Mehmet Nuri Alpaslan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. MUTLU ETMEYE ÇALIŞIRKEN UZAKLAŞTIĞIMIZ MUTLULUK

MUTLU ETMEYE ÇALIŞIRKEN UZAKLAŞTIĞIMIZ MUTLULUK

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

MUTLU ETMEYE ÇALIŞIRKEN UZAKLAŞTIĞIMIZ MUTLULUK

M.Nuri Alpaslan

 

Bazen çocuklarımızı mutlu etmek için gösterdiğimiz çabanın, farkında olmadan onları gerçek mutluluktan uzaklaştırabileceğini düşünmüyoruz. Sabah erkenden başlayan hayat telaşı, iş, geçim kaygısı ve daha iyi bir gelecek kurma düşüncesi içinde anne babalar durmadan çalışıyor. Bütün bu koşuşturmanın ardında çok insani ve güzel bir niyet var: “Çocuğumun hiçbir şeyi eksik kalmasın.” Fakat belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: Bir çocuğun gerçekten eksikliğini hissettiği şey nedir?

Çocukların dünyasında mutluluk, yetişkinlerin düşündüğü kadar pahalı değildir. Bir çocuk için annesinin yanında olması, babasının eve geldiğinde onunla ilgilenmesi, aynı sofraya oturmak, birlikte konuşmak, gülmek ve kendisini dinleyen birilerinin bulunduğunu bilmek çoğu zaman en pahalı hediyeden daha değerlidir. Çocuk aile sıcaklığını görmek, anne şefkatini hissetmek, babasının güven veren varlığını yanında bulmak ister. Çünkü çocukluk hafızasına yerleşen asıl şey, bir oyuncağın markası ya da bir telefonun modeli değil, o yıllarda kendisine ne kadar zaman ayrıldığı ve ne kadar sevildiğidir.

Ne var ki yaşadığımız çağ bize başka bir mutluluk tarifi sunuyor. Reklamlar, sosyal medya, vitrinler ve her gün piyasaya çıkarılan yeni ürünler hem yetişkinlerin hem de çocukların isteklerini sürekli çoğaltıyor. Daha dün büyük bir heyecanla alınan bir şey, kısa süre sonra sıradanlaşıyor; ardından daha yenisi, daha gösterişlisi ve daha pahalısı isteniyor. Böylece ihtiyaç ile istek arasındaki sınır giderek siliniyor. Anne baba ise çocuğunun gözünde bir eksiklik oluşmasın, arkadaşlarından geri kalmasın ve istediği şeylere sahip olabilsin diye daha fazla kazanmak zorunda hissediyor kendisini.

Tam da burada hayatın üzerinde düşünülmesi gereken büyük çelişkilerinden biri ortaya çıkıyor. Çocuğunu mutlu etmek için daha fazla çalışan anne baba, daha fazla çalıştıkça çocuğuyla geçireceği zamandan eksiltiyor. Çocuğun odasına yeni eşyalar eklenirken birlikte geçirilecek akşamlar azalıyor; oyuncakların sayısı çoğalırken beraber yapılacak yürüyüşler erteleniyor; daha iyi bir telefon alınırken uzun bir sohbet için ayrılacak zaman bulunamıyor. Böylece çocuğumuzu mutlu etmek amacıyla çıktığımız yol, farkında olmadan onun bizden beklediği aile sıcaklığından uzaklaşmasına dönüşebiliyor.

Elbette mesele çalışmamak, kazanmamak ya da çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılamamak değildir. Her anne baba imkânları ölçüsünde evladına güzel bir hayat sunmak ister ve bunda yanlış olan hiçbir şey yoktur. Asıl mesele, sevgimizi yalnızca satın aldığımız şeylerle göstermeye başladığımızda ortaya çıkıyor. Çünkü hiçbir mağazada anne şefkati satılmıyor, hiçbir vitrinde baba sevgisinin fiyatı yazmıyor. Birlikte geçirilen huzurlu bir akşamın, aynı sofrada paylaşılan bir lokmanın, çocuğun anlattığı küçük bir meseleyi gerçekten dinlemenin ve ihtiyaç duyduğu anda yanında olmanın maddi bir karşılığı bulunmuyor.

Yıllar geçtiğinde çocuklarımızın hafızasında aldığımız her eşyanın kalacağını sanıyorsak yanılıyoruz. Oyuncaklar kırılacak, kıyafetler küçülecek, telefonlar eskiyecek ve bugün uğruna büyük fedakârlıklar yapılan pek çok şey yarının unutulan eşyaları arasına karışacaktır. Fakat annesiyle yaptığı bir sohbet, babasıyla çıktığı bir yürüyüş, ailece oturulan bir akşam sofrası, birlikte gülerek geçirilen sıradan bir pazar günü belki ömür boyunca unutulmayacaktır. Çünkü çocukluk yıllarında sıradan görünen bazı anlar, insan büyüdüğünde hayatının en değerli hatıralarına dönüşür.

Belki de bu nedenle çocuklarımızın mutluluğunu çağın bize dayattığı tüketim anlayışında değil, yeniden evimizin içinde aramamız gerekiyor. Reklamların neyi almamız gerektiğine, sosyal medyanın nasıl yaşamamız gerektiğine karar verdiği bir zamanda aile olmanın anlamını korumak her zamankinden daha önemli hâle geliyor. Çocuklarımızın her istediğini karşılamak yerine bazen yanlarına oturmak, onları dinlemek, birlikte vakit geçirmek ve sevildiklerini hissettirmek çok daha büyük bir armağan olabilir.

Çünkü çocuklara bırakabileceğimiz en değerli miras, odalarını dolduran eşyaların çokluğu değil, kalplerini dolduran aile sevgisidir. Günün birinde büyüyüp çocukluklarına dönüp baktıklarında kaç oyuncağa sahip olduklarını değil, büyük ihtimalle evlerinin nasıl bir yer olduğunu hatırlayacaklar. İşte bütün mesele de burada saklıdır: Çocuklarımızın hafızasında “Her istediğimi aldılar.” cümlesinden önce, “Bizim evimizde sevgi vardı; annem ve babam yanımdaydı.” diyebilecekleri bir çocukluk bırakabilmek.

MUTLU ETMEYE ÇALIŞIRKEN UZAKLAŞTIĞIMIZ MUTLULUK
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter