Mehmet Nuri Alpaslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. HERKES KAÇARKEN ONLAR KOŞAR

HERKES KAÇARKEN ONLAR KOŞAR

featured
0
Paylaş

HERKES KAÇARKEN ONLAR KOŞAR

25 Eylül – 1 Ekim İtfaiye Haftası

Bazı meslekler vardır; çalışma saatleriyle, maaşıyla, makamıyla veya yetkisiyle anlatılabilir. Bazı meslekler de vardır ki bunların hiçbiri onu tarif etmeye yetmez. İtfaiyecilik de böyledir. Asırlar geçti, nesiller değişti, şehirler büyüdü, ahşap yapıların yerini yüksek binalar, küçük imalathanelerin yerini büyük fabrikalar aldı; eski tulumbaların yerini teknolojiyle donatılmış araçlar, merdivenler ve kurtarma ekipmanları aldı. Fakat değişmeyen bir gerçek hep varlığını korudu: İnsan dara düştüğünde, ateş yükseldiğinde, bir can tehlikeye girdiğinde yardımına koşanların başında itfaiyeciler geldi.

İtfaiye yalnızca yangın söndüren bir teşkilat değildir. Bazen küçücük bir çukurdan gelen kedi yavrusunun sesine yetişmek, bazen bir ağacın dalında mahsur kalan canlıyı indirmek, bazen sel sularının ortasında yardım bekleyen insanlara ulaşmak, bazen de alevlerin sardığı bir evde mahsur kalan çocuğu kurtarmak için herkes dışarıya kaçarken içeriye girmektir. Belki de itfaiyeciliğin bütün anlamı burada saklıdır: İnsan tabiatı tehlikeden uzaklaşmayı emrederken itfaiyecinin vicdanı ve görevi onu tehlikenin üzerine yürütür. Çünkü o kapının arkasında, o dumanın içerisinde veya o enkazın altında kurtarılmayı bekleyen bir can olduğunu bilir.

Bir trafik kazasını düşünelim. Araç artık araç olmaktan çıkmış, demir yığınına dönüşmüş; içeride sıkışmış bir anne, kendi acısını unutmuş çocuklarını soruyor. Bir başka araçta direksiyonun arkasında sıkışan baba, güçlükle nefes alırken dudaklarından “Çocuklarım nasıl?” sözleri dökülüyor. İşte o anda olay yerine ulaşan itfaiyecinin omuzlarında yalnızca üniforması ve kullandığı kurtarma cihazları yoktur; bir annenin umudu, bir babanın duası, bir çocuğun geleceği vardır. Hidrolik makas demiri keserken aslında zamanla yarışılmaktadır. Dakikaların, hatta saniyelerin insan hayatını belirlediği o anlarda itfaiyeci kendi korkusunu bir kenara bırakıp hiç tanımadığı bir insanı hayata döndürmenin mücadelesini verir.

Biz çoğu zaman onları yalnızca siren sesleriyle fark ederiz. Trafikte yol veririz, kırmızı araç yanımızdan hızla geçer ve birkaç dakika sonra kendi hayatımıza devam ederiz. Oysa o sirenin nereye yetişmeye çalıştığını çoğu zaman bilmeyiz. Belki bir ev yanıyordur, belki bir fabrikada işçiler mahsur kalmıştır, belki bir çiftçinin aylarca emek verdiği ekinleri alevlere teslim olmuştur, belki bir ormanda yalnız ağaçlar değil kuşların yuvaları ve nice canlının yaşam alanı yanmaktadır. Belki de bir evin önünde çaresizlik içinde bekleyen bir anne, “Evladım içeride” diye feryat etmektedir. Siren sesinin içerisinde işte bütün bu ihtimallere yetişmeye çalışan insanların telaşı vardır.

İtfaiyecinin önünde her zaman hesaplanabilir bir tehlike de bulunmaz. Girdiği binanın ne zaman çökeceğini, içerideki tüpün veya yakıt deposunun ne zaman patlayacağını, soluduğu dumanın kendisine ne kadar zarar vereceğini her zaman bilemez. Buna rağmen ilerlemek zorundadır. Çünkü herkesin dışarı çıkmaya çalıştığı bir yerde birilerinin de içeride kalanları araması gerekir. Bu yüzden itfaiyecilik yalnızca bedensel güç veya mesleki eğitim değil; soğukkanlılık, cesaret, vicdan, fedakârlık ve insan hayatına büyük bir saygı ister.

Bir de bu mesleğin çoğumuzun görmediği tarafı vardır. Gecenin ortasında çalan alarm, yarım bırakılan yemek, ailesiyle geçirilecek bir bayram gününde tutulan nöbet, kışın ayazında suyun içinde, yazın kavurucu sıcağında alevlerin karşısında geçirilen saatler… Yangın söner, kalabalık dağılır, insanlar evlerine döner; fakat itfaiyecinin gözlerinin önünden gördüğü her manzara hemen silinmez. Kurtardığı bir çocuğun yüzü de, yetişemediği bir canın acısı da onunla birlikte görev yerine, bazen de evine kadar gider. Üniformanın içerisinde bizim gibi sevinen, üzülen, yorulan, ailesi tarafından yolu gözlenen bir insan olduğunu çoğu zaman sirenler sustuktan sonra düşünürüz.

İşte bu nedenle 25 Eylül–1 Ekim İtfaiye Haftası yalnızca takvimde belirlenmiş günlerden ibaret görülmemelidir. Bu hafta, ateşe su tutan ellerin arkasındaki insanı hatırlama zamanıdır. Çünkü itfaiyeci yalnızca yanan bir binayı kurtarmaz; bir çocuğun yarınını, bir annenin evladını, bir babanın ailesine dönüşünü, bir çiftçinin alın terini, bir işçinin ekmek kapısını, bir ağacı, bir ormanı, bir hayvanı, bir yuvayı ve yıllarca emek verilerek meydana getirilmiş nice değeri kurtarmaya çalışır. Kısacası hayatın bulunduğu her yerde, hayat tehlikeye düştüğünde onların görevi başlar.

Asırlar geçti, daha nice asırlar geçecek. Şehirler değişecek, araçlar gelişecek, teknoloji bugün hayal edemediğimiz imkânları insanlığın hizmetine sunacak. Ancak insan var oldukça yangın da olacak, afet de, kaza da… Bir yerlerden yine “Yardım edin!” sesi yükselecek ve o sese doğru koşan insanlar bulunacak. Biz o insanlara itfaiyeci diyoruz. Belki de onları yalnızca yılda bir hafta hatırlamak bu yüzden yeterli değildir. Çünkü bazı insanlar mesleklerini yaparak hayatlarını kazanırken, bazı insanlar başkalarının hayatını kurtarabilmek için gerektiğinde kendi hayatlarını ortaya koyarlar.

25 Eylül–1 Ekim İtfaiye Haftası vesilesiyle, görevleri başında hayatlarını kaybeden itfaiyecilerimizi rahmet ve minnetle anıyor; bugün aynı cesaret, sorumluluk ve fedakârlıkla görev yapan bütün itfaiyecilerimizin haftasını kutluyor, kendilerine kazasız ve belasız görevler diliyorum. Ateşin karşısında, felaketin ortasında ve çaresizliğin en ağır anında insanın yardımına yetişen bütün itfaiyecilerimize: İyi ki varsınız.

M.Nuri ALPASLAN

HERKES KAÇARKEN ONLAR KOŞAR
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter