Mehmet Nuri Alpaslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. Bir Neslin Adı Değil, Bir Toplumun Vicdanı

Bir Neslin Adı Değil, Bir Toplumun Vicdanı

featured

Bir Neslin Adı Değil, Bir Toplumun Vicdanı

Mehmet Nuri Alpaslan

 

Son yıllarda neredeyse her tartışmanın sonuna iliştirilen bir ifade var: “Z kuşağı.”
Bir davranışı açıklayamadığımızda, bir itirazı anlamlandıramadığımızda ya da bir kopuşu izah etmekte zorlandığımızda başvurduğumuz kolay bir tanım…
Oysa iki harfle kurulan bu cümle, meseleyi açıklamaktan çok, üzerini örtüyor.

İnsan, doğduğu yılla değil; büyüdüğü iklimle şekillenir.
Bir nesli tarif eden şey takvimler değil; evde kurulan dil, sokakta görülen adalet duygusu, okulda hissedilen emek ve toplumda karşılaşılan tutarlılıktır.
Bu yüzden bir kuşağı etiketlemek, sorumluluğu o kuşağın omuzlarına yüklerken, asıl muhasebeyi ertelemek anlamına gelir.

Bugün “yeni nesil” diye anılan kesime yöneltilen eleştirilerin çoğu, aslında bir yoksunluğu değil; sınırları belirsiz bir bolluğu işaret ediyor.
Yokluk görmemek başlı başına bir kusur değildir.
Asıl mesele, varlık içinde ölçüyü, dengeyi ve kıymeti öğrenememektir.
Saygı, yoklukla değil; örnekle kazanılır.
Toplum edabı, kendiliğinden oluşmaz; bilinçli bir aktarım ister.

Hazıra alışmak, tek başına bir tercih değildir.
Hazırı sürekli sunan, emeği görünmez kılan bir düzenin sonucudur.
Sabır öğretilmeden hız kutsallaştırılırsa; aceleci bireyler yetişir.
Süreç anlatılmadan sadece sonuç alkışlanırsa; emek değersizleşir.
Bu tablo, bir kuşağın karakteri değil; bir yetiştirme biçiminin sonucudur.

Burada durup şu soruyu sormak gerekir:
Gerçekten bir “nesil problemi” mi var, yoksa uzun süredir biriken bir “sorumluluk ihmali” mi?

Aile, okul, medya ve toplum; her biri bu aynada kendi payını görmek zorundadır.
Çocuğa saygıyı anlatıp, günlük hayatta saygısızlığı normalleştiren yetişkinlerin olduğu bir ortamda, değerler sadece söz olarak kalır.
Gelenek, anlatılarak değil; yaşanarak aktarılır.
Örf ve adet, sadece hatırlatılarak değil; davranışla korunur.

Toplum dediğimiz yapı, yalnızca imkânlar üzerinden ayakta durmaz.
Asıl belirleyici olan, o imkânlarla kurulan ahlâktır.
Bir çocuğun eline verilen telefon kadar, o telefonun ne zaman susacağı da öğretilmelidir.
Hak kadar sorumluluk; özgürlük kadar sınır da anlatılmalıdır.

Saygılı bireyler tesadüfen yetişmez.
Onlar, sabırla inşa edilen bir iklimin ürünüdür.
Bu da bireysel bir tercih değil; toplumsal bir görevdir.
Değerleri konuşmak kolaydır; yaşatmak zahmetlidir.
Fakat zahmete katlanmadan geleceğe dair şikâyet etmek, çözüm üretmez.

Bu yüzden meseleyi bir kuşağın üzerine yıkmak adil değildir.
Çünkü her nesil, bir öncekinin aynasıdır.
Bugün eleştirdiğimiz davranışlarda, dün gösterilmeyen rehberliğin izleri vardır.
Eleştiri, önce kendimize döndüğünde anlam kazanır.

Ortada “Z kuşağı” diye tek başına bir sorun yoktur.
Vardır; değerleri aktarmayı ihmal eden, sonra da ortaya çıkan tabloya yabancılaşan bir toplum.

Toplumlar, başkalarını suçlayarak değil; aynaya bakarak olgunlaşır.
Ve her gerçek değişim, o aynaya cesaretle bakıldığı gün başlar.

 

Bir Neslin Adı Değil, Bir Toplumun Vicdanı
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.