Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Savaş Meydanlarında Kaybolan Savaş Ahlakı

Savaş Meydanlarında Kaybolan Savaş Ahlakı

featured

SAVAŞ MEYDANLARINDA KAYBOLAN SAVAŞ AHLAKI

 

Savaş meydanları, dünyanın en sert ve acımasız ortamlarıdır. Peki, bu ortamda ahlaki bir duruş sergilemek mümkün müdür? Savaşın kaçınılmaz olduğu durumlarda bile vicdan ölçüsü, sivillerin korunması, orantılılık ve ayrım gözetme gibi temel insanlık değerlerine bağlı kalmayı öngören evrensel bir ilkedir

 

Hz. Peygamber (s.a.s.), savaşın sadece zafer arayışı değil; hak, adalet ve insanlığın korunması üzerine kurulması gerektiğini göstermiştir. Kur’an’da bu ilke şöyle belirtilir: “Sizinle savaşanlara, Allah yolunda siz de savaşın; ancak haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.” (Bakara 2/190)

 

Rasulullah savaşta merhameti ve vicdanı ön planda tutmuştur. Huneyn Savaşı sonrası öfkeyle çocukları öldüren askerlere, üç kez: “Çocuklar öldürülmezler.” demiştir. Bir sahabinin “Onlar müşrik çocukları” demesi üzerine Resulüllah (s.a.s) şu karşılığı vermiştir: “Her çocuk ancak fıtrat üzere dünyaya getirilir.’’ (Buhârî, Cenâiz, 92) Diğer hadislerinde de, savaşta zulüm, hainlik ve masumlara zarar vermeyi yasaklamıştır. Mu’te Savaşı öncesi askerlere verdiği şu talimatlar bu ahlaki çizgiyi ortaya koyar:

 

  • Kadınları, çocukları ve yaşlıları öldürmeyin.
  • Ağaçları kesmeyin, evleri ve ibadethaneleri yıkmayın.
  • Ganimet mallarına hıyanet etmeyin.
  • Ahde vefasızlık göstermeyin.
  • Savaşta sadece düşmanla çarpışın; masumlara zarar vermeyin. (Buhârî, Cihad 149)

Bu bağlamda İslam âlimleri bu konuyu derinlemesine ele almış ve savaşın yalnızca stratejik değil, aynı zamanda etik sorumluluklar çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ebu Hanife, savaş anında bile zulmün haram olduğunu belirtir. Ona göre Müslüman öfke ile değil, adaletle hükmeder. İmam Şafiî ise savaşta güvenin ve emanetin korunmasını esas alır; düşmana ihanet etmeyi ahlaka aykırı bulur. Seyyid Kutub’un bakışı ise savaşın nihai amacını hatırlatır: zulmü ortadan kaldırmak ve mazlumu korumak.

 

Bu ahlaki anlayış yalnızca İslam düşüncesine özgü değildir. Konfüçyüs’ün adil savaş anlayışı ve Aziz Augustine’in “Just War” teorisi de aynı ilkeleri savunur. Bu ortak insani ilkeler, bize şunu gösterir: Savaş, gerekçesi ne olursa olsun, sınırsız bir yıkım hakkı vermez.

Ne yazık ki bugünün savaşlarında bu kadim değerler yok sayılmaktadır. Gazze’de yaşanan insani felaket, savaş ahlakının nasıl enkaz altında kaldığını gösteren en çarpıcı örnektir.

Son bir yıl içinde Gazze’ye atılan 75 bin ton bomba, büyüklük ve yıkıcılık açısından 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasını katbekat aşmıştır. 150 binden fazla yapı yerle bir olmuş, yüzbinlerce insan evsiz kalmış; okullar, camiler, hastaneler ve tarihi eserler hedef alınmıştır. Birleşmiş Milletler’e göre Gazze’nin %88’i fiziksel olarak tahrip olmuştur

 

Gazze’nin üzerine yağan bombalar, yalnızca binaları ve alt yapıyı değil; doğayı, havayı ve gelecek nesillerin yaşamını da yok etmiştir. Salınan karbon emisyonu çevresel felaket boyutuna ulaşırken, açlık ve hastalık da bölgede hızla yayılmaktadır. DSÖ verilerine göre hanelerin %95’i temiz suya ulaşamamakta, ilaç ve gıda sıkıntısı nedeniyle ölümler artmaktadır. Yardım kuyruklarında bir çuval un bekleyen sivillerin hedef alındığı saldırılarda yüzlerce kişi hayatını kaybetmiştir.

 

Bu yıkımın boyutları gün geçtikçe artarken, uluslararası toplumun tavrı ise bir o kadar sönük kalmıştır. Zulmü engellemesi beklenen uluslararası kurumlar; sessiz, etkisiz ve işlevsiz kalmıştır adaletin, insan haklarının ve vicdanın temsilcisi olması gereken Müslüman ülkeler, BM ve ICC Gazze’deki vahşet karşısında caydırıcı bir adım atmamış sadece sessiz kalmış ve etkisiz açıklamalarla sorumluluktan kaçmıştır. Hukukun değil, güç siyasetinin belirleyici olduğu bir çağda yaşıyoruz.

 

Peygamberimizin şu hadisi bize sorumluluğumuzu hatırlatıyor: “İnsanlar zalimin zulmünü görür de ona engel olmazsa, Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 5) Bu hadis; toplum vicdanını kaybettiğinde, bunun bedelini yalnız bireyler değil; tüm insanlık öder.

 

Dostlar! Bugün sessiz kalmak, suça ortak olmaktır ve aynı zamanda zulmün yayılmasına zemin hazırlamaktır. İşte bu yüzden:

  1. Sessiz kalmayacağız; mazlumlara yalnızlık değil destek gerek.
  2. Ayrım gözetmeden zalimin karşısında duracağız.
  3. Hukuk ve adaletin tarafında olacağız.
  4. Bilgiyle mücadele edeceğiz, doğruyu yayacağız.
  5. Vicdanla hareket edecek, zalimlerle her türlü ilişkiyi keseceğiz.
  6. Eylemle dua edecek, tepki vereceğiz.
  7. İnancı ahlaki bir yaşam biçimine dönüştüreceğiz.

Unutulmamalıdır ki zulmün karanlığı asla kınamalarla dağılmaz.

Sahi! Sesimizi çıkaracak mıyız; yoksa yine kınayıp geçecek miyiz?

 

Savaş Meydanlarında Kaybolan Savaş Ahlakı
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.