Dört Kapı Kırk Makam: İnsanın Kendine Yolculuğu
İnsan ömrü boyunca çok kapıdan geçer. Kimi kapılar makama, kimi servete, kimi şöhrete açılır. Bazılarının ardında güç, bazılarının ardında itibar vardır. Fakat insanın önündeki en çetin kapı, kendi içine açılan kapıdır. Çünkü başkasını tanımak kolay, kendini tanımak zordur; başkasının kusurunu görmek kolay, kendi nefsini terbiye etmek ise emek ister. Alevî-Bektaşî irfan geleneğinin en köklü öğretilerinden Dört Kapı Kırk Makam, işte bu uzun insanlık yolculuğunu anlatır. Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat… Her kapıda on makam, her makamda insanı biraz daha kendisine yaklaştıran bir ders vardır.
Şeriat Kapısı, yolun başlangıcıdır. İman etmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek, helal kazanmak, aile hukukunu gözetmek, çevresine zarar vermemek, şefkatli ve temiz olmak, kötülükten sakınmak bu kapının esasları arasındadır. Çünkü insanın gönül âlemine çıkacağı yol önce davranışlarından geçer. Eli haksızlığa, dili yalana, gözü harama alışmış bir insanın hakikatten söz etmesi kolaydır; hakikate uygun yaşaması ise zordur. Bu nedenle ilk kapı insana önce ölçüyü öğretir: Doğru yaşa, hakkı gözet, kimsenin hakkına el uzatma.
Tarikat Kapısı, insanın gözünü dışarıdan kendi içine çevirdiği yerdir. Tövbe etmek, bir yol ve rehber edinmek, nefisle mücadele etmek, hizmet etmek, ümidini kaybetmemek, sohbet ve birlik içinde bulunmak, sevgi ve bağlılığı büyütmek bu kapının makamları arasındadır. Buradaki asıl mücadele başkalarıyla değil, insanın kendi nefsiyle verdiği mücadeledir. Çünkü öfkesini yenemeyen dünyayı yense ne olur? Kibrini susturamayan bin kişiye söz geçirse ne kazanır? Tarikat kapısı insana, başkasına hükmetmeden önce kendine hükmetmeyi öğretir.
Marifet Kapısı ise bilmekten öte, anlamaya açılır. Edep, sabır, kanaat, hayâ, cömertlik, ilim, hoşgörü ve kendini bilmek bu kapının temel taşlarıdır. Nice insan vardır çok şey bilir fakat bildiğinin hikmetine erişemez. Nice insan vardır çok konuşur fakat bir gönle dokunamaz. Çünkü marifet yalnızca zihnin dolması değil, gönlün de olgunlaşmasıdır. İlim insana ne bildiğini gösterirken marifet, ne kadar az bildiğini de fark ettirir. İnsan kendini tanıdıkça başkasını yargılamakta acele etmez; kendi kusurunu gördükçe başkasının kusurunu büyütmekten vazgeçer.
Ve yol Hakikat Kapısına ulaşır. Toprak gibi mütevazı olmak, insanları ayrım gözetmeden değerlendirmek, iyilik etmek, yaratılmışı sevmek, birlik düşüncesine erişmek, doğruyu menfaat uğruna eğip bükmemek, emaneti ve sırrı korumak, bilgiyi irfana dönüştürmek bu kapının olgunluğudur. Toprak olmak burada küçülmek değildir. Toprak üzerine basıldığı hâlde ürün verir; kendisine atılan tohumu saklar, zamanı geldiğinde onu berekete dönüştürür. Hakikat yolundaki insanın büyüklüğü de başkalarının üzerinde yükselmesinden değil, başkalarına fayda sağlayabilmesinden anlaşılır.
Dört Kapı Kırk Makam’a yalnızca geçmişten bugüne ulaşmış tasavvufi bir öğreti olarak bakmak eksik olur. Çünkü insanın kibirle, öfkeyle, hırsla, makamla, servetle ve benlik duygusuyla imtihanı bugün de devam ediyor. Değişen yalnızca zaman ve araçlardır; insanın kendi nefsiyle mücadelesi ise değişmemiştir. Bugün de bilgili olmak mümkündür ama bilge olmak zordur. Makam sahibi olmak mümkündür ama adalet sahibi olmak zordur. İnsanlara söz geçirmek mümkündür ama kendi öfkesine söz geçirmek zordur. Görünür olmak kolaydır; gönüllerde güzel bir iz bırakabilmek ise başka bir meziyettir.
Belki de bu yüzden Dört Kapı Kırk Makam’ın asırlardır yaşayan sözü hâlâ bize bir şeyler söylüyor. Şeriat “doğru yaşa”, Tarikat “nefsini terbiye et”, Marifet “kendini bil”, Hakikat ise “insanı sev ve insan ol” der.
İnsan bazen ömrünü makam arayarak geçirir. Oysa bu öğretide kırk makamın sonunda insana bir koltuk, bir unvan ya da başkalarından üstün olduğunu gösteren bir paye verilmez. Tam tersine insan, bütün bunların geçiciliğini anlayacak bir olgunluğa çağrılır.
Çünkü yolun sonunda varılması gereken en büyük makam, insanlık makamıdır.
