Neden Herkes Küs?
M. Nuri Alpaslan
Toplumun nabzını tutmaya çalıştığınızda artık her yerde aynı tabloyla karşılaşıyorsunuz:
Aile içinde kardeş kardeşe küsmüş, komşular yıllardır birbirine selam vermez olmuş, köyde, mahallede, apartmanda birlik duygusu neredeyse kalmamış. Sanki görünmez bir soğukluk dolaşıyor aramızda.
Peki, ne oldu bize? Ne zaman birbirimizi rakip, birbirimizin mutluluğunu tehdit görmeye başladık?
Eskiden insanlar arasında güven vardı. Söz, senet sayılır; bir tebessüm bile dostluk kurmaya yeterdi. Şimdi ise herkes birbirinden şüphe ediyor. Kırılganlıklarımız çoğaldı, tahammülümüz azaldı. Eleştiri nezaketsizliğe, samimiyet de menfaate karıştı.
Bunun temelinde sadece bireysel öfke değil, toplumsal bir dönüşüm var.
Teknolojiyle birlikte insanlar yüz yüze iletişimi kaybetti. Sosyal medyada görünen sahte mutluluklar, insanları kendi hayatlarından soğuttu. Herkes kıyaslıyor, herkes bir başkasının sahip olduklarına göz dikiyor.
Bu da doğal olarak toplumsal kıskançlık ve memnuniyetsizlik üretmeye başladı.
Bir diğer etken, saygı kültürünün zayıflaması. Eskiden “büyüğün sözü dinlenir, küçüğün hatası hoş görülürdü.” Şimdi ise herkes haklı, herkes son sözü söyleme derdinde. Dinleyen yok, anlayan az, empati neredeyse yok.
Toplumun temel taşı olan güven, yerini temkinli mesafeye bıraktı. İnsanlar artık yakınlık kurmaktan korkuyor. Çünkü güvenmenin, iyilik yapmanın bedelinden endişe ediyorlar. Bu da sosyal bağları giderek zayıflatıyor.
Sonuçta herkes birbirine küs, ama kimse barışmak istemiyor. Çünkü kimse ilk adımı atmak istemiyor.
Oysa toplumsal barışın yolu, bireysel adımlardan geçer.
Bir toplumun huzuru, insanlarının birbirine olan saygısı ve iyi niyeti kadar güçlüdür.
Ne Yapmalıyız?
Öncelikle yeniden dinlemeyi öğrenmeliyiz. Farklı düşüneni, bize benzemeyeni anlamaya çalışmalıyız.
Kırıldığımızda hemen kopmak yerine, konuşmayı denemeliyiz. Zira iletişim kurulmayan yerde, önyargı büyür.
İkinci olarak, iyi niyetle yaklaşmayı alışkanlık hâline getirmeliyiz. Her davranışın altında kötü niyet aramak, hem insan ilişkilerini hem toplumsal barışı zehirler.
Üçüncüsü, örnek olmalıyız. Çocuklara, gençlere hoşgörüyü sadece sözle değil, davranışla göstermeliyiz.
Küslüğü değil, barışmayı miras bırakmalıyız.
Ve son olarak, sosyal bağları yeniden inşa etmeliyiz.
Komşuluk ilişkilerini canlandırmak, aile içinde ortak sofraları çoğaltmak, yerel dayanışma kültürünü güçlendirmek; hepsi küçük ama etkili adımlar.
Çünkü unutmayalım: Toplum, birbirine güvenen insanların toplamıdır.
Bir selam, bir tebessüm, bir özür bazen sandığımızdan çok daha fazlasını onarabilir.
Barış, bir günde sağlanmaz; ama bir adımla başlar.
