İçime Yağan Kar
Kemal Kahraman
29 Aralık 2025 – Diyarbakır, Doğu Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi pencereden bakıyorum; kar yağıyor. Babam Ş. Ali üç gündür hastalıkla mücadele ediyor. Yanında ben ve kardeşim Abidin… Hastanenin soğuk odasında beklemek, insana en çok sabrı, sessizliği ve çaresizliği öğretiyor. “Dünyanın en zor ve soğuk yerleri hastane ve hapishanedir” derlerdi. Doğrusu bu kadarını hiç tahmin etmemiştim.
Bazı bekleyişlerin vakti bellidir. Ama bazıları yaz ortasında yağan kar gibi ansızın gelir; hazırlıksız yakalar, içten üşütür ve yüreğin tam ortasına oturur. Hazırlık ne mümkün… Karın soğuğu kadar sessiz bir o kadar da yıkıcı bir ağırlık taşır.
Eğer Dr. Fethullah Kayan olmasaydı, belki gözlerim bu karın güzelliğini fark edemezdi. Sabırsızdım. Duygularım birbirine çarpıyor, içimde fırtınalar kopuyordu. Oysa gökyüzü sabırlıydı. Kar taneleri birbirine çarpmadan, yumuşak ve sessizce düşüyordu.
Görülmeye değer bir sakinlik… Ama düştüğü yerde hayatı yavaşlatıyor, insanı fark ettirmeden kendi içine çekiyordu.
Kar, yeryüzünün bütün çamurunu, kirini ve çöplerini örter ama onları yok etmez. Her şey yerli yerinde durur, sadece görünmez olur. Bu hâliyle bana en sade şekilde insan olmayı hatırlatır.
Belki de bu yüzden karın soğuğu dışarıya değil, insanın içine yağdığında üşütür. Her kar tanesi birbirinden farklıdır, tıpkı Allah’ın bizi ayrı ve benzersiz yaratması gibi (Teğabün, 3).
Kar, kusurları saklar; ne teşhir eder ne de yok sayar. Herkesin üzerine eşit düşer. Onun bu örtücülüğü bana bir başka hakikati daha fısıldar: İnsanların kusurlarını örtmek… Belki de adalet, örtmeyi bilmektir
Nitekim Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: “Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.” (Müslim)
30 Aralık – Ameliyathane Önü
Op. Dr. Süleyman Bey ve ekibi babamı muayene için içeri alıyor. Kapı kapanıyor. Bekleyiş yeniden başlıyor.
Ameliyat… O an içime bir yumru sıkışıyor; ne aşağı iniyor ne de dışarı çıkıyor. Etraftakilerden gizleyerek içime akıttığım gözyaşlarım, korkum ve endişemle birlikte içimde buz tutuyor.
Hastanenin içi sıcak ama ellerim soğuktan titriyor; korku ve endişe bu titremeye karışıyor. “Ya kötü bir şey olursa…” diye mırıldanıyorum kendi kendime. Endişe içimde sessiz bir gölge gibi dolaşıyor; korku üzerime çöküyor. Derin bir nefes alıp, kar taneleri kadar kırılgan umutlarımı kalbimde tutmaya çalışıyorum. Gece bitmek bilmiyor.
O an, Sabit’in o ölümsüz dizeleri kulaklarımda çınlıyor:
“Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir,
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat.”
Ameliyathane kapısında beklerken nefesim, sanki göğsümde bir taş taşıyormuşum gibi kesiliyor. Kalbim hızla çarpıyor; her atışıyla içimdeki yumru daha da ağırlaşıyor.
Dakikalar saat gibi uzuyor, bekleyiş içimi daha da üşütüyor.
Kalabalığın ortasında yalnızlığın en keskin hâlini yaşıyorum. Ama kardeşimle göz göze geliyoruz; kelimesiz bir dayanışma doğuyor. Acıyı bölüşmek, yükü hafifletiyor. O sırada eş, dost ve akrabalardan gelen telefonlar, dualar, umut ve sabır telkin eden sözler içimizi biraz olsun ısıtıyor. Babamın hem kıymetli bir dostu hem de güvenilir doktoru olan Dr. Süleyman Gökdemir Bey, bu zorlu süreçte bir an bile yanımızdan ayrılmadı. Her telefon görüşmesi, sadece tıbbi bir rehberlik değil; aynı zamanda kalbimize umut tohumları eken, içimizi ısıtan bir destek oldu.
Teslimiyet, içimdeki fırtınayı dindiriyor. O an, Kur’ân’daki şu ilahi teminat kalbimde yankılanıyor: “Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153) Artık elimden bir şey gelmiyor; Şafi olan Rabbime bırakıyorum. Zira bilirim ki, şifayı veren de alan da yalnızca O’dur (Şuarâ, 80). Kalbim, “Sen dilediğin gibi hükmedersin” diyerek huzur ve sükûnet buluyor.
O an anlıyorum: İçime kar yağıyor. Kar; hem soğuk hem örtücü, hem ürpertici hem de umut verici… İçime düşen her tanesiyle acıyı, sabrı ve teslimiyeti birlikte taşıyor.
31 Aralık – Yeni Yılın Eşiğinde
Dışarıda hâlâ kar yağıyor. Doktorlar kontrole geliyor: “Hastamız iyi,” diyorlar. Altı gündür bir damla su içemeyen babama, artık yarım bardak su verebileceğiz. Dün gece dakikalar saat gibi uzamıştı; bugün zaman hızla akıyor. İçime güneş doğuyor, çiçekler açıyor. İçime akıttığım sevinç gözyaşları, içimde açan çiçekleri suluyor; umut daha da büyüyor.
Minnet ve şükran kalbimi dolduruyor. Doktorların gayreti, hemşirelerin sabrı, eş dost ve akrabaların duaları birleşiyor. Derdin sahibi, dermanı gönderiyor. Sözlü dualarımız, Dr. Süleyman Bey ve ekibinin fiilî dualarıyla kabul edilmiş. Zaten O değil miydi: “Bana dua edin, size icabet edeyim” buyuran… Çaresiz bırakmadı ve derman aratmadı; bin şükür.
Babam hastane odasında uyurken, kar dışarıda usulca yağmaya devam ediyor. Yeni bir yıla girerken anlıyorum ki; her acının üstüne yağan bir sabır vardır, her bekleyişin içinde bir umut ve gizli bir dua…
Ve insan, karı sadece pencereden izlemekle yetinmez; kar gibi sabırlı olmayı, temiz kalmayı, umudu taşımayı ve bazen içine yağanı temizlemeyi de öğrenir.
Bir Borç
Bu satırlar, yaşananların ardından kalbimde kalan bir teşekkürden ibaret değil; bir borcun ifadesidir.
Zor zamanlarda insan, sadece tıbbi bilgiye değil; anlayışa, sabra, umuda ve samimiyete de muhtaç oluyor. Bu süreçte sadece tedaviyle değil, emekleriyle kalbimize sabır; ilgileriyle yüreğimize huzur ve samimiyetleriyle içimize umut aşılayan doktorlarımızın varlığı, bu zor günlerde bizim için büyük bir nimetti.
Bu vesileyle, her daim yanımızda olarak bizlere güç ve destek veren; başta Kardiyolog Op. Dr. Fethullah Kayan Bey’e, Genel Cerrah Op. Dr. Süleyman Öden Bey’e ve kıymetli ekiplerine gönülden teşekkür ederim. Rabbim emeklerini zayi etmesin, şifaya vesile olan ellerini daim eylesin.
Sahi! İçinize hiç kar yağdı mı?
Tebrik
Sağlık, sıhhat içerisinde; huzurlu, bereketli ve hayırlı bir yıl diliyorum.
