Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kıble: Yüzümüz Kâbe’ye, Kalbimiz Allah’ın Rızasına

Kıble: Yüzümüz Kâbe’ye, Kalbimiz Allah’ın Rızasına

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kıble: Yüzümüz Kâbe’ye, Kalbimiz Allah’ın Rızasına

Kemal Kahraman

 

İnsan, hayatı boyunca farklı yönlere doğru yürür. Kimi zaman arzularının, kimi zaman korkularının, kimi zaman dünyanın, kimi zaman da ahiretin peşinden gider. Farkında olsun veya olmasın, herkes hayatında bir yön, bir hedef ve bir merkez edinir. Kiminin merkezinde dünya, makam, servet veya şöhret; kiminin merkezinde ise Allah’ın rızası vardır.

Kıble, sözlükte ‘yön, yönelinen cihet’ anlamına gelir. Terim olarak ise Müslümanların namazda yönelmeleri gereken istikameti, yani Kâbe’yi ifade eder. Kıbleye yöneliş, namazın yanı sıra cenazenin defni ve kurban gibi bazı ibadet ve uygulamalarda da kendisini gösterir. Ancak kıbleyi yalnızca bedenin yöneldiği bir cihet olarak görmek, onun mümin için taşıdığı anlamı daraltır.

Çünkü insanın yöneldiği şey zamanla onun düşüncelerine, tercihlerine ve davranışlarına da yansır. Bu yönüyle kıble, mümine yalnızca nereye döneceğini değil, hayatını hangi istikamet üzere sürdüreceğini de hatırlatır.

Hz. Peygamber, Medine’ye hicretinden sonra bir müddet namazlarını Beytülmakdis’e yönelerek kılmış, ardından Yüce Allah kıblenin Kâbe’ye çevrilmesini emretmiştir:

“Artık yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin.” (Bakara, 2/144)

Sahâbîler bu emir karşısında tereddüt etmeden yönlerini değiştirdiler. Rivayetlerde, Benî Seleme Mescidi’nde namaz kılan bir topluluğa kıblenin değiştirildiği haber verilince namaz esnasında Kâbe tarafına döndükleri aktarılır. Bu sebeple mescit, sonraki dönemlerde Mescid-i Kıbleteyn, yani “iki kıbleli mescit” olarak anılmıştır.

Burada dikkat çekici olan, sahâbîlerin yalnızca yönlerini değil, alışkanlıklarını da Allah’ın emrine göre değiştirmeleridir. Onlar için belirleyici olan, daha önce hangi yöne dönmüş oldukları değil, Allah’ın o anda kendilerinden ne istediğiydi.

Kıble değişikliği bize önemli bir kulluk ölçüsü öğretir: Kulluk, alışkanlıkları Allah’ın emrinin önüne koymamaktır. Hakikat karşısında gerektiğinde yön değiştirebilmektir.

Bugün bizim için de soru aynıdır: Allah’ın rızasına aykırı olduğunu bildiğimiz bir alışkanlığımızı, tercihimizi veya yaşam tarzımızı gerektiğinde terk edip yönümüzü değiştirebiliyor muyuz?

Kıbleye yönelirken önemli bir hususu da unutmamak gerekir: Yüzümüzü Beytullah’a çevirmemiz, Allah’ın belirli bir yönde veya mekânda bulunduğu anlamına gelmez. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:

“Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın vechi işte oradadır.” (Bakara, 2/115)

Bu ayet, Allah’ın bir mekân veya yönle sınırlı olmadığını ortaya koyar. Kıble, Allah’ın bulunduğu bir yön değil; O’nun kullarına ibadetlerinde yönelmelerini emrettiği cihettir.

Dolayısıyla kıble, Allah’ı bir mekânla sınırlamak değil, O’nun emrine teslimiyetin bir göstergesidir.

Kâbe’yi görebilen kimsenin doğrudan Kâbe’ye yönelmesi gerekirken, Kâbe’den uzakta bulunanların, âlimlerin çoğunluğuna göre, onun bulunduğu istikamete yönelmeleri yeterlidir. Kıble yönünü bilmeyen kimse, imkânları ölçüsünde araştırır ve ulaştığı kanaate göre hareket eder. Yanıldığını fark ettiğinde ise yönünü düzeltir.

Bütün bunlar bize şu ölçüyü öğretir: Mümin bilmediği konuda araştırır, elinden gelen çabayı gösterir; yanıldığını fark ettiğinde ise yönünü düzeltir.

Bu ölçü yalnızca kıble için değil, hayatın tamamı için geçerlidir. İnsan bazen önünde birden fazla ihtimal bulunduğunda hangi yolu seçeceğini bilemeyebilir. Önemli olan imkânlar ölçüsünde doğru istikameti aramaktır.

Kur’an, kulluğun yalnızca dış görünüşten ibaret olmadığını da açıkça bildirir:

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara ve yardım isteyenlere veren; namazı kılıp zekâtı veren; antlaşma yaptıklarında sözlerini tutan; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabreden kimselerdir…” (Bakara, 2/177)

Bu ayet, ibadetin şekliyle ruhunun birlikte düşünülmesi gerektiğini öğretir. Namazda doğru yöne dönmek önemlidir; fakat bu yönelişin insanda iman, ahlâk, merhamet, doğruluk, sabır ve sorumluluk bilinci oluşturması da gerekir.

Kıbleye yönelen bedenin, kullukla şekillenen bir hayata da yönelmesi gerekir.

Bir Müslüman namaza durduğunda yüzünü Mescid-i Harâm’a, kalbini ise Rabbine yöneltir. Böylece kıble, bedenin yönelişi ile kalbin kulluk istikametini buluşturan bir sembole dönüşür.

Kur’an’ın ifadesiyle:

“Herkesin yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah hepinizi bir araya getirecektir.” (Bakara, 2/148)

Öyleyse mesele sadece nereye döndüğümüz değildir. Asıl mesele, o yönelişin hayatımızı nereye taşıdığıdır.

İnsan namazda Kâbe’ye dönerken hayatında neyin peşinden gitmektedir? Kalbinin merkezinde Allah’ın rızası mı vardır, yoksa dünya ve insanların beğenisi mi?

İşte kıblenin bize yönelttiği asıl soru budur.

Peki bugün bizim kalbimizin kıblesi nedir? Hayatımızın yönünü gerçekten ne belirliyor?

Devam edecek…

 

Kıble: Yüzümüz Kâbe’ye, Kalbimiz Allah’ın Rızasına
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter