Kahraman

İnsan bazen susar… Çünkü kelimeler kifayetsiz kalır. İşte o anlarda kalp dile gelir. Kalbin dili duadır. Dua, sözün bittiği yerde kalbin Allah ile konuşmasıdır. İnsanın gücünün yettiği yere kadar çabaladıktan sonra, sınırlarını fark edip sınırsız olan kudretin kapısını çalmasıdır. Çaresizliğin en duru itirafı, umudun en içten ve en güçlü sesidir.

Kur’an, bu gerçeği sade ama sarsıcı bir şekilde hatırlatır:

“Bana dua edin ki size karşılık vereyim.” (Mü’min, 40/60)

Ne büyük bir davet… Kapı ardına kadar açık, bekleyen var.

Peki, siz bugün ardına kadar açık olan Rabbinizin kapısını çaldınız mı?

Dua yalnızca istemek değildir; bazen “Allah’ım, hakkımda hayırlısını nasip et” diyerek yapılan bir teslimiyettir. İnsan, inanmadığı bir kapıya yönelmez. Peygamberimiz (s.a.s.) “Dua, ibadetin özüdür.” (Tirmizî, Deavât, 1) buyurarak bu hakikati hatırlatır.

İbn Arabi duayı “kulun hakikatiyle Allah’a yönelmesi” olarak tanımlar. Bu ifade, duanın yalnızca dilin değil, insanın bütün varlığının Allah’a yönelişi olduğunu gösterir.
Dua, yalnızca darlık zamanlarının dili değildir. İnsan çoğu zaman sıkıntıda Rabbine yönelir, ferahlıkta ise unutmaya meyleder. Oysa nimet anında yapılan dua, şükrü canlı tutar. Bollukta edilen dua, nimetin sahibini hatırlatan bir edep ve bilinçtir. Kur’an bu durumu şöyle dile getirir:
“İnsan başına bir sıkıntı gelince Bize dua eder; sonra ona bir nimet verdiğimizde ise ‘Bu bana bilgim sayesinde verildi’ der.” (Zümer, 39/49)

Bazen “Dua ediyorum ama kabul olmuyor” diye yakınırız. Resûlullah (s.a.s.), “Dua ettim de duam kabul olunmadı” deyip acele etmeyenin duası karşılık bulur (Ebû Dâvûd, Vitr, 23) buyurur. Ancak Efendimiz (s.a.s.), haramla beslenen ve giyinen bir bedenin duasının göğe ulaşamayacağını da hatırlatır (Müslim, Zekât, 65). Dua yalnızca dudaklardan değil; helal lokmadan, temiz bir hayattan ve selim bir kalpten yükselir. Kul hakkını gözetmek ve helalleşmek, duayı makbul kılar.

Mevlânâ der ki:
“Dua, kulun Rabbine yazdığı mektuptur. O mektuplar hiçbir zaman cevapsız kalmaz; ya istediğin verilir, ya daha hayırlısı, ya da senden bir kötülük uzaklaştırılır.”

Dua, yalnızca söz değil; aynı zamanda bir adap ve usul meselesidir. Hamd ile başlar, Peygamber’e salavat getirilir ve içten yapılır. En makbul dua, insanların değil, Allah’ın işittiği duadır:

“Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin.” (A’râf, 7/55)
Hz. Ali (k.v.) bu hakikati şöyle özetler:
“İnsanların en âcizi, dua etmekten aciz olandır.”

Dua eden insan, kalbini Rabbine açar; değerli ve güçlü olur. Allah bize şah damarımızdan daha yakın olduğu için (Kaf, 50/16), dua ederken yüksek seslere ya da süslü sözlere gerek yoktur. İhlas yeterlidir.

Kur’an’daki peygamber duaları, duanın nasıl ve ne zaman yapılacağını gösterir. Hz. Yunus’un duası, hatayı kabullenip Allah’a yönelmenin ifadesidir. Hz. İbrahim’in duası, kulluğun sürekliliğini ve nesiller boyu süren sorumluluğu hatırlatır. Hz. Musa’nın duası ise sözün ve görevin ağırlığını taşır.

Müslüman hayatı dua ile kuşatır. Güne dua ile başlar, işe besmeleyle koyulur, yolculuğa dua ile çıkar. Sofraya dua ile oturur; çocuklar dua ile büyür, ölüler dualarla uğurlanır ve dualarla anılır. Annelerin evlatları için ettiği dualar, sevginin en saf ifadesidir. Evde edilen samimi niyaz, o eve huzur, geleceğe bereket katar.

Dua, yalnızca manevi değil; insan ruhu üzerinde derin etkiler bırakan bir sığınaktır. Zorluklar değişmese bile insan değişir: Daha dayanıklı, daha sabırlı hâle gelir. Modern bilim de bu yönelişi bütünüyle yok saymaz; yapılan araştırmalar, dua ve benzeri manevi pratiklerin dinginlik hissini artırdığını, kaygıyı azalttığını ve kalp ritmini dengelediğini ortaya koyar. Dua, yalnızca ruhu değil, zihni de sakinleştirir.

Dua kimi zaman secdede bir teşekkür, kimi zaman gecenin sessizliğinde bir yakarış, kimi zaman da belalardan korunma vesilesidir. Şükür duası sahip olduklarımıza minnettir; istiğfar duası hatalardan arınma yoludur; niyaz duası kalpten gelen arzuların Rabb’e sunuluşudur. Her biri kalbin farklı bir yönüne dokunur ve ruhu besler.

Kur’an bu gerçeği bir soruyla önümüze koyar:
“De ki: Duanız olmasaydı Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 25/77)
Bizim değerimiz, kapısını çaldığımız Rab ile kurduğumuz bağ kadardır. Hayat, dua ile anlam kazanır; dua ile kalp huzur bulur.

Duasız bir hayat, Allah katında eksik kalır. İnsan dua ettikçe yalnız olmadığını hisseder, yükü hafifler.

Bu yazıyı, gönlümden dökülen şu duayla tamamlamak istiyorum:
“Allah’ım, bizi duasız bırakma. Kabul olunmayan duadan sana sığınırız.”

 

Kalbin Dili: Dua
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.